Bundan 56 yıl önce bugün, 22 Ağustos 1970’te Yapı İşçileri Sendikası Genel Başkanı Necmettin Giritlioğlu İzmir Aliağa’da başlayan grevin ilk günü öldürüldü. Giritlioğlu katledildiğinde 26 yaşında bir işçi önderiydi. Devrimci bir sendikacıydı ve onun ölüm emrini verenler için bu niteliği büyük önem taşıyordu. Türkiye’de hedef gözetilerek öldürülen ilk devrimci sendikacıydı. Bu yönüyle Necmettin Giritlioğlu cinayeti sermayenin işçi sınıfına karşı zorun en çıplak biçimini kullandığı bir dönemin de simgelerindendi.
Bu yıllarda başlayan cinayetler zinciri 12 Eylül sonrasında Disk İlerici Deri-İş Başkanı Kenan Budak’ın öldürülmesine kadar devam etti. Necmettin Giritlioğlu da vurulduğunda Kenan Budak gibi henüz otuzunda değildi. Giritlioğlu 26, Budak ise 29 yaşlarındaydılar. İkisi de genç yaşlarda devrimci hareketle tanışmış ve sınıf çalışması içine girerek önderleşmişlerdi. İkisinin de işçilerle kurdukları ilişki birbirine çok benziyordu. Sermayenin ikisini de yok etmek istemesinin altında devrimci bir sınıf önderi olmaları gerçeği yatıyor.
Ereğli Demir Çelik Günleri
Necmettin Giritlioğlu 1944 yılında Ankara’da dünyaya gözlerini açtı. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra 1967 yılında Ereğli Demir Çelik İşletmeleri’nde çalışmaya başladı. Bir yıl sonra burada örgütlenme çalışması yürüten DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikasına üye oldu ve sendikanın gençlik kolu başkanlığına seçildi. Aynı dönemde Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye olarak Karadeniz Ereğli İlçe Örgütü’nde çalışmaya başladı. Kısa bir süre sonra aynı işyerinde örgütlü olan TÜRK-İŞ’e bağlı Türk Metal Sendikası tabanında çalışma yapmak üzere Maden-İş’ten ayrıldı. Toplu Sözleşme ve Grev Dayanışma Komitesi’ni kurarak işçileri greve hazırladı. Giritlioğlu’nun da içinde olduğu bu grubun zorlamasıyla greve çıkan Türk Metal eline geçen ilk fırsatta işverenle uzlaşınca satışa gelen işçilerin Maden-İş’e geçişi de sağlanmış olur.

1968 yılında ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşı meşrulaştırmak üzere Ereğli’de düzenlenen bir serginin protesto edilmesinde önemli rol oynadı ve bunun üzerine gözaltına alınarak işkenceli sorgulardan geçti.
Ardından 1969 yılında Taksim Meydanı’nda düzenlenen 6. Filo’yu protesto mitingine katılmak üzere İstanbul’a geldi. Tarihe Kanlı Pazar olarak geçen ve sözde komünizm karşıtlığından yola çıkan ama ABD emperyalizminin uşaklığına soyunan güruhun devletle işbirliği içinde gerçekleştirdiği katliamda yaralandı ve Ereğli’ye döndükten sonra da yıl sonunda işten çıkarıldı.
Giritlioğlu ve YİS
İşten çıkarıldıktan sonra Ankara’ya dönen Giritlioğlu burada İsmet Demir’in başkanlığında Yapı İşçileri Sendikası’nda (YİS) çalışmaya başladı. YİS 1965 yılında İsmet Demir ve Suat Şükrü Kundakçı tarafından kurulan ve inşaat işkolunda faaliyet yürüten bir sendikadır. Tüzüğü Dr. Hikmet Kıvılcımlı tarafından hazırlanan sendika İskenderun Petrol Boru Hattı inşaatında örgütlenerek başlattığı grev ile dikkatleri üzerine çekmiştir. İsmet Demir’in militanca yürüttüğü samimi ve kararlı faaliyetiyle inşaat işçileri arasında kısa sürede yaygın bir örgütlülüğe kavuşan YİS Ambarlı Santrali, Kadıncık Barajı, İzmit Petro Kimya Tesisleri ve İskenderun Demir Çelik Tesisleri gibi büyük inşaatlarda grev ve direnişler örgütlemiş, işçilerin haklarını almalarında önemli bir rol oynamıştır.
