Ne âh edin dostlar,
ne ağlayın
Dünü bugüne,
bugünü yarına bağlayın
N.Hikmet Ran
Bugünün devrimci kültür sanat festivalleri nasıl olmalı? Neyi hedeflemeli? Nasıl inşa edilmeli? Nasıl organize olmalı? Halkla nasıl buluşmalı, çocuklarla hangi çizgide oynamalı, gençlerle coşkuyu nasıl paylaşmalı, kadınlarla mücadeleyi nasıl büyütmeli? Evet, bunları açıklıkla konuşmaya ihtiyacımız var.
Şenlik ve festival biçiminde buluşmalar yapmak, bu buluşmalarda kültür ve sanatın toplanma ve etkileme gücünü seferber etmek devrimcilerin uzun yıllardır başvurduğu etkili bir yöntem. Pek çok kişi bu rutin dışı etkinlik setleri sayesinde devrimci sanatçılarla, radikal konuşmalarla, alışılmadık tınılarla, ‘başka’ insanlarla tanışıyor. Festivaller yaklaştığında heyecan artıyor, yükselen coşku festivali takip eden birkaç hafta daha devam ediyor. Öyle olunca bu festivaller halkın gündemini halkın lehine değiştirmenin; yani bir çeşit gündem doğrultmanın önemli bir aracı oluyor.
Düzenlediğimiz şenlikler, festivaller bu gündem doğrultma niteliğine ulaştıkları oranda da mevcut düzen için tehlike arz ediyor. Devlet bütün gücüyle devrimci festivallerin ve şenliklerin örgütlenmesini engellemeye veya süreçte bizleri yıpratmaya çalışsa da bu engelleri aşmayı her seferinde başarıyoruz.
Festival İlkeleri
Festivaller, hem insanı hem de mekânı yeniden kurmak için güçlü araçlardan biri. Ancak bu gücü yalnızca ‘kısa ama etkili’ bir buluşma olmasından değil, mücadele içinde sürekli devinen bir süreç olmasından alıyor. Bu nedenle devrimci festivalcilik çizgisini her somut durumda yeniden kurmamız gerekiyor. Bunu yeteri kadar yapamadığımızı düşünüyorum.
Festivallerimiz insanları bir araya getirmek konusunda oldukça mahir ama yeni bir dünyanın kodlarını açmak konusunda bir o kadar tutuk. Kültür endüstrisinin giderek daha da egemenleştiği bir dünyada devrimci festivallerin, yeni insanın inşasında önemli bir araç olduğu bilincini en başta kendimize sonrasında da çevremize yerleştirmeli, festivallerde yeni bir dünyanın kodlarını açmalıyız..
Bir devrimci festivalin ısrarlı çizgisi onun asıl gücüdür. Bu çizgide kendini tutabilmek için ilkeler inşa edilmeli ve bu ilkeler de sürekli olarak tarihsellik leğeninde yıkanmalıdır. Festivalin olurları (çizginin içi), olabilirlerleri (çizginin genişliği) ve olmazları (çizginin dışı) olmalıdır. Fakat dediğim gibi asıl olarak herkesçe anlaşılabilecek netlikte ilkeleri olmalıdır. Bu büyük gerici hegemonya çağının içinde devrimci festivallere emek verenler olarak bu ilkeleri tartışarak zihnimizi taze tutmayı ve bu ilkeleri birbirimize sürekli olarak hatırlatmayı görev edinmeliyiz.
Değirmenin Suyu!
Bu ilkelerden biri, festivallerin kendinden menkul etkinlikler olarak kalmasını aşmak olmalı. “Festival, öncesi ve sonrasıyla birbirini besleyen bütünsel bir süreç olarak tasarlanmalıdır. Yıl boyunca sürdürülen üretimler festivale zemin hazırlamalı, festival ise bu birikimin coşkuyla taçlandığı bir zirve noktası olmalıdır. Aksi halde süreç, içi boş bir etkinlikler kortejine dönüşerek ‘festivalizm’ tuzağına düşecektir.”
