Nikaragua’da Yasaklanan Seçimler mi ABD’nin Seçim Oyunları mı?

Ateş Altında (Under Fire) 12 Eylül sonrası devrimci hareketle tanışan genç kuşağın hafızasında yer eden filmlerden birisiydi. Bir gazetecinin gözünden Nikaragua’da Somoza diktatörlüğünü deviren Sandinistaları anlatan film gerillaların 1979’da gerçekleştirdiği devrimi 5-6 yıl sonra beyaz perdede canlandırarak binlerce insanın o karanlık dönemde umutlanmasına vesile olmuştu.

Kuzey ve Güney Amerika arasında stratejik bir konuma sahip ülke bu özelliğiyle uzun zamandır ABD’nin ilgisini çekiyordu. Öyle ki 1933 yılına kadar ülke birkaç kez ABD işgaline bile uğramıştı. İşgale karşı verilen mücadeleye önderlik eden ve Sandino İsyanı ile ABD’ye karşı zaferler kazanan Augusto Cesar Sandino 1979’da Somoza diktatörlüğüne son veren Sandinist harekete de ilham ve isim vermişti.

Diktatör Devriliyor

1935 yılında Ulusal Muhafızların başında bulunan ve ABD ile yakın ilişki içinde olan ve Sandino’nun ölüm emrini de veren Anastasio Somoza Garcia seçimleri kazanarak başkan olmuş ve ölümü sonrasında sırasıyla iki oğlunun da başa geçeceği Somoza diktatörlüğü başlamıştı. 44 yıl süren diktatörlük boyunca tam anlamıyla ABD’nin arka bahçesine dönen Nikaragua’da yoksulluk derinleşirken Somoza ailesi ve çevresi ülke kaynakları üzerinden büyük bir zenginlik yaşıyordu. Yoksul halk ile diktatörlüğün arasında artan uçurum 1979’da bir gerilla hareketi olan Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FSLN) Somoza’yı devirmesine neden oldu.

Küba’ya karşı bir üs görevi gören ülke ABD açısından önemini korusa da Vietnam Savaşı’nın etkilerinden tam anlamıyla kurtulamamış olmak ve Afganistan, İran gibi uğraşlar Somoza’ya gereken desteği o gün vermeyi çok mümkün kılmamıştı. ABD’nin yapabildiği Somoza’yı güvenli bir şekilde Miami’ye kaçırmak olmuştu.

Nikaragua’ya ABD Ablukası

Sandinistalar iktidarı elde etmiş ama ABD’nin zulmü bitmemişti. Bugün Küba’dan da bildiğimiz yöntemler o yıllarda Nikaragua üzerinde uygulanmaya başladı. Ülke ABD tarafından ekonomik ve askeri ablukaya alındı. CIA tarafından organize edilen kontra güçler kirli bir savaş başlattı. Diktatörlük sonrası demokratik bir cumhuriyet kurmak için adımlar atmaya çalışan FSLN, ekonomisi batmış ülkede ABD’nin açık açık yürüttüğü karşı saldırılarla oldukça zorlandı. Her ne kadar söylemde sosyalizm vurgusu olsa da devrimin öne çıkan burjuva karakteri dış müdahale ile birleşerek toplumsal bir dönüşümü de geri çekiyordu.

Devrim sonrası özgürlüklerin yeniden inşası ile birlikte 1984 yılında ilk demokratik seçimler gerçekleşti ve bu seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 67’sini alan gerilla lideri Daniel Ortega devlet başkanı seçildi. Dönemin ABD başkanı Reagan Ortega’nın kazandığı meşruluğu boşa çıkartmak için uyguladığı ablukayı daha da sertleştirdi ve kontralara yapılan yardımları artırdı. Seçim sonrası yaşanan süreç Nikaragua için kanlı bir mücadele dönemini başlattı. Şiddet ile beraber artan yoksulluk altında geçen dönem sonunda Sandinistler, ABD emperyalizmi karşısında oldukça güç kaybettiler.

Kah ABD’nin yoğun propaganda gücü kah uygulanan abluka kah kontraların yürüttüğü kirli savaş koşulları altında gidilen 1989 seçimleri Daniel Ortega liderliğinde Sandinistlerin iktidarı kaybetmesiyle sonuçlandı. Böylece ilk defa devrimle iktidara gelen bir partinin seçimler sonucu iktidarı devrettiğine şahit olduk.

Devrim Yeniliyor mu?

Arada geçen 10 yıl oldukça büyük zorluklarla mücadeleyi gerektirirken Nikaragua devrimi burjuva karakterini güçlendirmiş ve bu karakter FSLN içinde de çeşitli tartışmalara ve ayrım çizgilerine yol açmıştı. Seçimler sonrası biten kontra saldırıları bu sefer yerini yoğun bir neoliberal saldırı programına bırakmıştı. Nikaragua’da hayat hiç de ABD propagandalarında bahsedildiği gibi refah içinde geçmiyor aksine yoksulluk katlanarak devam ediyordu.

Daniel Ortega’nın şahsında simgeleştirdiği Sandinistler de bu süreçte artık Latin Amerika’da örneklerini çokça gördüğümüz sol popülist bir lider hareketine dönüştü. Ortega 2006 yılında tekrar seçimleri kazanıp devlet başkanı olduğunda IMF ve Dünya Bankası ile masaya otururken ve eski kontra siyasi lideri Jamie Morales Carazo’yu yardımcısı yaparken ABD emperyalizmi ile süren gerilimi de düşürmek istiyordu. Ama diğer taraftan Rusya ve Çin ile sürdürdüğü ticari ve askeri ilişkiler de gerilimi artıran etkenler olarak masada duruyordu.

