1 Ekim 2024’te Devlet Bahçeli’nin meclis açılışında yaptığı konuşmayla başlayan süreç, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yayımlanan “Barış ve Demokratik Toplum” manifestosuyla devam etmişti. 2025 yılı içerisinde, 12 Mayıs Kongresi’yle “örgütün feshi”, ardından 11 Temmuz’da bir grup gerillanın silahları yakarak sembolik bir silah bırakma eylemi gerçekleştirmesi, KÖH açısından süreci ileri bir noktaya taşıma anlamına geliyordu.
Devlet ve iktidar tarafında ise süreç için 5 Ağustos’ta kurulan bir komisyon ve 18 Şubat’ta kamuoyuyla paylaşılan bir rapor bulunmaktadır. Bu raporla artık karar aşamasına gelindiği söylenebilir. Ancak rapor yayımlandıktan sonra henüz somut bir adım atılmış değil ve hukuki düzenlemeler konusunda da bir çalışma bulunmadığı görülüyor. Düzenleme takvimi için başta “bayram sonrası” işaret edilmişti (Ramazan), ancak bayramın üzerinden üç hafta geçmesine rağmen sürecin yol haritası belirsizliğini koruyor. Şimdi ise iktidar, Mayıs-Haziran aylarını işaret ederken, 1 Temmuz’daki yasama tatili öncesinde yasal düzenlemelerin ivedilikle gündeme alınması hedefleniyor.
Meclis Grup Toplantılarında Sürecin Yeniden Parlatılması
7 Nisan 2026 Salı günü partisinin grup toplantısında meclis komisyonu raporunun tamamlanmasıyla yasal düzenleme koşullarının oluştuğunu belirten Bahçeli, hükümete yönelik “oyalamayın, oyalanmayın” çağrısında bulundu. Recep Tayyip Erdoğan ise bölgenin politik dengelerine de işaret ederek “süreci ivmelendirmek” gerektiğini vurguladı.
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan grup toplantısında; barışın ancak karşılıklı adımlarla ve güven inşasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Çözümün zamana yayılmasının ve “önce-sonra” gibi şartlı ikilemlerin süreci çıkmaza sokacağını belirtti. Bakırhan, “Barış sözle değil, sözün hukukla bağlandığı anda başlar” diyerek iktidarı somut adım atmaya çağırdı.
Süreç Sınırlarına Dayandı
Ertelenen ve sürüncemede bırakılan “Barış ve Demokratik Toplum” süreci, Newroz’da Kürt halkına yönelik baskı ve gözaltı politikalarıyla “tıkanma noktasına mı geldi?” sorusunu akla getiriyor.
Süreçten henüz fiili bir kopuş yaşanmasa da siyasi öznelerde ve partilerde bölünmeye varabilecek görüş çatallanmalarındaki gerilimlere bakıldığında, “Çözüm iradesinin” dayanma gücünü kestirmek güç. Örneğin iktidar kanadında sürece dair Bahçeli’nin belirlemelerine karşı Ömer Çelik’in başından beri çelişkili açıklamaları; Yeni Şafak (AKP) ve Türkgün (MHP) gazeteleri arasındaki ”manşet savaşları” dikkat çekerken muhalefette de Kürt sorununa yönelik Özgür Özel ile Halk TV arasında kimi farklılaşmalar görülüyor.
Öcalan’ın son görüşmede “Silahların bırakılmasının tespiti ve tescili oyalamadır.” demesi, sürecin gidişatına dair önemli bir ifadedir. Yine Murat Karayılan’ın Newroz öncesinde “Eğer çözüm gelişirse buna hazırız; ama çözümsüzlük gelişirse ona göre de hazırlığımız vardır” açıklaması ise gelinen kritik aşamayı daha net gösteriyor.
Yaşananlara bütünsel bir biçimde bakıldığında, sürecin artık kendi sınırlarına dayandığını saptamak mümkün.
Küresel ve bölgesel jeopolitik gerçeklikte Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü zorunludur. Halkların demokratik bir cumhuriyette eşit yurttaşlık hukukuyla yaşaması en doğru seçenek olarak öne çıkıyor.


