Çevre mücadelesi, kent mücadelesi, toplumsal olaylar üzerine bağımsız çalışmalar ve haberler yapan gazeteci Hakan Tosun 10 Ekim’de İstanbul Esenyurt’ta saldırıya uğradı ve saldırıdan 3 gün sonra hayatını kaybetti. Bergama’dan Kazdağları’na, Samandağ’dan Akbelen’e birçok önemli direnişin hafızasını tutan Hakan Tosun’un ölümü çevre örgütlerinde, meslektaşlarında, elbette ailesinde ve kamuoyunda derin bir üzüntü yarattı. Bu şüpheli ölümün bir an önce aydınlatılması için harekete geçen çevre ve insan hakları örgütleri “Hakan Tosun’a Ne Oldu?” diye yüksek sesle sorarak kamuoyunun gündemine bu saldırıyı taşıdılar. Vekiller de bu sesi meclise taşıdı.
Çok sayıda avukatın, davaya müdahil olarak gerçeğin ortaya çıkması için verdiği hukuki mücadelede geçtiğimiz haftalarda ikinci duruşması yapıldı. Tüm yaşananları, hukuki sürecin geldiği aşamayı, sokak ortasında katledilen Hakan Tosun’un hakikat mücadelesi için yapabileceklerimizi Hakan’ın ablası Özlem Tosun ile konuştum.
Öncelikle başınız sağ olsun, hepimizin başı sağ olsun. Röportajımı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Böyle bir olayın ayrıntılarını konuşmak elbette hiç kolay değil. Diğer yandansa hepimizi derinden sarsan bu davanın ayrıntılarını bilmek ve neler yapabileceğimizi düşünmek bizlerin de görevi. Hakan Tosun için verdiğiniz adalet mücadelesinde hukuki süreç başladı. Görüntülerden anladığımız kadarıyla duruşmalar oldukça zor geçiyor. Bu süreç ne aşamada ve sürecin geldiği son durumu biraz anlatır mısınız?

Kardeşim Hakan’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili davanın 6 Mayıs’taki ilk duruşmasında, bu ülkede adalet aramanın ne kadar zor ve yıpratıcı olduğunu bizzat yaşayarak gördüm. Bütün olanlar bana “Ne yaşıyoruz biz? Ya kamera görüntüleri olmasaydı ne yapardık?” dedirtti. Elimizde her şeyi gün gibi ortaya koyan kamera görüntüleri olmasına, suçluların birinin 6 diğerinin 13 sabıka kaydı çıkmasına rağmen hâlâ haklılığımızı ispatlamak için zorlanıyoruz. Karşı tarafın popüler, tanınmış avukatları mahkeme salonunda lakayt tavırlarla Hakan’ı itibarsızlaştırmaya çalışıyor; sanıklardan biri ise “Namaz kılıyorum” diyerek dini değerleri kendine kalkan yapmaya yelteniyor. Üstelik basının, barodan gelen onlarca gönüllü avukatın ve birinci derece yakınlar olarak bizlerin bile sığamayacağı küçücük bir salon verilerek sesimiz adeta boğulmak isteniyor.
Duruşmalar sırasında kolluk kuvvetlerinin bize karşı tutumunda yaşanan keskin değişim ise bizi adeta dengesiz bir ruh haline soktu. İlk mahkemede binlerce polisin ablukası altındaydık, şimdi size binlerce deyince abartı gelebilir ama gerçekten binlerceydi. Kapıdaki güvenlik görevlisi hiçbir gerekçe sunmadan, tepeden bakan aşağılayıcı bir tavırla beni dışarıda sıcağın altında beni ve 72 yaşında oğlunu kabetmiş annemi bekletti. Adliye binasına neden alınmadığımı gerçekten hiç bilmiyorum. Açıklamaya çalıştım, anlatmaya çalıştım “Ben ablasıyım, ailesiyim.” diye. İçeriye ancak bir milletvekilinin sert itirazıyla girebildim ve yaşadığım o büyük arbede ve stres yüzünden yere yığılıp bayıldım.
İkinci duruşmada ise tamamen zıt, aşırı kibar bir yaklaşımla karşılaştık. Yani inanın adeta önümüze bir kırmızı halı sermedikleri kalmıştı. Hepimiz şok olduk. Biz aynı insanlarız, hiçbirimiz değişmedik. Ne oldu da böyle birden bire her şey değişti? İlkinde katilleri korur gibi karşımızda duran devletin, ikincisinde olması gerektiği gibi normal prosedürü uygulamasının tek sebebi, Hakan’ın arkasında bıraktığı o güzel dostların, basının ve kamuoyunun sosyal medyada ve adliye önünde yarattığı o muazzam dayanışmadır.
Davamız 22 Eylül’e ertelendi fakat aklımızın, vicdanımızın kabul edemediği büyük bir soru işareti var: Görüntülerde olayın tam göbeğinde olan ve sosyal medyasında “Daltonlar” çetesi üyesi olduğunu alenen paylaşan “üçüncü kişi” var. Bu kişi neden yargılanmıyor ve neden sadece tanık olarak korunuyor? Bu kişinin tanık değil sanık olması ve yargılanması gerekiyor. Avukatlarımız bu konuyu duruşmalarda defalarca kez dile getirdi.
