A Haber’de yine bir “talk show” izledik. Ancak bu kez konu magazin değil, doğrudan trafikte hayatını riske atarak çalışan motorlu kuryeler ve motosiklet sürücüleriydi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “güvenli motosiklet kullanımı” başlığı kapsamında yeni eylem planlarını tanıttı. Fakat açıklanan planın içeriğine bakıldığında, motosiklet kullanıcılarının güvenliğini artıracak yapısal çözümlerden çok; denetimlerin ve cezai yaptırımların artırılmasına odaklanıldığı görülüyor.
Oysa gerçekten trafik güvenliğini sağlayacak bir eylem planı yalnızca cezaların artırılması ile sağlanamaz. Altyapı, eğitim ve denetim birlikte ele alınmadığında sorunun çözülmesi de mümkün olamaz. Kurye sağlığı da dahil olmak üzere, etkilenen herkes için sorunu çözecek asgari bir eylem planı:
– Bozuk yolların iyileştirilmesini,
– Motosiklet sürücülerini koruyan bariyer sistemlerini,
– Belediye ve karayolları denetimlerinin arttırılmasını,
– Motosikletlere uygun şehir içi trafik planlamalarını,
– Eğitim ve sürüş güvenliği programlarını içermek zorundadır.
Tüm bu meselelere değinmeden, sorumluluğu motokuryelere yıkan yaklaşımlar kabul edilemez. Program sırasında sunuculardan Haktan Uysal’ın kullandığı “Motosiklet kullanıcıları kendilerine çeki düzen versinler” ifadesi, tam da bu şekilde asıl sorunu örterek bir hedef gösterme girişimidir.
Trafikteki sorunları yalnızca sürücünün disiplinine indirgemek, milyonlarca motosiklet sürücüsünün yaşadığı gerçek sorunları görmezden gelmek, hatta tüm bu sorunların sorumluluğunu bizzat bu insanların omzuna yıkmak anlamına geliyor.
Yetki Belgesi Tartışmaları
Programın dikkat çeken bir diğer bölümü ise Banu El ile Bakan Çiftçi arasında geçen P1* belgesi konuşmasıydı. P1* yetki belgesi, şehir içinde ticari taşımacılık yapan motokuryeler için alınan bir yetki belgesidir. Ancak buna dair yapılan düzenlemenin trafik güvenliği açısından nasıl bir somut katkı sağlayacağına dair hiçbir açıklama yapılmamıştır. Şu anda kuryelik yapan herkes zaten bu belgeyi almak durumundadır.
Kuryelik için gerekli belgeler tartışılacaksa eğer, asıl gündem edilmesi gereken şey eğitim ve sınav süreçlerinin güçlendirilmesidir. Yetki belgesine dair yapılan düzenlemeler kuryelerin yetkinliğini sağlayacak eğitimlerin yerini tutamaz.
Motosiklet kazalarının azaltılması elbette önemlidir. Ancak bunun yolu yalnızca daha fazla ceza yazmak veya yeni belge zorunlulukları getirmek değildir. Aksi halde “güvenli motosiklet eylem planı” söylemi, motosiklet sürücülerinin gözünde güvenlikten çok yeni yükümlülükler ve yeni maliyetler anlamına gelir.
Sorun Bireysel Değil, Yapısal: Çalışma Düzeni
Sorunun diğer ve en önemli boyutu ise motorkuryelerin çalışma düzenidir. Bugün trafikte yaşanan birçok problemin nedeni yalnızca bireysel sürücü hataları değil; kuryeleri kuralsız ve sağlıksız çalışma düzenine iten ekonomik sistemdir.
Türkiye’de çok sayıda motokurye, işçi statüsünde ve sosyal güvenceli şekilde çalıştırılmak yerine “esnaf kurye” modeli içerisinde çalışmaya zorlanıyor. Bu sistemde kuryeler sigorta, maaş güvencesi, çalışma saati sınırı ve iş güvenliği gibi temel haklardan büyük ölçüde mahrum bırakılıyor. Platform şirketleri ise bu modeli “esneklik” adı altında sunarken, aslında bütün maliyeti ve riski çalışanların omzuna bırakıyor.
