Sınıfsal Bir Mesele Olarak Çocuk Korumanın Varlığı Yokluğu: Çember Dergi 5. Sayı Söyleşisi

Çember derginin “Çocuk Koruma: Varlığı, Yokluğu” temasını merkeze alan 5. sayısı okurla buluştu. Çocuk haklarının, çocukluğun kendisinin ve suça itilen çocukların tartışmaya açıldığı böylesi kritik bir eşikte derginin zengin içeriğini, taşıdığı derdi ve sunduğu çözüm önerilerini derginin editörü Hatice Göz ile konuştuk.

Çember derginin her sayısında odaklandığınız bir dosya konusu oluyor. 5. sayıda bu konu “Çocuk Koruma: Varlığı, Yokluğu” oldu. Bu sayının konusunu hangi tartışmalardan yola çıkarak belirlediniz, sayının temel amacı ve derdi nedir?

Çember’in 5. sayısını geçtiğimiz günlerde çıkardık. İlk sayıyı hazırlarken, çocuk hakları alanında bir dergiyi yayın hayatına kazandırma tartışmalarını yürütürken önümüze koyduğumuz ve yola çıkmamızı sağlayan esas dert şuydu: Türkiye’deki çocuk hakları mücadelesine ve bütünlüklü bir çocuk politikası talebine yazınsal alanda bir katkı sunmak, buradaki tartışmaları besleyecek güçlü bir mecra oluşturmak.

Eğitimden sağlığa, sokaktan meclise, çocukların günlük yaşamından ebeveynlerin yaşadığı problemlere kadar çocuk hakları alanı pek çok sorunla mücadele etmek durumunda. Dolayısıyla Çember‘i çıkarmaya başladığımız 2023 yılından bu yana temel derdimiz çocuk hakları mücadelesine katkı sunmaktır.

Bizler de fiilen çocuk hakları mücadelesinin içerisindeyiz. Çember derginin arkasında, pratikte de çocuklarla birlikte ve çocuklar için mücadele eden bir ekip var. Teori ile pratik arasında karşılıklı bir ilişki gözetmeye çalışıyoruz. Bir yandan sokakta mücadeleyi büyütürken diğer yandan bizzat karşılaştığımız pek çok tartışmaya ve soruna birlikte cevap üretmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla dosya konularımızı ve içeriklerimizi belirlerken bizzat deneyimlediğimiz alanlardan hareket ediyoruz. Bu dosya konusunu da aynı anlayışla belirledik.

Türkiye’de çocuk koruma politikaları, çocukların yaşadığı hak ihlallerinin arka planındaki eksiklikleri; sistemsel, sınıfsal ve politik meseleler üzerinden “çocuk koruma” başlığını uzun bir süre tartıştık. Bu sayıda çocuk koruma meselesinin varlığını ve yokluğunu aynı anda ele almak, ikisini birden görünür kılmak istedik. “Varlığı neye denk düşüyor, yokluğu neye denk düşüyor?” sorusuyla yola çıktık.

Temelde çocuk koruma politikalarına neden ihtiyacımız var, bu politikalar nasıl, ne zaman ve kim tarafından uygulanmalı? Tüm bunları tartışmaya açma ihtiyacı hissettik. Bu tartışmaların alanı ve çocuk mücadelesini besleyeceğini, doğrudan çocukların günlük yaşamına katkı sunacağını ve alanda mücadele eden bizler de dâhil olmak üzere pek çok kişiye ufuk açacağını düşündük.

Elbette zihnimizden pek çok konu başlığı geçti: Zorbalık, şiddet, istismar, eğitimden kopuş, madde bağımlılığı, çocuk işçiliği, göç, işin hukuki boyutları… İçinden geçtiğimiz sürecin bugünkü çocuk politikalarıyla veya “korumama” meselesiyle doğrudan bağlantılarını, güvenlikçi uygulamaları ve cezalandırıcı politikalar arasında koruyucu-önleyici adımların atılmamasını tartıştık. Yeni sayımız tüm bu süreçlerin içerisinden doğdu.

