İran ile ABD-İsrail hattında tırmanan savaş küresel ekonomiye etkisi her geçen gün daha görünür hale geliyor. Çünkü bu savaş yalnızca savaşan ülkelerle sınırlı değil aynı zamanda enerji, ticaret yolları, finans piyasaları ve enflasyon üzerinden tüm dünya ekonomisini etkileyen bir denklem yaratıyor.
Bu nedenle Orta Doğu’da yaşanan savaşın ilk ve en hızlı yansıması petrol fiyatlarında görülüyor. İran’ın küresel enerji dengesi içindeki konumu düşünüldüğünde bu durum daha da kritik hale gelir. Özellikle Hürmüz Boğazı dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir geçiş noktasıyken… İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte enerji fiyatlarında artış kaçınılmaz oldu.
Enerji fiyatlarındaki artış ise zincirleme bir etki yaratır. Üretim maliyetleri yükselir, taşımacılık pahalanır, tedarik zincirleri aksar ve küresel büyüme baskı altına girer. Özellikle enerji ithalatçısı ekonomiler bu tür şoklardan çok daha sert etkilenir.
Üstelik Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkileri yalnızca enerji arzıyla sınırlı değil. Bölgedeki çatışmalar deniz ticaret yollarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı hattındaki akış yoğunluğu ve güvenlik riskleri göz önünde bulundurulunca son dönemde taşıma maliyetlerinin de yükselmesi kaçınılmaz. Bu durumun aynı zaman da enflasyonist etkisini de düşünüldüğünde küresel ekonominin sıkışmasında önemli bir boyut kazandırır.
Dolayısıyla savaşın sürmesi Avrupa ile Asya arasındaki ticaret akışında yeni kırılmalar yaratacak. Bu gelişmelerin doğal sonucu ise küresel ölçekte yeni bir enflasyon dalgasıdır.
Türkiye Ekonomisi Enflasyon dalgasına hazır mı?
Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için bu gelişmeler çok daha hassas sonuçlar doğurabilir.
Orta Doğu’da savaşın genişlemesi ve petrol fiyatlarının yeniden sert biçimde yükselmesi Türkiye açısından doğrudan bir maliyet şoku anlamına geliyor. Enerji fiyatları arttıkça üretim maliyetleri yükselir. Sanayiden ulaştırmaya, tarımdan hizmet sektörüne kadar pek çok alanda fiyatlar yukarı yönlü hareket eder.
Buna bir de piyasa yapısının yarattığı fiyatlama davranışları eklendiğinde, enerji fiyatlarındaki artış yalnızca maliyetleri değil aynı zamanda şirket kârlılıklarını da büyüten bir sürece dönüşebilir. Böyle bir ortamda enflasyon sadece maliyetlerden değil, aynı zamanda fırsatçı fiyat artışlarından da beslenir. Dolayısıyla enflasyon etkisi daha baskın hale gelir.
Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarını yükseltmesi ihtimali karşısında Türkiye’de yeniden eşel mobil sistemi tartışılmaya başlandı. Mehmet Şimşek’in piyasalara verdiği mesaj bu mekanizmanın yeniden devreye alınabileceği dair bir beklenti oluşmuştu. Akabinde 5 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de, akaryakıt fiyatlarında jeopolitik gelişmelerden kaynaklı artışın önüne geçilmesi amacıyla geçici olarak eşel mobil sistemi geçildiğini duyurdu.
Eşel mobil sistemi, petrol fiyatları yükseldiğinde akaryakıttan alınan ÖTV vergisinin düşürülmesi yoluyla pompa fiyatlarının artışını sınırlamayı amaçlayan bir uygulamadır. Bu mekanizma sayesinde petrol fiyatındaki artış doğrudan tüketici fiyatlarına aynı hızda yansımaz.
Eşel Mobil Nasıl Uygulanacak?
Uygulamaya göre uluslararası petrol fiyatları ve döviz kurundaki artış nedeniyle oluşan zamların önemli bir kısmı vergi indirimi ile dengelenecek. Bu kapsamda ürünlerin ÖTV’si fiyat artışının en fazla yüzde 75’i kadar düşürülecek.