Çünkü onlar orada sadece bir kişiyi öldürmediler, geride nefes alan ama aslında ruhen ölen bir anne, bir uzvunu kaybetmiş gibi yaşayan kardeşler ve dostlar bıraktılar. Bu sıradan bir sokak kavgası değil, vahşi bir cinayet ve buna karışan herkesin yargılanması gerekiyor.

Dava görüntülerine baktığımızda gerçekten çok büyük kalabalığın süreci takip ettiğini görüyoruz. Kamuoyunun bu davayı takip ederek nasıl bir destek sağladığını anlatır mısınız?
Özellikle söylemek istiyorum. Ben de gazetede işte basında, sosyal medyada hak arayan insanlar, canı yanmış insanlar, adalet, hakkı olan adaletin peşinde giden insanları takip ediyordum. Like’lıyorsun, yorum yapıyorsun, keşke şöyle olsaydı da, böyle olmalı bir sürü şey düşünüyorsun en azından. Ama işin içine girince gerçekten ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu anlıyorsun.
Bu süreçte kamuoyunun, Hakan’ın o güzel dostlarının, basının ve dava başlar başlamaz Hakan’ın arkadaşı olduğunu söyleyip davaya müdahil olan avukatların desteği olmasaydı biz tek başımıza aile olarak hiçbir şey yapamazdık. Bizi çoktan siler atarlardı. Hakan yaşarken maddi hiçbir şey kazanmadı ama çok güzel insanlar biriktirmiş. Eğer o dostlar olmasaydı, inan bana Hakan şu an ya kimsesizler mezarlığındaydı ya da biz elimizde fotoğraflarla umutsuzca onu arıyor olurduk. Sizler sayesinde, basın ve sosyal medya sayesinde bu haksızlık herkese ulaştı. Hakan’ı hiç tanımayan insanlar bile gerçeği gördü, onun için adalet istemeye başladı. Bir davanın arkasında böyle büyük bir kitle durunca adalet mekanizması da mecbur ilerleme kaydediyor.
Hatta bu kamuoyu baskısının gücünü mahkemede bizzat yaşadık biz. İlk davadaki o kalabalık, adliye önündeki o dik duruş olmasaydı, ikinci davada ne hakimin ne polisin tavrı değişirdi, tam tersine üzerimize daha çok gelirlerdi. İlkinde bize psikolojik şiddet uygulayanlar, arkamızda o kitleyi görmeselerdi ikincisinde belki bedensel şiddet bile uygularlardı. Ama biz “Devletin polisi neden katilleri koruyor?” diye bağırıp bunu herkese duyurunca, ikinci davada mecbur kaldılar, normal prosedürü uygulayıp bize saygılı davrandılar. Karşı tarafın o popüler, tanınmış avukatları bile dışarıdaki bu baskıyı hissedince ikinci duruşmada 180 derece döndüler, “Hakan Bey’i itibarsızlaştırmak bize bir şey kazandırmaz.” diyerek attıkları iftiraları geri almak zorunda kaldılar.
Şu an Hakan’a asıl sahip çıkan sizlersiniz, bu muazzam bir dayanışmadır. Biz ailesi olarak sadece onun yanında durabiliyoruz. Üstelik bu destek sadece ülkeyle de sınırlı kalmadı, yurt dışındaki derneklere, vakıflara kadar uzandı. Oralarda da röportajlar yapıp mücadelemizi anlatacağız. Ne kadar çok insan duyarsa o kadar iyi, birlikten güç doğacak.
Benzer olayların önüne geçilmesi veya başka ailelerin de aynı acıyı yaşamaması adına bu davanın nasıl bir emsal teşkil etmesini umuyorsunuz? Ve bu süreçte bizlerden beklentileriniz neler?
Benim kendi sosyal medyamda topu topu 300-400 kişi var; onlar da zaten benimle aynı acıyı paylaşan, aynı şeyleri düşünen insanlar. Benim o çemberin dışındaki birilerini ikna etme, sesimi uzaklara duyurma kapasitem yok. Ama sizin, basının ve dostlarımızın ulaşabileceği insan sayısı çok daha fazla. Sizden en büyük beklentim; geniş kitlelere ulaşarak insanların bu adaletsizliğe karşı bilinçlenmesini sağlamanızdır. Çünkü bir davanın arkasında çok fazla insan durduğunda adalet mekanizmasının nasıl ilerleme kaydettiğini hep birlikte yaşayarak görüyoruz.
Bu mücadele artık sadece bizim Hakanımız için değil; sokak ortasında birilerinin yaşam hakkını elinden alıp, sonra da hiçbir şey olmamış gibi sessizce kendi hayatlarına devam edenlere “dur” demek içindir. Sosyal medyada alenen silahlarla, çete üyelikleriyle boy gösteren bu insanlara karşı caydırıcılık oluşması gerekiyor. Sizler bu olayları yazarak, konuşarak, gündemde tutarak adaletin yerini bulması için gereken o sivil baskıyı canlı tutabilirsiniz.
22 Eylül’de karar çıkacak gibi görünüyor. Avukatların da beklentisi bu yönde. Ama işte şu “üçüncü kişi” var, onun da tutuklu bir şekilde yargılanması gerekiyor. Çünkü orada bir şeyin üzeri örtülüyor. Bizim isteğimiz, bu olaya karışan herkesin hak ettiği cezayı alması ve yaralanan vicdanlarımızın iyileştirilmesi. Böyle davalar adaletin yeniden tesis edilmesi için emsal oluşturuyor.