Aliağa Grevi ve Giritlioğlu’nun Katledilmesi
Bu grevlerden bir tanesi de 1970 yılında düzenlenen Aliağa greviydi. Grev önce Rafineri inşaatında başlamış fakat işveren ile iş yerinde örgütlü diğer sendika olan Türk-İş’e bağlı Yapı-İş sendikasının uzlaşması sonucu yetki karmaşası yaratılarak mahkemeye gitmişti. Mahkeme ile süreç uzatılırken çeşitli oyunlarla yetki Yapı-İş’te kalmış ve grev sona ermişti. Bu sürede işverenin İsmet Demir hakkında yaydığı olumsuz söylemler işçileri etkilemiş ve bunun üzerine Demir’in örgütlediği kongre ile 1970’in Temmuz ayında Necmettin Giritlioğlu YİS genel başkanlığına seçilmişti. Sendika yönetimi de ağırlıklı Aliağa işçilerinden oluşturulmuştu.
Bu sırada rafineri içinde Çavuşoğlu-Kozanoğlu Firması’nın yüklendiği Tank Temelleri ve Montaj Tesisleri’nde örgütlenen sendika işverene toplusözleşme çağrısı yapmış ve işverenin çağrıya uymaması sonucu grev kararı alınmıştı. Rafineri inşaatı Sovyetler Birliği’nden alınan kredi ile gerçekleşiyordu ve inşaatta Sovyet teknisyenler de görevli olarak çalışıyordu. Grev sabahı teknisyenleri iş yerine getiren servis otobüsleri inşaat girişinde durdurulup mühendisler bilgilendirilip geri döndürülürken Kazım Soyuncu isimli bir servis şoförü torpido gözünden çektiği silahı “Ben grev falan tanımam, komünistlere göz yummayacağız” diyerek ateşlemiş ve Necmettin Giritlioğlu’nu öldürmüştü.1

Giritlioğlu’nun cenazesi öfkeli bir işçi kalabalığı ile rafineri önünde yapılan törenin ardından 24 Ağustos’ta Ankara’da toprağa verildi. Ankara’da çok sayıda işçi ve öğrencinin katıldığı törenin ardından cenaze mezarlığa götürülürken de sivil faşistler tarafından taşlı saldırıya maruz kalmıştı. Necmettin Giritlioğlu’nun katilinin de azılı bir antikomünist olduğu gerçeği bize saldırıların esas hedefini görmemize de yardımcı oluyor.

Yükselen Sınıf Hareketine Yönelen Şiddet
1947 yılında kabul edilen Sendikalar Kanunu ile işçiler devlet kontrolünde sendikalarda örgütlenirken grev henüz yasal bir hak olarak kabul edilmemişti. 1961 Anayasası ile grev hakkı tanınmış ve 1963 yılında yapılan düzenlemelerle birlikte grevli toplu sözleşme dönemi yasal çerçeveye kavuşmuştu. Elbette bu düzenlemeler ve haklar yasa yapıcıların isteğiyle gerçekleşmedi. 1962 yılının sonlarında başlayan ve 1963’ün ilk aylarını da kapsayan ve 62 gün devam eden Kavel Kablo Fabrikası direnişi bu yasal düzenlemelerin oluşmasında önemli bir rol oynamıştı. Bu “yasadışı” grev ile birlikte işçiler haklarını alırken Türkiye işçi sınıfı da grevli toplu sözleşme düzenlemesine ve aynı zamanda direnişten dolayı Türk-İş içinde yaşanan çatlak sonucunda DİSK’in oluşumuna dair atılan ilk adımlara da kavuşuyordu.
60’lı yıllar ile birlikte kırdan kente göç ve hızla yaşanan işçileşme süreci ülkede yükselen sosyalist hareketle bir araya gelmiş ve bu da emek mücadelesini politikleştirerek yaygınlaşmasını sağlamıştı. 1961 yılında Saraçhane’de düzenlenen işçi mitingi, 1962 yılında 5 bin inşaat işçisinin Ankara’da yalınayak yürüyüşü gibi eylemler sınıfın öfkesini açığa çıkartıyordu. 1963 yılında greve katılan işçi sayısı 1514 iken bu sayı 1966’da 11 bin 414’e, 1971’de 21 bin 156’ya erişmişti. İşçi eylemleri yasal grevlerle kendini sınırlamıyor, fiili direnişler ve yaygın işyeri/fabrika işgalleriyle militanlaşıyordu. Sadece 1968-69 yıllarında şu işyerleri işçiler tarafından işgal edilmişti: Akiş Dokuma, Altınel Pres, Bell Kimya, Çelik Halat, Deniz Nakliyat, Alpagut Kömür İşletmesi, Derby Lastik, Diyarbakır Belediyesi, Emayetaş, Gabriyel Gavriyeloğlu Dokuma, Güven Boya ve Apre, Kavel Kablo, Krom Manyezit, Perşembe Fındık Tarım Satış Kooperatifi, Singer, Tekel Çamaltı Tuzlası, Executor Gemisi, Türk Demir Döküm, Yarımca Seramik, Şehzadebaşı Sineması ve Şişli’deki Ekmek Fabrikası.