Buna göre yapılabilecek en yüksek ÖTV indirimleri, benzinde litre başına 14,8277 TL,
Motorinde litre başına 13,9006 TL, LPG’de kilogram başına 11,3830 TL olacak. Bu ürünlerin fiyatı düşerse, fiyat düşüşünün en fazla yüzde 75’i kadar ÖTV artırılacak.
Örneğin, söz konusu ürünlerdeki fiyat artışının 10 lira olması halinde, bu tutarın sadece 2,5 lirası piyasa fiyatına yansıyacak, geri kalan 7,5 lira ise vergiden karşılanacak.
Eşel Mobil Gerçekten Çözüm mü?
Ancak bu sistemin enflasyonu kalıcı biçimde durdurması mümkün değil. Bunun nedeni oldukça açıktır. Eşel mobil sistemi fiyat artışını ortadan kaldırmaz, yalnızca devletin vergi gelirinden vazgeçmesi yoluyla zamların bir kısmını bütçeye yükler. Ancak bu uygulama sürdürülemez.
Petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalması durumunda ise bu sistem sürdürülemez hale gelir. Devletin bütçesinin en büyük gelir kalemi olan dolaylı vergilerde oluşacak boşluk bütçe dengelerini bozar. Dolaylı vergilerin diğer kalemleri artırılır. Bu, enflasyon altında ezilen milyonlarca sabit ücretliler için aynı zamanda ek vergi anlamına gelir.
Dahası, enflasyon yalnızca akaryakıt fiyatlarından ibaret değildir. Döviz kuru, gıda fiyatları, kira artışları ve üretim maliyetleri enflasyonun temel belirleyicileri olmaya devam eder. Bu nedenle enerji fiyatlarını sınırlamaya yönelik geçici önlemler, enflasyonist baskıyı ortadan kaldırmaya yetmez.
Böyle bir tabloda en ağır yük ise toplumun geniş kesimlerinin omuzlarına biner. Artan fiyatlar, eriyen ücretler ve yükselen yaşam maliyetleri milyonlarca insan için ekonomik sıkıntıyı derinleştirirken, yoksulluk sınırında veya altında yaşayan yurttaşlar açısından durum giderek bir yaşamı sürdürme krizine dönüşür.
Erdoğan’ın Sıkışan ajandası
Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ekonomiler için bu tür krizlerin sonucu çoğu zaman kaçınılmazdır. Artan maliyetler, yükselen enflasyon ve daha kırılgan bir ekonomi.
Bu nedenle eşel mobil gibi araçlar krizin etkilerini geçici olarak yumuşatabilir, ancak yapısal sorunları ortadan kaldırmaz. Enerji bağımlılığı sürdükçe, Orta Doğu’daki her kriz Türkiye ekonomisine yeni bir enflasyon dalgası olarak geri dönmeye devam eder.
Savaşın derinleşmesi ve enerji fiyatlarının yükselmesi, Türkiye ekonomisinde enflasyon ve bütçe baskısını artıracaktır. Böyle bir tabloda Erdoğan’ın geçmiş seçim dönemlerinde uyguladığı genişleyici maliye politikaları ve seçim ekonomisi araçlarını devreye sokması da oldukça zorlaşır. Artan enerji faturası, büyüyen cari açık ve bütçe üzerindeki yük, iktidarın ekonomik manevra alanını daraltan bir faktöre dönüşür.
Başka bir ifadeyle, ekonomik krizin derinleştiği bir konjonktürde iktidar bloğunun kendi içindeki konsolidasyonunu koruması da giderek daha zor hale gelir.
Bu nedenle Orta Doğu’da süren savaş yayılma potansiyeli taşımasının yanında enerji fiyatları, enflasyon ve siyasi dengeler üzerinden Türkiye ekonomisi ve siyaseti açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak Erdoğan’ın önünde durmaktadır.


