Temmuz 2026’nın son günlerinde yaklaşık 60.000 Faslı göçmen İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta’ya düzensiz şekilde geçiş yapmıştı. Bu geçişler sırasında 100’e yakın kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. İspanya Yüksek Mahkemesi’nin, bölgeye denizden ulaşanların karayoluyla gelenler gibi doğrudan Fas’a geri gönderilemeyeceğine dair hükmü tarafından tetiklendiği iddia edilen bu yoğun sınır geçişleri, Avrupa içerisindeki var olan siyasal çekişmeleri de tekrar gün yüzüne çıkardı. Fransa sınır kontrollerini artıracağını belirtirken, Avrupa’daki bazı üst düzey politikacılar İspanya’nın Schengen serbest dolaşım alanından geçici olarak çıkarılması fikrini öne sürdüler.
Göç akınının yarattığı “krizin” hemen ardından Pedro Sánchez hükümetin elindeki tüm imkanları duruma müdahale etmek ve Ceuta’nın güvenliğini sağlamak için seferber ettiğini ve Ceuta’yı “Madrid’i savunur gibi” savunacağını açıkladı. Bu açıklamalar İspanya içerisindeki muhafazakar ve aşırı sağ kanadın göç dalgasını Sánchez hükümetinin ve göç politikalarının başarısızlığı olarak yorumlamasına engel olmadı.
30-31 Temmuz’daki yoğun sınır geçişlerinin üzerinden 4 gün geçtikten sonra İspanya hükümeti yaklaşık 69.500 göçmenin Fas’a geri döndüğünü açıklamıştı. Dükkanların kapatılması nedeniyle yiyecek ve içeceğe erişememek, yerel halktan gördükleri düşmanlık ve İspanya anakarasına erişememek gibi bölgede yaşadıkları problemler geri dönmeye iten faktörlerden sadece bazıları.
Fas’a dönüşlerin ardından Ceuta özerk yönetiminin muhafazakâr başkanı Juan Jesús Vivas, bölgede 3000 ila 5000 göçmenin kaldığını açıklarken, göç dalgasının iki göçmen kabul merkezinin de kapasitesini aştığını ve çöküşe uğrattığını ekliyor. Vivas aynı zamanda Fas yönetimini de eleştirip göçmen akınını “planlamamış” olsalar da buna izin verdiklerini öne sürerek aynı durumun bir daha yaşanmaması için ellerinden geleni yapacaklarını da belirtmişti. Buna karşılık Sosyalist Parti lideri ve hükümet başı Sánchez geçişleri İspanya’nın “topraksal bütünlüğünün ihlali” olarak tanımlamasına rağmen bu “krizin” arkasında insan ticaret mafyalarının, toplumsal dezenformasyonun ve hatta Rusya ve İsrail’in olduğunu savunarak Fas hükümetinin yanında durdu.
Ceuta’da Hayatta Kalmak: Barınma Krizi ve Belirsizlik
Bu göç “krizi” sadece Ceuta’da göçmen karşıtı retoriğin ve ayaklanmaların yükselmesiyle kalmayıp İspanya’nın birçok bölgesinde protestolara sebep oldu. Bölgede kalan yaklaşık 5000 Faslı göçmenin zorlu koşullar altında mücadeleleri ve Avrupalı devletler tarafından “kriz” olarak tanımlanan bu durum devam ederken, 2 Eylül Çarşamba günü İspanya’nın başkenti Madrid’de 500000 göçmen karşıtı protestocu bir araya geldi.
İspanya hükümetinin acil barınma kapasitesini artırma çabalarına rağmen altyapı yetersizliğinden dolayı bazı göçmenler Ceuta’nın sahil bölgelerinde kurdukları kamp yerleşkelerinde kalıyorlardı. 20 Ağustos’ta sahil kenarlarında kurdukları yerleşkelerde yaşayan Faslı göçmenlerin bir kısmı 1.800 kişilik kapasitesi olan Loma Margarita göçmen kabul merkezine polis tarafından götürüldü. Buna rağmen Ceuta’da gerçekleşen protestolar gittikçe daha şiddetli bir hal almakta.
27 Ağustos’ta göçmen karşıtı protestocular sahil kenarlarındaki göçmen çadırlarını ve eşyalarını yaktı, göçmenlere su ve yemek yardımı ulaştırmaya çalışan Kızıl Haç araçlarının geçişini engelledi ve sahil bölgesinde İspanya bayrağı açtılar. Göçmen karşıtı şiddet özellikle kadınlara yönelik biçimler de alıyor. Göçmen kabul merkezlerinde kayıt olmayı beklerken yol kenarlarına kamp kuran kadınlar cinsel taciz ve saldırıya maruz kaldıklarını belirtiyorlar. Polis saldırıya uğrayan kadınların önemli bir kısmının reşit olmadığını belirtirken, göçmen kadınlar ise polisin kadınların şikayetlerine rağmen koruyucu bir önlem almadığını söylüyorlar. Kolluk kuvvetleri ise şikayette bulunan kadınların cinsel taciz mağdurları için kurulan yeni barınma merkezine alındığını ifade ediyor.
Krizin Faturası Sanchez’e Kesiliyor
Muhafazakâr ve aşırı sağ muhalefet “krizi” İspanya hükümetini eleştirmek için araçsallaştırmaya devam ederken, Madrid’in Ceuta’ya yardım için 309 milyon euroluk bir bütçe ayırdığı biliniyor. Yerel basında 4 Eylül Cumartesi günü yer alan haberlere göre ise İspanya hükümeti sokaklarda, dağlık alanlarda ve sahillerde kalan göçmenleri barındırmak üzere yeni bir alan hazırlamaya başladı. Los Rosales mahallesinde, Nuestra Señora de África kreşinin yanındaki alana kurulan çadırlar çalışanlar ve veliler tarafından olumsuz tepkilerle karşılaşırken, Loma Colmenar, La Hípica ve Tarajal sanayi bölgelerinde de başka alanların hazırlanması ve göçmenlerin buralara yerleştirilmesi ise İspanya’nın muhafazakâr Halk Partisi tarafından “işgalin meşrulaştırılması” olarak sertçe eleştirildi.
2000 kişinin katılımı ile yapılan bir ankete göre İspanyolların 10’da 9’u kitlesel göç dalgası için Fas’ı suçluyor ve çoğunluk Sánchez’in “krizi” yönetimini “kötü” veya “çok kötü” olarak değerlendiriyor. Aynı anket Temmuz’dan beri muhafazakar Halk Partisi’nin oylarının yüzde 0,4’lük, aşırı sağ parti Vox’un yüzde 0,6’lık bir artış gösterirken Sánchez’in Sosyalist Parti’nin oylarının ise yüzde 0,4 oranında bir düşüş yaşadığını gösteriyor.
Yine günümüz kapitalizminin yarattığı yıkımların sonucu gerçekleşen göçün maliyeti göçmenlere ve görece daha insani politikalar ile “krizi” yönetmeye çalışan sol partilere kesiliyor. Ayrıca ankete göre 10 kişiden 7’si kırılgan durumdaki göçmenlerin korunması yerine daha sıkı sınır politikalarını tercih ediyor ve katılımcıların yüzde 82’si İspanya sınırlarındaki fiziki bariyerlerin ve gözetim önlemlerinin artırılmasını istiyor. Bu durum ise göçü “daha iyi yöneteceği” düşünülen göçmen-karşıtı, aşırı sağ ve otoriter partilerin oylarının artmasına sebep oluyor.


