Gerçeği Güçlendirmek İçin Röportaj

Röportaj, bir konunun, durumun, yaşayışın, deneyimin aktarımındaki en etkili yollardan biri. Aynı zamanda edebi bir yazım türü olarak da konumlanan röportaja yeterince ağırlık ve derinlik veremiyoruz. Devrimci mücadelenin dünyayı anlama ve değiştirme gayesiyle birebir örtüşen bu güçlü türe, entelektüel ve politik bir sorumlulukla daha fazla eğilmemiz gerekiyor.

Diyalogun öğretici yanı

Bir şeyi öğrenmek için okumak, izlemek ve dinlemek iyi bildiğimiz yollardan. Bunların yanında bir de diyalogu takip ederek anlamak ve öğrenmek var. Kitabî bilgi de önemli elbette ama bir meselenin pratik olarak nasıl ele alındığını, nasıl inceltildiğini en iyi diyaloglarda kavrarız; İçinde bulunduğumuz diyaloglarda ve de izlediğimiz diyaloglarda… Bu satırları okuyan pek çok kişi, yakın arkadaşlarıyla sohbetlerinin ve tartışmalarının öneminin farkındadır. Yine tanık olduğumuz diyalogların da üzerimizde ciddi bir kültürleme etkisi vardır. Diyalog; bilginin kuru bir veri olmaktan çıkıp, gündelik yaşamın kılcal damarlarında nasıl dolaştığını ve ete kemiğe büründüğünü görmemizi sağlar.

Bilgi, ilgi çekici olsa bile, kuru bir ‘bilgi aktarımı’yla değil ancak zihnimizde bağlamını oluşturabildiği kadar aktarılabiliyor, kalıcı hale geliyor. Bağlamı kurmak, zenginleştirmek, derinleştirmek için de sorular sormaya ihtiyacımız var. Soruların nasıl sorulduğunu anlamak, cevapların nasıl kurulduğunu görmek, cevabın içinden yeniden doğan soruya tanık olmak, böylece konunun içinden, yanından, etrafından, altından, üstünden geçerek konunun sınırlarını ve imkanlarını kavramak… İşte bağlam biraz da böyle oluşuyor. Grevdeki işçilerin durumunu sayılar, hukuki süreç aktarımı ve durumun politik tahlili dışında olan sözlerle duymanın bir yolunu oluşturmak… İşçi, oradaki çalışma şartlarından bahseder, ağır şartlarda çalıştıklarını, emeklerinin karşılığını alamadıklarını söyler. İşte burada soru soranın sırası gelir: “Kaç saat çalışıyorsun? Çocuklarına günde kaç saat ayırabiliyorsun? İşyerinde seni en çok kızdıran cümle ne? Akrabaların, komşuların greve gittiğin için sana kızıyorlar mı? İş yerinde bütün söz hakkı sizde olsa neleri değiştirmek istersin?” gibi sorularla işçinin içinde bulunduğu sınıfsal durumun çıplak ifadelerini açığa çıkarmaya çalışır. Böylece bilginin yanına duygular ve deneyimler de devreye girer ki zaten röportajdaki ana mesele de bunların anlatıma eklenmesidir. Şimdi yukarıda kalın harflerle yazdığım cümleyi düzeltebilirim: Bağlamı kurmak, zenginleştirmek ve derinleştirmek için güçlü sorular sormaya ihtiyacımız var.

Uzun yıllardır televizyonlarda akşam saatlerini kaplayan siyaset tartışma programlarındaki kısıtlı karşılıklılık dahi dinleyenlerin diline dolanan cümleleri oluşturuyordu. Şimdiki pek çok programdaki soru-cevap, diyalog düzeyi çok düşük ama tam da bu biçimsel canlılık insanların bilgiye, deneyime, düşünceye, senteze ulaşmasının en zevkli yollarından biri. Yine sokak röportajları da bu anlamda oldukça ilgi çekici. Bu ilgiyi es geçmemeliyiz. Daha fazla röportaj yapmalı, insanların yaşamsal/sınıfsal nabzını tutmalı, bu sınıfın canlı gündemlerini sınıfın geniş kesimleriyle muhatap etmeliyiz. Hatta belki de toplumsal konulardaki söyleşilerimizi de sunum formatından çıkarıp canlı bir tartışma ortamına dönüştürmenin yolları üzerine kafa yormalı, denemeler yapmalıyız. 