Trump’ın Seçim Oyuna Karşı Hamle

Sandinist hareketin yaşadığı dönüşümün ürettiği tüm zaafları bir yana ABD yönetiminin bu Orta Amerika ülkesinde kurmaya çalıştığı mutlak denetim için attığı adımlar ülkeyi yöneten siyasi hareketin anti-emperyalist köklerine çarpmadan yoluna devam edemedi. Yakın dönemde Trump yönetiminin Venezüella ve Kolombiya’ya müdahalenin meşruluğunu oluşturmaya çalıştığı uyuşturucu trafiğinin yolu Nikaragua’dan da geçiyor. Konu elbette uyuşturucu değil. Venezüella’da Maduro’ya gerçekleştirilen operasyon ve ardından Güney Amerika ülkelerinde seçim süreçlerinde yaşanan yolsuzluklar sonucu her seçimden Trump yanlısı iktidarları çıkartan ABD müdahalesi bugün Ortega’yı da bir hamle yapmaya zorladı.

Geçtiğimiz hafta içinde ABD’li medya kuruluşları Sandinist Devrimin 47. yıl kutlamalarında Daniel Ortega’nın bir açıklamasını flaş haber olarak geçti. Ağız birliği yaparcasına tüm dünya aynı haberi şu şekilde verdi: Nikaragua’yı uzun süredir yöneten Daniel Ortega, Orta Amerika ülkesinde artık seçim düzenlenmeyeceğini söyledi!

Oysa söylenen başka bir şeydi ve o da Güney Amerika’da anti emperyalist iktidarların değişmesine yol açan ABD’nin kirli seçim oyunlarına izin verilmeyecek düzenlemelere gidileceğiydi: Nikaragua eş başkanı Daniel Ortega, ülkenin kurumlarının, yakın geçmişte ABD’nin siyasi ve mali desteğiyle şiddet içeren ve kışkırtıcı eylemlere karışan siyasi partilerin ulusal barışı tehdit etmesini önlemek için önlemler alacağı konusunda uyardı. Ortega “Ulusal Meclis ve ilgili örgütlerle birlikte yasalar üzerinde çalışacağız çünkü darbecilere, hainlere karşı bir duvar, bir blok örecek yasalar çıkarmalıyız” diyerek, “Yankiler onlara ne kadar para verirse versin” Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi ve liderliğini yaptığı Hükümetin elde ettiği inkar edilemez sosyal kazanımları tehdit edemeyeceklerini belirtti.

Ortega’nın konuşmasının ardından Ulusal Meclis Başkanı Gustavo Porras da bir basın açıklaması düzenleyerek, Ortega’nın açıklamalarının seçimlerin ortadan kaldırılacağı anlamına gelmediğini, aksine iktidar partisine göre Amerika Birleşik Devletleri’nin etkisi altında kalan süreçlerin sona ereceği anlamına geldiğini söyledi. Porras “Bunlar Nikaragua halkının ulusal ve yerel yönetimlerimizi seçmek için yapılacak ulusal seçimler olacak; seçimler Nikaragua halkı tarafından belirlenen şartlarla, Nikaragua halkı tarafından belirlenen adaylar ve koşullarla gerçekleştirilecek” diyerek seçimler konusunda nasıl bir yol izleyeceklerine açıklık getirdi.

ABD Hemen Tepki Verdi

Hatırlanacağı gibi ABD’nin İsrail ile birlikte 28 Şubat’ta başlattığı İran saldırılarına karşı çıkan Daniel Ortega “Mevcut ABD başkanının yürüttüğü savaş, aklını kaybetmiş ve istediğini yapabileceğini, her türlü zulmü uygulayabileceğini düşünen birinin tipik davranışıdır.” diyerek Trump’ın, İsrail ile ilişkileri keserek de Netenyahu’nun tepkisini çekmişti. Şimdi de Trump’ın seçim komplolarına karşı gerçekleştirilen bu hamleye karşı (sanki kendisi demokrasi havarisiymiş gibi) ABD Dış İşleri Bakanı Marco Rubio’nun tepkisi gecikmedi. Orta ve Güney Amerika’da Ekvador, Panama, Şili, Honduras, Arjantin, Bolivya, Peru ve en son olarak Kolombiya’da gerçekleşen seçimlerde ABD destekli sağcı hareketlerin iktidarları ele geçirişine şahit olmuştuk. ABD’nin Amerika kıtasını arka bahçesine çevirme stratejisi kapsamında bu hareketlere yapılan devasa yardımlar, seçim süreçlerine yapılan müdahaleler, oy sayımlarında yaşanan yolsuzluklar iktidarların bir bir Trump yanlısı yönetimlere geçişini şaibeli hale getirmişti.

Yine hatırlanacağı gibi ABD, Venezüella’da seçim ile elde edemediği iktidarı Maduro’ya karşı düzenlediği operasyon ile kazanmıştı. Daniel Ortega bu oyunu bozacak bir formül peşinde. Bu açıdan Nikaragua’nın ABD’nin seçimler üzerinden gerçekleştirdiği darbeleri engellemeye dönük hamlesi Güney Amerika genelinde ABD karşıtı hükümetlere dönük gerçekleşen yabancı müdahalelere karşı savunma amaçlı bir yanıt özelliğiyle öne çıkıyor.