Yaklaşık bir yılı aşkın süredir ülkemizde çocukları doğrudan hedef gösteren, onları birer intikam nesnesine dönüştüren ve adalet arayışını suça sürüklendiği iddia edilen çocuklara bağlayan neredeyse faşizan bir söylem hâkim. Tüm bu tartışmaların ortasında bir nefes alanı açmak; “Hayır, çocuklar için mücadele edenler var; çocukları hedef gösteremezsiniz; çocukların cezalandırılmaya değil güçlendirilmeye ve korunmaya ihtiyacı var.” demek ve bunu yapması gereken kurumları işaret etmek gibi bir sorumluluğumuz vardı. Eğer bu tartışmaları başlatabilirsek bu sayı amacına ulaşıyor diye düşünebiliriz.

İçeriğinizde farklı disiplinlerin bir araya geldiği, çok katmanlı makaleler ve söyleşiler dikkat çekiyor. Bu zengin yelpazeyi kurgularken nasıl bir metodoloji izlediniz? Katkı sunan metinler ağırlıklı olarak editoryal talepleriniz doğrultusunda mı şekillendi, yoksa dışarıdan gelen bağımsız çalışmalara da alan açtınız mı? Tüm bu süreç bağlamında Çember, yayın politikası ve fikrî zemin açısından kendisine nasıl bir çerçeve inşa ediyor?

Sayı ile ilgili tartışmaları sürdürürken, konuyu yalnızca çocuk koruma meselesinin varlığı-yokluğu veya çocuk adalet sistemiyle sınırlı tutmak istemedik. Çocukların adalet sürecine girişi, “suça sürüklenme”, “suçla ilişkilenme” ya da “kanunla ihtilafa düşme” gibi kavramlarla tarif ediliyor. Tam da dergiyi hazırladığımız aşamada gündeme gelen -ve asla kabul etmediğimiz derhal geri çekilmesi gereken- yasa tasarısında gördüğümüz pek çok bağlamı tartıştırmak istedik.

Temel derdimiz, çocuk koruma konusunu tek bir alanla sınırlı tutmayıp çok çeşitli disiplinlerden ele almaktı. Bu doğrultuda çocuk koruma politikasını, yalnızca bir ihlâl oluştuktan sonra devreye giren bir müdahale alanı olarak değil, çocukların beslenmesinden sağlığına, aşılanmasından eğitim, barınma ve oyun hakkına kadar çok çeşitli boyutları kapsayan bütüncül, koruyucu ve önleyici bir çerçeve olarak ele aldık.

Arka planda devasa bir sistemsel ilişkiler bütünü var ve çocuklar bu sınıfsal, sosyal, toplumsal ilişkilerin içine doğuyorlar. Dolayısıyla çocuğu korumaktan söz ederken onu güçlendirmeyi esas alan, toplumdan soyutlamayı değil daha güçlü bir biçimde toplumsallaşmasını sağlayan adımlara ihtiyaç var. Biz de bu sayıda tüm bunları disiplinler arası bir çerçevede tartışmaya açtık.

Bu nedenle farklı disiplinlerden katkılar talep ettik: Sosyal hizmet uzmanlarından psikologlara, sağlıkçılardan eğitimcilere ve hukukçulara kadar çok çeşitli başlıklar için farklı alanlardan yazılar istedik. Yazıların bir kısmını özel olarak biz talep ettik. Çocuk hakları mücadelesine katkı sunacağını bildiğimiz, ideolojik ve politik çocuk perspektifine benzer açılardan baktığımız, ortak bir ufku hedeflediğimiz arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan ve yol arkadaşlarımızdan yazılar istedik.

Aynı zamanda Çember dergi beşinci sayısına ulaştığı için dışarıdan da çok sayıda katkı geldi. Tüm bu katkıların birleşimiyle, meseleyi çok yönlü olarak zenginleştiren bir içerik hazırlamayı hedefledik ve sanıyorum bu hedefimize ulaştık.

Dergi editörlerinden Hatice Göz

Yeni sayınız, adeta “Çocuklardan Vazgeçme Yasası” olarak nitelendirilebilecek ağır bir hukuki düzenlemenin yasalaşma sürecine denk gelerek son derece tarihsel bir zamanlama yakaladı. Çember’in ortaya koyduğu perspektifin mevcut politik ve toplumsal tartışmalara nasıl bir teorik derinlik ve pratik katkı sunacağını öngörüyorsunuz?