Kişilerin anlattığı hikayeler, konu üzerine verdikleri örnekler, karşılaştıkları zorluklarla baş etme ya da edememe yöntemleri, başta planladığı ile şimdi yaşadığı arasındaki farklar gibi pek çok şey ancak bu soru-cevap biçimi içerisinde açığa çıkabilir ve bu soru-cevabı izleyen, okuyan insanların merakıyla haşir neşir olur.

Röportaj ile söyleşi arasında temel bir fark var: Röportajda, soruları soran kişinin de gözlemlerini okuyoruz, söyleşiler ise genelde soru-cevap şeklinde oluyor. Birisi diğerinden daha üstün değil, duruma göre iki biçim de kullanılabilir. 

Toplumsal Merakı Körükleyen Sorular

Röportaj ve söyleşi türlerinde çok sayıda örnek okumamız, bu yayın türlerinde ürünlerimizin daha etkili olmasını sağlayacak unsurların başında geliyor. Örneğin Yaşar Kemal’in edebi bir eser niteliğindeki Anadolu Röportajları. ‘‘Yaşamın en geniş gölgesi’’ diye tarif ettiği röportaj formunu sınıfsal ve kimliksel olarak ezilenlerin yaşamına ışık tutmak için kullandı. Allah’ın Askerleri bu anlamda bir başyapıt olarak okunmalı. Türün politik değerini şöyle anlatıyor Yaşar Kemal: ‘‘Bizim politikamız uzun yıllar gerçeğe varmak değil, gerçeği örtmek oldu. Ben Doğu’daki mağaralarda yaşayan insanları yazdığım zaman kıyametler koptu. Az daha gazeteden kovduruyordu beni o çağın hükümeti. Gelen ağam, giden paşam gazeteleri bunlar. Bunlar yurdun, insanın gerçeğine varmak için kişilikli kimseleri bulacaklar, yetiştirecekler de insan ve yurt gerçeğine varacaklar, öyle mi?’’ 

İspanyol gazeteci Ignacio Ramonet de bu türe emek verenlerin arasında özel bir yerdedir. Özellikle Fidel Castro ile yaptığı uzun röportajın kitabı bir solukta okunabilir. Kitabın alt başlığı: ‘‘İki ses bir biyografi’’. Ramonet sorularıyla bu nehir söyleşiye yön verir, sorularıyla hem Fidel Castro’nun hem de okuyucunun düşüncelerini harekete geçiriyor. Ramonet, kitabın girişinde söyleşi ile ilgili ön görüşmelerini, hazırlıklarını ve söyleşi günlerinde gözlemlediği bazı durumları anlatıyor. Burada söyleşi için uzun bir hazırlık sürecine girdiğini, Castro’nun fikirleri ve pratiklerinin yanı sıra, ona karşı olanların argümanlarını da, hatta CIA belgelerini dahi dikkatle okuduğunu aktarıyor. 1

İşçi Muhabir

Dikkatimizi çekmesi gereken en önemli örneklerden biri Sovyetler’den Rabkor hareketi. 1900’lerin başından itibaren Pravda Gazetesi’nde işçilerin mektupları yer alıyor, bu yolla sınıfın çeşitli bölüklerinden haberler alınıyor, sınıfla devrimci parti arasında kuvvetli bir bağ kuruluyordu. 1920’lerde öne çıkan bir tarz olarak Raboçiy korrespondent (İşçi Muhabir), kısa adıyla Rabkor Hareketi ile sınıfın kendi ifadesi öne çıkarılmaya çalışıldı. İşçinin yalnızca emek veren değil aynı zamanda gözleyen, eleştiren ve böylece yöneten taraflarının güçlendirilmesi için bir zemin oluşturulmaya çalışıldı. Hatta bir işçi muhabirin nasıl çalışması gerektiğine dair kitaplar bile yayınlandı. 