Bozulan ekonomi ve artan yaşam maliyetleri de bu sistemi daha ağır hale getiriyor. Motorlu kuryeler geçimlerini sağlayabilmek için daha uzun saatler çalışmak zorunda kalıyor. Bugün birçok kurye günde 12 ila 18 saat arasında motosiklet üzerinde vakit geçiriyor. Saatler boyunca trafikte kalan, zaman baskısı altında çalışan, dinlenemeyen ve sürekli teslimat yetiştirmeye zorlanan insanların hata yapma riskinin artması kaçınılmazdır.
Denetim Şirketlere Yönelmeli
Üstelik platform şirketlerinin performans sistemi, kuryeleri doğrudan hız yapmaya teşvik ediyor. Daha fazla teslimat yapan daha fazla kazanıyor; geç kalan ise düşük puan, düşük sipariş veya sistem dışına itilme riskiyle karşılaşıyor. Böyle bir düzende güvenli sürüş ikinci plana düşerken, hız ve süre baskısı temel çalışma kriterine dönüşmesi kaçınılmaz.
Bugün trafikte gördüğümüz birçok olumsuz davranışın arkasında da bu baskı düzeni bulunuyor. Ters yön kullanımı, kaldırımda motosiklet sürülmesi, yaya geçitlerinin ihlal edilmesi, aşırı hız ve riskli manevralar dahil olmak üzere tüm trafik kuralları ihlalleri aslında motokuryelerin içinde çalışmak zorunda olduğu düzenin doğal sonuçları.
Bunlar elbette savunulamaz. Ancak yalnızca sürücüyü cezalandırıp, onu bu davranışlara iten çalışma koşullarını görmezden gelmek sorunu çözmez. Çünkü motokuryeler bu kuralsızlığı “zevk” için değil, geçinebilmek için yapmak zorunda bırakılıyor. Tüm bu davranışların bedelini ise aslında en çok da kuryelerin canı ve sağlığı ile ödediği hatırlanmalı, bir suçlu değil mağdur ile karşı karşı olduğumuzu fark etmemiz gerekli.
Ağır yük konusundaki ciddi bir denetim eksikliği de kazaların bir diğer sebebi. Trafik kurallarına göre motosikletlerde sürücünün ön kısmında yük taşıması güvenlik açısından risklidir. Buna rağmen özellikle market ve hızlı teslimat platformlarının kuryeleri büyük ve ağır yükler taşımaya zorladığı sıkça görülüyor. Bu durum hem sürücünün görüş açısını hem de motosiklet hakimiyetini bozuyor.
Aynı hız konusunda olduğu gibi, ağır yük konusunda da eğer bir suçlu arıyorsak motokuryeler yerine onları ağır yüklerle hızla sipariş teslim etmeye zorlayan şirketleri hedefe almamız gerek.
Sermayenin Devletine Karşı İşçilerin Örgütlü Mücadelesi
Hedefe şirketleri oturtmayan ve denetimi şirketlere genişletmeyen tüm eylem planlarının başarısızlığa mahkum olduğunu fark etmemiz gerek. Bu denetlemeler insanlık dışı çalışma sürelerini kısaltmayı, hızlı teslimatı bir baskı aracı olarak kullanmayı illegal hale getirmeyi, güvencesiz çalışmayı ortadan kaldırmayı hedeflemeli; iş güvenliğinin sağlanmasını tüm şirketlere dayatmalıdır.
Yeni eylem planının hedefe oturttuğu ve sorunlar bağlamında görünmez kaldığı grupları düşündüğümüzde bu planın kime hizmet ettiği de açığa çıkmakta. Fatura sisteminin kaybedeni motokuryelere kesilirken şirketlerin en ufak bir maliyete dahi girmemesi açıkça hedeflenmektedir.
Bu yönüyle yeni eylem planı açıkça bir sermaye politikası olarak açığa çıkmakta. Devlet başta medyadaki aparatları olmak üzere gücünü sermayeyi korumaya, işçi ve emekçilerin sömürüsünü kolaylaştırmaya yönelik kullanıyor. Buna karşı geçimini motokuryelik yaparak sağlayan tüm emekçilerin haklarını kendilerini savunmaktan başka çareleri yok. Üstelik bu hakları tek başımıza alamayacağımız da açık. Ancak bir arada olur, patronların üzerine hep beraber yürürsek haklarımızı alabiliriz.
Bu yüzden tüm motokurye işçilerini Motorlukurye İşçileri Derneklerine (MİD), haklarımız ve yaşamımız için birlikte mücadeleye davet ediyoruz.


