Sınav sonuçları genelde başarı sıralaması ve puanı değerlendirse de bu sefer optikler geleceksizliği ve yoksulluğu gözler önüne döktü. Geçtiğimiz haftalarda açıklanan LGS ve YKS sonuçlarıyla birlikte, geleceksizlik ve yoksulluk girdabındaki öğrencilerin içinde bulunduğu tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.
13-14 yaşlarında LGS sınavına girebilecek öğrenci sayısı 1.336.481 iken bu sayıdan 342.123’ü sınava giremedi. Bu rakam, yüzde 25.6’lık bir orana tekabül ediyor. YKS’de de durum farklı değil. 17 yaşında sınava ilk defa girebilecek öğrenci sayısı 1.312.948 iken 524.145 öğrenci (yüzde 39.92) sınava giremedi. Toplam 866 bin öğrenci sınava giremedi!
866 Bin Boş Sıra Ne Anlatıyor?
Bu tabloyu sadece sınava girmeyen öğrenciler olarak görmemek lazım. Ağır yoksulluk ve geçim krizinin yaşandığı dönemde her geçen gün parasız, bilimsel eğitim hakkı gasp ediliyor. Çelişkilerin giderek derinleştiği, yoksulluğun ve geleceksizliğin arttığı bu girdapta işçi sınıfının çocukları için nitelikli eğitim hakkı imkansız bir hal alıyor. Alışmak ise “hayatta kalmanın tek yolu” haline geliyor. Gençler mesleki eğitim adı altında ya da kayıt dışı çalışarak emek gücünü satmak zorunda kalıyor. Gençler eğitim hayatlarını bir an önce sonlandırıp açlık sınırının altında da olsa verilecek ücretlerle hayatta kalma mücadelesine itiliyor.
Mesleki Eğitim mi Ucuz İşgücü mü?
Mesleki eğitim adı altında görülen MESEM Projesi, özünde gençleri eğitiminden uzaklaştırıp erkenden çarkın dönen dişleri haline getiren patronların ve iktidarın işbirliği ile oluşan bir proje. Sermaye düzeni kendini yeniden üretmek için her alanı tekeline alırken çeşitli fabrika, atölyeler, kuaför vb. yerlerde çalışmayı gençlere gelecek için alternatif olarak sunuyor. Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren aileler, çalışma imkanı olan çocukların, gençlerin hazır böyle bir “fırsatı” bulmuşken kaçırmaması gerektiğini düşünüyor.
Meslek liseleri, ortaokulları yaygınlaşırken açık liselere de geçişin zorlaşması gençleri örgün eğitimden koparıp MESEM Projelerine sürüklüyor. Eğitiminden uzaklaştırılan, koparılan birçok çocuk, güvencesiz, düşük ücretli ve ağır koşullarla sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacına mahkum ediliyor. Her yıl yüzlerce çocuk/genç işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor, tacize, tecavüze uğruyor ya da ihmaller sonucu kalıcı sakatlıklar yaşıyor. Ancak gitgide büyüyen yoksulluk ve geleceksizlik girdabı bu gerçekleri gölgesinde bırakıyor.
Sorun İsteksizlik ve Başarısızlık mı?
Sosyoekonomik krizin derinleştiği günümüzde, gençlerin karşı karşıya kaldığı geleceksizlik ve yoksulluk tablosunun “bireysel isteksizlik” ya da “ailelerin ilgisizliği” söylemiyle meşrulaştırılmak istendiği ifade ediliyor. Yapılan değerlendirmelerde, mevcut ekonomi politikalarının suçu bireylere yükleyerek sistemik sorunları örttüğü vurgulanıyor.Artan yoksulluğu, geleceksizliği derinleştiren bu düzen faturayı gençlere ve ailelere kesiyor. Sermayesi için gençleri ucuz işgücü olarak görürken emek sömürüsünü çığ haline getirip “suçu gençlerin başarısızlığı, isteksizliği veya ailenin ilgisizliği” olarak gösteriyor. Son dönemde artan “gençlerin iş beğenmediği” veya “başarısız olduğu” yönündeki söylemlerin, mevcut sermaye düzeninin sorumluluktan kaçma mekanizması olduğu ifade ediliyor.
Bireylerin karar ve tutumlarının kişisel tercihlerden ziyade, maruz kaldıkları sosyal ve ekonomik şartlar tarafından belirlendiğine dikkat çekiliyor. Sermaye düzeni kendini yeniden üretmek, bir avuç sermayedarın kârı için emek gücünü satarak asıl zenginliği üreten işçi sınıfını geleceksizlik ve yoksulluk girdabına mahkum ediyor. Açlık sınırının altında bile olsa bir ücrete sahip olmak bu geleceksizlik girdabında en iyi yol olarak görülüyor.
Yaşam alanlarının iktidar veya sermaye gruplarının ihtiyaçlarına göre değil, bizzat hayatı üreten toplumun asıl özneleri tarafından şekillendirilmesi gerekiyor.