Çember’in bu sayısı hakikaten ülkedeki çocuk hakları tartışmalarının atmosferi açısında çok tarihsel bir ana denk geldi. Hukuki ve yasal süreçlerin adeta birer intikam arayışına dönüştürüldüğü bu ortamda yaşananlara “tartışma” demek bile ne kadar doğru, emin değilim. Sosyal medyada çocukların hedef gösterildiği, en ağır cezaları almalarının talep edildiği, müebbetle yargılanmalarının istendiği ve böyle bir yasa geçtikten sonra bunun bir başarı gibi sunulduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum tüm çocuklar için, hem bugün hem de geleceğimiz son derece tehlikeli. Elbette şahit olduğumuz ve bir parçası olduğumuz bu tartışmalar bu sayının temasının oluşmasını şekillendirdi.

Biz çocuk koruma politikalarını tartışırken, adalet sistemine ve yargı sürecine girmiş bir çocuğu gördüğümüzde, arkasındaki ağır hak ihlallerini ve o çocuğun kaç kez korumasız bırakıldığını görmemiz gerektiğinin altını çizdik. Suça sürüklenen ya da suçla ilişkilenen bir çocuk ne kadar aç bırakılmıştır, ne kadar çalıştırılmıştır, ne kadar ihmal ve istismara uğramıştır; hangi koşullarda eğitimden kopmuş, sağlığa erişememiştir gibi soruları sordurmak istedik.

Maalesef ülkemizdeki son yasa da gösterdi ki iktidar çocuklardan vazgeçmiş durumda. Bir yanda çok boyutlu yoksulluk, ekonomik kriz ve işsizlik toplumun büyük bir kesimini baskı altında tutarken diğer yanda çetelerin, mafyaların ve uyuşturucu tacirlerinin sokaklarda cirit attığı koşulları yaşıyoruz. Çocuklar da bu ağır koşulları bizlerle yaşıyor.

Eğitimin lüks haline geldiği, devlet okullarının neredeyse niteliğini yitirdiği bir süreçteyiz. Okullara sabun, temizlik görevlisi gibi en temel hijyen koşulları bile sağlanmıyor. Yüzbinlerce çocuklar okula aç gidip geliyor. Bir problem yaşadıklarında yol gösterecek rehber öğretmenler, okul sosyal hizmet uzmanları ya da psikologlar okullara atanmıyor. Ancak acı sonuçlar açığa çıktığında iktidar, çocuğu en ağır şekilde cezalandırarak “toplum vicdanına cevap ürettiğini” iddia ediyor. Bu son derece tehlikeli bir yaklaşım.

Bu sayıda, tam da bu durumun arkasındaki sorumluluk zincirine işaret etmeye çalıştık. Suçla ilişkilenmiş bir çocuğun durumunun yalnızca bir “sonuç” olduğunu, asıl bakılması gereken yerin arkadaki sistemsel ilişkiler ve sorumlular olduğunu vurguladık. Çünkü bu yasa, iktidarın ve sorumlu kurumların kendi sorumluluklarını üzerinden atma yasasıdır. Tüm suçu çocuğa ve ebeveynlerine yükleme yasasıdır. Devlet adeta “Biz çocuklar için koruyucu ve önleyici bir politika hayata geçirmeyeceğiz, ama bir suça karıştıklarında onları en ağır şekilde cezalandırarak toplumun öfkesini teskin edeceğiz.” demiştir.

Sayıdaki pek çok yazının bu duruma yanıt ürettiğine inanıyoruz. Beslenmeden sosyal hizmete, psikolojik süreçlerden hukuki boyutlara kadar çocuk korumanın varlığının ve yokluğunun ne anlama geldiğini ortaya koyduk. Bu yasaya neden itiraz edilmesi gerektiğini, bunun bir “çocukluktan ve çocuklardan vazgeçme yasası” olduğunu gösterdik. Uluslararası alanda Türkiye’nin de imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan “0-18 yaş arası herkes çocuktur.” statüsünün tartışmaya açılmasının yaratacağı tehlikelere dikkat çektik.