İşin maddi tarafı daha da zor fakat bu konuda net bir çizgide ısrar edilmeli ve devrimci festivaller özgüçle yapılmalı, halkın destekleriyle örülmelidir. Festivalleri sponsor logolarına bulamak en büyük sorunlardan biri. İrili ufaklı şirketlerin geçit törenine dönen sahneler, program kitapçıkları ve sahne sunumları festival için tehlike çanlarını yüksek sesle çaldığını gösterir; fakat duyabilmek lâzım! Bu sponsorların yerel ya da zararsız adledilmesi işi çözmüyor. Çünkü giderek bu yapıların festivale katkı yapmaktan daha çok öne çıkmak için yarıştığı bir zemin ortaya çıkıyor. Buna belediyeler de dahildir. Elbette belediyenin tüm imkanlarını kullanmak gerekir; çünkü belediyenin tüm imkanları halkındır. Başkanlar reklamlarını yapmak için logolarını yapıştırmak, işi yapan kişi olarak görülmek ister. Devrimci festivalleri temsil temelli bir yapının görünen yüzünü parlatma çabasına kurban mı vereceğiz?
Yine buna benzer bir konu da festivalin programının sahne programına indirgenmesi. Bu indirgeme sahneleme-izleme ikiliğini besleyip festivalin halkı özneleştirme iddiasını geri düşürebiliyor. Yine sahnede de bir çeşit “ünlülük hiyerarşisi” göze çarpıyor. Halk tarafından tanınan ve sevilen sanatçıların sahnede olması çok güzel bir şey ama tanınırlığın tek seçme ölçütü olarak konumlandırılması festivallerimizi ve katılan sanatçıları(mızı) ‘pop’laştırıyor, festivallerin sanatçılarla kurduğu ilişkiyi yoldaşça olan bir biçimden piyasa ilişkilerine yaslanan bir biçime doğru çevirebiliyor.
Bir de tabi sahne içeriği meselesi var ki o konuda da pek iyi bir sınav vermiyoruz. ‘Piyasa sanatı’ ile arasında mesafe bulunmayan sanatçılar festivallerimizde sahne almamalı. Eleştirel bir bilinci inşa etmeyen, bu bilinci de sanatsal üretimleriyle buluşturmak için gayret göstermeyen sanatçı nasıl bir etki bırakacaktır halkta? Uygun bir terazide tartmamız gerekir.
Festivallerimiz Yoldaşlıkları İnşa Etmek İçin…
Benzer bir bakış ihtiyacımız da festival emekçileriyle ilgili. Festivale emek veren, duyuruları dağıtan, afişini tasarlayan, sahne düzenlemelerinde görev alan, teknik ihtiyaçları gideren pek çok kişi oluyor. Buraya emek veren herkesin yoldaşlığını kurmak festivalin en öncelikli amaçlarından biri olmalı. Dolayısıyla festivalin başarısını ölçmek için yapılan sayı saymaların en önemlisi her sabah yapılacak organizasyon/iş bölümü toplantısındaki sayı olmalıdır. Festivalin her bir emekçisi ve sanatçısı eşdeğerde yoldaşlar olarak görülmeli, değilse de bunu kurmak için çaba gösterilmelidir.
Halk festivallerinde çok sayıda kişinin katılacağı genel etkinliklerin sayısı büyük bir ağırlık kaplıyor fakat sınıfın çeşitli katmanlarına özel etkinlikler yapmak devrimci temasın gücünü arttırır. Kadınlar, çocuklar ve gençler için çeşitli özel etkinlikler planlamak bu anlamda katılımcı sayısını bölen değil katılanları geliştiren hamlelerdir.
Festivallerimizde görece en iyi başardığımız şeylerin başında halkın komünal değerlerini içermek geliyor. Bunu günümüzün sosyalist değerlerini de içerecek bir diyalektik çizgiye taşımamız gerekiyor. Aynı şekilde yerel-misafir dengesi de gözetilmeli, diyelim ki aynı günde iki konser olması planlandıysa biri yerelden biri dışarıdan olmalı. Sahnelerdeki kadın-erkek dengesi, anadil-diğer diller dengesi açısından da bu eşitlikçi yaklaşımı benimsemek yol gösterici olabiliyor. Bu sayısal eşitlik fikri biraz şematik görünebilir ama bir çeşit kontrol listesi ortaya çıkmış oluyor, tamı tamına uygulanamasa bile bu yönlü dengelerin ortaya konması yönünde pozitif bir zorlanma yaratıyor.

Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin 5.yılından
Yukarıdaki tartışmalar Hatay’daki Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nde bizim 5 yıldır ortaya çıkarmaya çalıştığımız çizginin bir özeti ve muhasebesi niteliğinde oldu. Festivalin ayakları bu sene yerine oturdu. Tam da şimdi bununla yetinmeyip geçmişten bugüne festivalciliğimize tekrar bakma zamanı! Devrimci festivalleri devrimcileştirelim!


