Üniversite sınavlarına yapılan başvuru sayısı 2026 yılında son yılların en düşük seviyesinde. Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) olarak adlandırılan sınava yapılan başvuru sayısı 2 milyon 425 bin kişiye kadar geriledi. 2022-2024 arasında her yıl en az 3 milyon olan başvuru sayıları, 2025 yılında 2 milyon 560 bine düşmüştü. Bu düşüş 2026 yılında da sürdü.
Genç nüfusun hızla artmasına, açılan üniversite sayılarının da buna paralel olarak artmasına rağmen sınava başvuruların keskin ve sürekli bir düşüş içerisinde olması dikkat çekici. Bunun sebeplerini anlamak için ise üniversite mezunu olmanın bedellerini ve getirilerini kıyaslamak gerek.
Başvuru Ücretleri Enflasyondan Hızlı Artıyor
Üniversite okumanın ilk bedeli sınava başvururken devletin talep ettiği ödeme. Başvuru ücreti 2020 yılında 70 TL iken 2026 yılında 700 TL’ye kadar çıktı. Bu ücretin yedi yılda tam on katına çıkması anlamına geliyor. Son yıllardaki artışlar ise daha da çarpıcı. 2024 yılında 295 TL olan başvuru ücret, 2025 yılında 450 TL’ye çıkarak yüzde 50 bandında zamlanmıştı. 2026 yılında ise yüzde 55 zamlandı. Üniversite sınavına başvurma ücretinin resmi enflasyon oranından dahi yüksek oranlarda artış göstermesi dikkat çekiyor.
Bu 700 TL ise bir seferlik yapılacak bir ödeme olarak çok önemli görülmeyebilir, ancak lise eğitimine ek olarak çalışmak zorunda olan öğrenciler çok önemli bir meblağ. Özellikle de mezuna kalmak durumunda kalan ve sınava tekrar hazırlanan gençlerin ailesinden kolaylıkla isteyebileceği bir miktar olmadığını da vurgulamak gerek.
Üniversite Mezuniyeti Ne Vaat Ediyor?
Başvuru ücreti, üniversite okumanın maliyetlerinden sadece ilki ve sınavı kazanıp kaydolduktan sonra yeni maliyetlerin ardı arkası kesilmiyor. Tüm bu maliyetler karşılığında edinilen diploma ise artık pek bir şey vaat etmiyor. İşsizlik oranlarına baktığımızda üniversite mezunları arasında işsizlik oranının genel işsizlik oranının dahi üzerine çıkarak yüzde 10 bandına yerleştiğini görüyoruz.
Gençler arasında işsizlik oranının yüzde 15, geniş tanımlı olarak ise genç işsizliğin yüzde 32 olması ise işsizliğin gençlerin normali haline geldiğini açık ediyor. 25-34 arası üniversite mezunlarının ise yarısının işsiz olduğunu bu verilere eklemek gerek. Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde üniversite mezunu olmanın işsizlikten başka bir şey vaat edemez hale geldiğini görüyoruz.
Tüm bu maliyetlere katlanıp, işin sonunda yine işsizlikle karşı karşıya kalacağını gören gençlerin ise üniversite sınavından uzaklaşması ve başvuruların düşmesi şaşırtıcı değil.