Sınıf hareketinin yükselişi ve bu yükselişte öne çıkan DİSK’i engellemek için sendika ve toplu sözleşme kanunlarını değiştirmek üzere hazırlanan tasarılar mecliste kabul edilirken bu düzenlemelere karşı 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde Türkiye işçi sınıfının en büyük eylemlerinden biri yaşandı. Çeşitli iş kollarından 100 bin civarında işçi İstanbul ve İzmit’te örgütlenme hakkına sahip çıkmak üzere sokakları ve meydanları doldurarak hayatı felç etti. Bu aynı zamanda ülkede sınıf hareketinin ilk kitlesel siyasal hareketiydi.
İşçinin Kanı
Dönem, yükselen sınıf hareketini bastırmak için her tür şiddetin devreye sokulduğu bir dönemdi. 1965 yılında Ereğli Kömür İşletmesi Kozlu bölgesindeki işçilerin başlattığı büyük bir eylemde iki işçi, 1969 yılında Gamak elektrik motoru fabrikasında başlayan direniş esnasında Maden-İş üyesi Şerif Aygün, 15-16 Haziran 1970’te Mutlu Akü işçisi Yaşar Yıldırım, Vinleks işçisi Mustafa Bayram, Cevizli Tekel işçisi Mehmet Gıdak asker ve polis kurşunlarıyla öldürülürken Şerif Aygün adına yakılan ağıt dönemin simgelerinden biri olmuştu.
Necmettin Giritlioğlu böylesi bir yükseliş döneminde YİS gibi militan ve direnişçi bir sendikanın genel başkanlığına seçilmişti. Onun bu göreve gelmesinde Ereğli Demir Çelik’te başlayan ve Ankara’da ODTÜ inşaatlarında devam ettirdiği başarılı sınıf örgütlenmesi pratiğiydi. Genç yaşta başladığı sınıf çalışmasında işçilerle kurduğu sıcak ve samimi bağlar onu bürokrat sendikacılardan hemen ayırıyordu. Sosyalist bir sendikacı olarak da sınıfın çıkarlarının patronlarla uzlaşmada olmadığını biliyor ve işçilere de bunu anlatıyordu. Bu özelliğiyle de zaten kısa sürede önderleşti. Yükselen işçi hareketinin bastırılması için onun gibi kişiliklerin hedef alınarak yok edilmesi egemenlerin önceliğiydi. Bu yüzden zaten asker-polis ve sivil faşist çeteler neredeyse bütün grev ve işçi direnişlerine saldırılar gerçekleştiriyordu.

İşte Necmettin Giritlioğlu devrimci bir sendikacı olarak bu özellikleriyle öne çıkıyor ve sınıf mücadelesinin tarihinden çıkarak elden ele bugüne kadar taşınan bir bayrak oluyor. Necmettin Giritlioğlu, İsmet Demir, Kenan Budak gibi devrimci sendikacılar işçilerin ekonomik ve siyasal çıkarlarını önceleyen, sendikacılığı bir meslek olarak görmeyen, işçi sınıfının tarihsel rolünün bilincinde olan sınıf önderleriydi. Onları bugün anmanın önemi isimleriyle birlikte bu niteliklerinin de yükseltilmesindedir.
- Aliağa grevi Necmettin Giritlioğlu’nun öldürülmesinden sonra 25 Ağustos 1970 tarihinde işverenin başvurusu üzerine Menemen İş Mahkemesi’nin aldığı kararla durduruldu. Durdurma gerekçesi olarak greve usulsüzce başlandığı ve yetkinin YİS’te değil Türk-İş’e bağlı Yapı-İş sendikasında olduğuydu. Bunun üzerine işçiler işbaşı yaparak işyerinde pasif direnişe geçtiler.
Yapılan itiraz üzerine mahkeme 4 Eylül’de YİS’in yetkili sendika olduğuna karar verdi. Ancak işverenin aldığı lokavt kararı ile 480 işçinin işine son verildi. Necmettin Giritlioğlu’ndan sonra tekrar sendika başkanlığına seçilen İsmet Demir’in kararlı tavrı sonucu devam eden direniş sonunda 3 Kasım 1970 tarihinde imzalanan toplu iş sözleşmesi ile grev ve direniş de sona ermiş oldu.
Necmettin Giritlioğlu öldürüldükten sonra Ankara’dan Yusuf Küpeli, Hüseyin Cevahir, Münir Ramazan Aktolga, Atilla Sarp ve pek çok Dev-Genç’li arkadaşı grevle yakından ilgilenmişti. Yusuf Küpeli greve fiilen destek vermek üzere Aliağa’ya gelmiş ve işçilerle toplantılar yapmıştı. İsmet Demir’in anılarında aktardığına göre Yusuf Küpeli’nin Aliağa’ya gelişi ilçede ve yakın köylerde büyük bir heyecan yaratmış ve Giritlioğlu’nun intikamının alınacağı kulaktan kulağa yayılmıştı. ↩︎