Rabkor Hareketi, bugün sınıfın içerisinde yeniden filizlendirilebilecek bir biçim olabilir. Evrensel’deki işçi mektupları kategorisi bu çizgiye yakın bir hamle olarak görülebilir. Yine de Rabkor (işçi muhabir) hareketini bugünün ihtiyaçlarıyla inceleyen detaylı bir çalışmaya ihtiyacımız var. Fakat şimdiden Rabkor deneyiminden süzülen en belirgin ders, bu röportaj-söyleşi çabasının sınıfın içinden, sömürü çarkının içinden, bizatihi oradaki sorunların, gebeliklerin, birlik olmanın ve olamamanın, sınıfın çıkarlarının ve yapılacakların konuşulduğu canlı bir zemini yaratmak olduğudur.

Türkiye’den Örnekler

Express, Roll, BirArtıBir mecraları da röportaj ve söyleşi geleneğine çok şey kattı. Derinlemesine konuşmalar ve konunun ve durumun çevresinde gezinen ve sonra kalbine dalan soru-cevap biçimiyle yeni bir üslubu bu topraklara kazandırdı. Ciddi bir emekle ortaya konan röportajlar vesilesiyle onlarca sanatçıyla tanıştık, onların sanata ve yaşama dair fikirlerinde kendimizi tarttık, taradık. Örneğin Yücel Göktürk ve Şeyda Ayan’ın Latife Tekin ile yaptığı ilginç röportaj…2 A’dan Z’ye çeşitli kelimeler etrafında akan giden bu söyleşide pedagojiden sosyolojiye, ekolojiden sınıfsal meselelere kadar çeşiti mecralarda Latife Tekin’in kitaplarının dahasını okuyoruz. Röportaj ve söyleşilerde kalıpları aşan tarzlara da açık olmanın güzel sonuçlarından biriyle karşılaşıyoruz böylece. 

Bu coğrafyadan bir örnek daha eklemek isterim: Arzu Demir’in Savaşta Barışta Özgürlükte Aşkta Dağın Kadın Hali3 kitabı, Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılan kadınların hikayelerini konu edinmiş. Oldukça canlı bir anlatım, hem Arzu Demir anlatıyor, hem de kadın gerillaları konuşturuyor kitabında. Kitaba canlılığını veren başlıca şey mücadele eden kadınların sözleri elbette ama röportajı yapan kişinin tasvirleri, kişiyle ilgili ve bulundukları durum ile ilgili verdiği bilgiler ve kurduğu bağlam metni oldukça güçlü ve canlı kılıyor. Röportajı, söyleşiden ayıran temel unsurlardan birini bu kitapta görüyoruz: okuyan kendini röportaj yapılan yerde hissediyor. 

Yazılarımda genellikle anlattığım, yapılmasını önerdiğim şeylerle ilgili örnekler de vermeye çalışıyorum. Tabi ki genelleşmiş tespitler, öneriler ile canlı kanlı pratikler, örnekler arasında açı farkları var, olacaktır da. Dolayısıyla bu örneklerin örtüşen ve örtüşmeyen tarafları olacaktır. Yine de örneklendirmek oldukça önemli. Örnekler olmayınca, ‘mükemmeliyetçi’ bir sapma oluşuyor fikirlerde, o da çoğu zaman hareketsizliğe ve pasifizme götürüyor insanı. Yani yapılanları okurken eleştirel gözlüklerle okumaya devam etmemiz, yaparken de yürüdükçe kuvvetleneceğimizi unutmamak gerekir. Mutlaka bu satırları okuyanlardan, sınıfımızın canlı hikayelerini bizlere oldukça etkili dil ve biçimlerler de aktaracaklar çıkacaktır.  

  1. Ignacio Ramonet, Fidel Castro İki Ses Bir Biyografi, Doğan Kitap, çev: Bülent Levi, 2017 ↩︎
  2. Latife Tekin ile A’dan Z’ye, Express 171 (2019-12) sf. 61 ↩︎
  3. Savaşta Barışta Özgürlükte Aşkta Dağın Kadın Hali, Arzu Demir, Ceylan Yayınları, 2014 ↩︎