ABD’de ICE, Grevler ve Kazanımlar

Trump’ın MAGA hareketi ile faşizme doğru evrilen yolculuğunda göçmen karşıtı politikaları ABD’de biriken gerilimin çatışmaya dönüşme ihtimalini her geçen gün yükseltiyor. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) yürütücü gücü olduğu bu politika şu anda dünyanın farklı coğrafyalarında izlemeye alışık olduğumuz dehşet görüntülerini ABD’ye taşıyor.

ICE kendisine verilen yasal desteğin büyüklüğüne rağmen Minnesota örneğinde görüldüğü üzere sokakları dolduran halkın meşru gücü karşısında bir anda gayrı meşru pozisyona düşerek geri adım atmak zorunda kalıyor. Bu da MAGA hareketinin halk hareketi karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Bu kırılganlığı yaratan en önemli faktör halkın sokaklara dökülmesiyken bu sürecin örgütleyici güçlerinden biri olan işçi sınıfının varlığını da göz ardı etmemek gerek. ICE karşıtı mücadele ile göçmenliğin sınıfsal karakteri arasında kurulan bağ bu varlığın gücünü açığa çıkartan temel nitelik oldu. Minnesota’da gerçekleştirilen ve tüm eyaleti kapsayan genel grevde irili ufaklı birçok sendikanın aldığı rol ICE’a geri adım attırılmasında oldukça önemliydi.

23 Ocak’ta Minneapolis ve St. Paul halkının sendikalar öncülüğünde “İş yok, okul yok, alışveriş yok” demesiyle duran hayat -15 derecede yaklaşık 100.000 kişinin ICE ve MAGA devlet terörüne karşı yürümesiyle sonuçlanmıştı.

23 Ocak grevinin başarısı ile 30 Ocak’ta ülke çapında yapılan genel grev çağrısı ise bu sefer örgütlenmenin zayıflığını ve sınıf hareketliliğinin kırılganlığını gösterdi. 30 Ocak genel grev çağrısı beklendiği gibi geçmedi. Ülkenin pek çok yerinde hatta Super Bowl, Grammy ödül töreni gibi popüler organizasyonlarda bile tepki verilen ICE’a karşı topyekun bir karşı hareket örgütlemenin handikapları da burada açığa çıktı. ABD toplumunun faşizme karşı yürüttüğü mücadelede sınıf örgütlülüğü ve siyasal bilincin niteliği bir sorun olarak ABD solunun önünde duruyor.

Grevlerin Siyasallaşma Potansiyeli

Her ne kadar ABD’de gerçekleşen grev sayısı ve katılım oranı son üç yıl içinde düşüşe geçmiş olsa da1 son dönemde kamu hizmetlerinde gerçekleşen grevlerin kazanımla sonuçlanması Trump iktidarının toplumsal mücadele karşısında attığı geri adımların devamı olarak kayıt altına alındı. İktidara gelir gelmez kamu hizmetlerine ayrılan payları kısıtlayan kararnamelere imza atan Trump’a en iyi cevabı kamu emekçileri vermiş oldu.

San Francisco şehrinde Şubat ayı başında öğretmenlerin ve New York’ta sağlık emekçilerinin grevleri bu açıdan önemli bir yer tutuyor. İki grev de ekonomik temelli olması yanında Trump’ın kamu ve göçmen politikalarına karşı çıkarak siyasallaşma potansiyeli ile öne çıkıyor.

Eğitimciler Grevde

San Francisco’da 1979’dan beri ilk defa greve çıkan eğitimciler toplumun çıkarlarını da gözeten taleplerle meydanlara çıktı. Halktan geniş bir destek gören öğretmenler dört günlük grev sonunda haklarını alarak büyük bir zafer kazandılar.

Eğitimciler kendileri ve aileleri için devletin karşıladığı sağlık hizmetleri, maaş artışı ve personel yetersizliğinden kaynaklanan iş yükünü ortadan kaldıracak yardımcı personel alımı gibi hakları bu grevle elde ettiler. Yaklaşık 6500 eğitimcinin katıldığı grevin belki de en önemli taleplerinden bir tanesi ICE operasyonlarına karşı savunmasız göçmen öğrenciler ve aileler için yasal olarak bağlayıcı bir koruma sağlayan sığınma hükümlerini de içeriyor.

Kazanılan haklara göre bölgedeki okullar göçmen sığınma bölgesi olarak belirleniyor ve sığınma koruma hükümlerinin sözleşmeye dahil edilmesi ile ICE ajanlarının suç duyurusu olmadan okullara girmesi yasaklanıyor. Öğretmenler ayrıca, konut güvencesizliği yaşayan öğrenciler ve aileler için okul tesislerini kullanarak barınma imkanı sağlayan “Geçici Barınma Programı” için de mücadele ettiler ve kazandılar.