Bugün 13-14 yaşındaki çocukların müebbet hapis alabileceğini tartışıyorsak, bu durum o yaş grubundaki çocukluk statüsünün tamamen feshedilmesi anlamına gelir. 13 yaşındaki bir çocuk müebbet alabiliyorsa, o halde 13 yaşında evlendirilebilecek mi? 14 yaşındaki bir çocuk cezaevine girebilecekse, oy da kullanabilecek mi mesela ya da ehliyet alabilecek mi, alkol-sigara da alabilecek mi? Burada son derece tutarsız, keyfi ve tüm sorumluluğu çocuklara yıkan bir anlayış var.

Beşinci sayıda tüm bu tehlikeli gidişatı tartıştıran ve her koşulda çocuk haklarına sahip çıkan bir içerik hazırlamaya çalıştık. 

Son olarak Çember’in her sayısında Sovyet dönemi çocuk politikalarına dair bir yazıyla/çeviriyle karşılaşıyoruz. 5. sayıda da bu geleneği sürdürmüşsünüz. Bu tarihsel mirası ve deneyimi ısrarla bugünün tartışmalarına taşımanızın ardındaki politik-teorik arka plan nedir?

Evet, Çember dergi her sayıda bir dosya konusu belirliyor ancak dosya konusu dışında da sürekliliği olan sabit köşelere yer veriyor.

Bunlardan birincisi, çocuk işçiliği. Her sayıda mutlaka bu alana dair bir içerik hazırlıyoruz. Nitekim bu sayımızda da MESEM’lerin ekonomi-politiğine dair bir yazı yer alıyor.

İkincisi, alanda birlikte mücadele ettiğimiz dayanışma kurumlarıyla, derneklerle, belediyelerle, kadın ve ekoloji örgütleriyle çocuk perspektifi odaklı röportajlar gerçekleştirerek bu dayanışmayı büyütmeye çalışıyoruz.

Üçüncüsü, Türkiye’de çocuklarla ilgili yürütülen mücadelelerden ve gelişmelerden haberlere yer ayırıyoruz.

Sorunuzda belirttiğiniz gibi Sovyet dönemi çocuk politikalarına dair metinlere yer vermeyi son derece önemsiyoruz. Çember dergi, çocukla ilgili her şeyin politik, sınıfsal ve toplumsal olduğunu savunan, çocukların eşit ve özgür yaşayabileceği bir geleceğin ancak sosyalist bir toplumda mümkün olabileceğini ve bugün yürütülen çocuk hakları mücadelesinin antikapitalist bir hatta oturması gerektiğini vurgulayan bir dergidir.

Elbette günümüzde pek çok koşul değişmiş olabilir; ancak Sovyetlerin ilk dönemlerindeki çocuk hakları uygulamalarına baktığımızda, bugün bile ufkumuzu aydınlatan pek çok kazanım ve adım görüyoruz. Bunları Çember’e taşımayı kıymetli buluyoruz. İlk sayımızda Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi’ni yayımlamıştık. 5. sayımızda ise dosya konumuzla bağlantılı olarak Sovyetlerin ilk döneminde nasıl bir çocuk koruma politikası uygulandığını, ebeveynini kaybetmiş, göç yollarıyla gelip sokakta yaşayan ya da cezaevlerinde bulunan çocuklara yönelik atılan devrimci adımları ele alan nitelikli bir çeviriye yer verdik. 

Çocuk korumanın varlığını ve yokluğunu tartıştırdığımız bu sayıda, Sovyetler’in ilk dönemlerinde, yani ağır savaş, saldırı ve yoksulluk altında tüm sovyetlerde çocukların nasıl korunup güçlendirildiğini, beslenmeden sağlığa, barınmadan eğitime kadar tüm haklarının hızla hayata geçirilmesi için Krupskaya ve Lenin başta olmak üzere pek çok öncünün nasıl hızlı kararlar imzaladığını gösteren bir yazı çevirisi de ekledik.

Çember derginin 5. sayısına ulaşmak için:

İstanbul: Kadıköy, Beşiktaş ve Taksim Mephisto, Yay-Koop Kadıköy. 

İzmir: Yakın Kitabevi.

Bursa: Ezgi Kitabevi, Pegasus Sahaf. 

Bu şehirler dışında Adana, Mersin, Hatay ve Ankara’da da çeşitli kitapçılardan erişilebilir ya da [email protected] adresine mail atıp talep edilebilir. Ayrıca diğer sayılar için de www.cemberdergi.org adresine uğrayabilirsiniz.