Yaz Mevsimi Boyunca Dinmeyen Yangınların Arkasında Ne Var?

Yaz mevsiminin başlamasıyla Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından yangın haberleri gelmeye başladı. Türkiye’de özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında, Avrupa’da Fransa ve İspanya’da yangınlar daha geniş çaplı yangınlar yaşandı. Türkiye’de yangınlara dair yapılan resmi açıklamalarda, sosyal medyadaki paylaşımlarda çoğunlukla anız yakan, yere izmarit, cam ya da plastik atık atan halk hedef gösterildi. Fakat söylenenin aksine bu denli büyük ölçekli yangınların daha karmaşık sebepleri var.

Türkiye’de Yangın Gerçeği

Türkiye’de 2021’den beri büyük ölçekli orman yangınları yaşanıyor. Daha öncesinde küçük bir alanda, müdahale edilmesi kolay ve kontrol edilebilir yangınlar olurken 2021’den bugüne her yıl yaz aylarında daha geniş çaplı ve baş etmesi zor yangınlar oluyor. Buna tezat olarak Türkiye’de Orman Genel Müdürlüğü’ne ayrılan bütçe payı giderek azalıyor ve yangın sonrası agresif söndürme dışında yangınları önleme ve sonrasında ekosistemin ihtiyaçlarına uygun bir restorasyon yapma konusunda hiçbir somut adım atılmıyor. İktidar, halka yaz aylarında anız yakmayın, ormanlara izmarit atmayın gibi uyarılarda bulunurken kendi sorumluluklarını örtbas ederek uyguladıkları yangın politikalarına dair detaylı bir açıklama yapmıyor. Ayrıca teknik ekipman yeterli olsa bile doğru müdahale için daha çok acil durum çalışanına ve itfaiyeciye ihtiyaç var. Ancak bu konuda da gelecek yangınlar için yeterli hazırlık yapılmıyor.

Avrupa’nın Üzerinde Yangın Bulutları Dolaşıyor

Akdeniz kuşağındaki Avrupa ülkeleri de aşırı yaz sıcaklarından olumsuz etkileniyor. Fransa’da yangın kayıtlarının tutulmaya başladığı yıllardan itibaren en fazla alanın yandığı yıl 2026 oluyor. İspanya’da yangın, Madrid çevresinde yerleşim yerlerini tehdit ettiğinden İspanya hükümeti, ilk kez bir ülkede yangın nedeniyle ulusal acil durum kararı alıyor. Yine Fransa ve İspanya’da yüz binlerce kişi farklı yerlere tahliye ediliyor, ormanda yaşayan pek çok hayvan canını ve yaşam alanını kaybediyor. 

Bu yangınlarda, geçmişteki yangınlara göre öngörülebilirliği azaltan dolayısıyla yangının kontrol altına alınmasını oldukça zorlaştıran yeni bir durum tespit ediliyor. “Pirokümülonimbus” denilen yangın bulutları, yanan alanın üzerinde şiddetli rüzgâr ve yıldırım üreterek alevleri büyütüyor ve yangının farklı yerlere sıçramasını kolaylaştırıyor. İlk kez gözlemlenen bu yangın bulutları, kendi hava koşullarını yarattığından yangın söndürme ekipleri meteorolojik tahminlere göre hareket edemiyor.

Yeni Yangın Rejimi

Yeni yangın rejimini oluşturan 3 temel unsur var: iklim krizi, orman ekosistemlerinin tahribi, yangın sonrasında yapılan hatalar. 

Uzmanların söylediğine göre yangınlar 400 milyon yıldır dünyadaki düzenin bir parçası. Yangınlar gibi iklim değişikliği de geçmişte, ekosistemlerin adapte olabileceği hızda gerçekleşiyormuş bugün ise “iklim krizi” atmosferdeki CO2 miktarının Sanayi Devrimi’nden sonra ani bir yükselişe geçmesiyle türlerin buna adapte olamamasından kaynaklanıyor. Yangınlarda gözlemlenen yeni durum da iklim kriziyle paralel. Geçmişte, daha küçük ölçekli ve sıklığı daha az olan yangınlarla ormanlar yenileniyorken bugün iklim krizi sonucunda hissedilen aşırı sıcaklar ve kuraklık koşulları, çok küçük bir kıvılcımı devasa boyutlara ulaştırabiliyor.

Yangına Dayanıklı Ormanlar Oluşturmak

Yıllarca ormanla organik bağ kurmuş, ekosistemin dengesinin korunması gerektiğini ve bir yangın çıktığında nasıl müdahale edileceğini bilen orman köylülerinin işçileştirilmesi ve ormanlardan uzaklaştırılması, ormanların yangınlara daha açık hâle getirilmesinde etkili oluyor. Ayrıca keçi ve koyun sürüsü olan çobanların ormanlara girişinin engellenmesi, küçükbaşların yangınlarda tutuşmaya müsait kuru bitki örtüsünü temizlemesinin önüne geçiyor. Bu yüzden İspanya, Fransa ve Portekiz başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde geleneksel çobanlığın desteklenmesine yönelik yeni düzenlemeler yapılıyor. 

Günümüzde uygulanan teknik ormancılık anlayışı da ormanların içindeki canlı çeşitliliğini ve ekosistem dengesini yok sayarak tek tip ağaç dikimiyle ormanları çam tarlalarına dönüştürüyor. Bu da kolayca alevlenen kızılçamla dolu ormanlarda yangını kontrol altına almayı neredeyse imkansız hâle getiriyor. 

Ek olarak ormanlara yakın yerleşimlerin artması ve şirketlerin enerji hatlarını ormanların içinden geçirmesi sebebiyle orman yangınlarının 5’te 1’i bu enerji hatlarından çıkan kıvılcımlarla başlıyor.

Yangın Sonrası Restorasyon

Yangın sonrasında yapılan agresif söndürme, devamında ekolojik bir restorasyon yapılmayacaksa yalnızca toprağa zarar veriyor. Bunun üzerine yanan alanlar ihaleye açılıyor ve ihaleyi kazanan firma, alana hemen iş makinelerini sokuyor. Kapitalist piyasanın rekabet koşullarında mümkün olan en hızlı biçimde fidan dikimine başlıyor, bu durum da alandaki tahribatı artırıyor ve orman kendi kendini iyileştirmesinin önüne geçiyor.

Tüm bunlar, orman yangınlarındaki sorumluluğun yalnızca ormanlara çöp atan halka ait olmadığını devlet tarafından uygulanan politikaların, kapitalizmin iklim kriziyle yol açtığı sonuçların bu sorumlulukta büyük bir payı olduğunu gösteriyor.