San Fransisco’lu öğretmenlerin açtığı yoldan şimdi eyalet çapında bir yayılma bekleniyor. Oakland, Los Angeles ve San Diego’daki eğitimcilerin de önümüzdeki haftalarda greve çıkma ihtimalleri söz konusu. San Francisco Eğitimciler Sendikası’nın (UESF) zaferi, on binlerce eğitimcinin de tarihi sözleşme zaferlerine imza atmasının önünü açıyor.

New York Hemşireleri Grevde

Minneapolis’te sağlık emekçisi olarak çalışan Alex Pretti, 24 Ocak’ta ICE görevlileri tarafından 10 el ateş edilerek öldürüldü. Renee Good cinayetinden kısa bir süre sonra aynı eyaletteki bu ikinci cinayet ICE üzerine yoğunlaşan tepkileri artırırken ülke çapında sağlık çalışanlarının örgütlü olduğu sendikaları da harekete geçirdi ve sağlık emekçileri sendikaları art arda ICE karşıtı açıklamalar yaptı ve bir kısmı da sokaklara çıktı.

Sağlık emekçilerinin en dikkat çekici eylemi ise New York şehrinde gerçekleşti. 12 Ocak günü yaklaşık 15.000 hemşire, New York’ta üç özel hastane zincirinde greve başlayarak şehrin tarihindeki en büyük sağlık çalışanları grevine imza attı.

Trump’ın imzaladığı Medicaid kesintileri çerçevesinde sağlık hizmetlerinde yaşanan aksamalara karşı başlatılan grevde sağlık çalışanları personel sayısının artırılması, ücretlerde artışa gidilmesi, sağlık çalışanlarının uğradığı şiddete karşı güvenli bir çalışma ortamı oluşturulması, fazla çalışmaktan kaynaklı tükenmişlik sendromuna karşı çalışma sürelerinin azaltılması gibi taleplerle greve çıktı. Pretti cinayeti ile beraber talepler arasına ICE’ın hastanelere girmesine karşı da bir kampanya yaparak sorunu gündemde tuttular.

Geçtiğimiz hafta iki hastane zincirinde yaklaşık 11.000 hemşireyi kapsayan ve taleplerin büyük ölçüde karşılandığı grev şu an Presbyterian hastane zincirinde devam ediyor. Bir kilisenin sahibi olduğu hastane zinciri New York’un en zengin hastanesi olarak biliniyor. 2024 yılında, CEO’su Steve Corwin’in maaş, yan haklar ve ek ödemelerle birlikte 26,3 milyon dolar kazandığı hastane, çalışanların koşullarını iyileştirmemek için elinden geleni yaptı fakat son noktada direnci kıramadı. Şu an geçici bir anlaşmaya varılan grevde hastane yönetimi önerilen anlaşmanın grevciler tarafından oylanarak kabul edilmesini bekliyor.

Geçici anlaşmada üç yıllık sözleşme süresinde ücretlerde %12’lik bir artıştan göçmen hastaların haklarının korunmasına, çalışanların yapay zekanın yarattığı etkilerden korunmasından işyerindeki şiddete karşı önlem alınmasına kadar pek çok madde mevcut.

İki Eşik

Sendikalaşma oranının %10’un üzerine çıkamadığı ABD’de işçi sendikalarının Trump politikalarına karşı aldıkları tutum gelecek için umut vaat edici. Sendikaların toplumsal mücadele içinde aldıkları aktif rol ve grevlerde göçmen hakları için taleplerde bulunuluyor olması bu umudu güçlendiren etmenler.

Şimdi ABD işçi sınıfı ve halkı önünde aşılması gereken iki eşik bulunuyor. İlki 28 Mart’ta ülke çapında düzenlenecek ICE karşıtı No Kings gösterileri. Sonuncusu Ekim ayında düzenlenen ve 2700 noktada yaklaşık 7 milyon kişinin katıldığı gösterilerin yeni hedefi, ortaya çıkan ICE karşıtı atmosferi merkezileştirerek iktidara geri adım attırmak. İkincisi ise hemen bu gösterilerin ardından gelecek 1 Mayıs gösterileri. Geçtiğimiz yıl ABD tarihinin en yaygın kutlanan 1 Mayıs gösterilerine tanık olmuştuk.

Sendikaların ve sol parti ve grupların bu seneki hazırlığı beklendiği gibi geçerse Trump’ı Kasım ayında düzenlenecek ara seçimler öncesi oldukça zorlayacaktır. Kısa süre arayla gerçekleşecek olan bu iki gösteri işçi sınıfının ve halkın Trump faşizmine karşı duruşunu ABD çapında gösterecek olan gerçek bir sınav olacak. 

1 https://www.ilr.cornell.edu/faculty-and-research/labor-action-tracker-2025