Bingöl’de özel harekat polislerinin bir eve düzenlediği baskın sırasında 15 yaşındaki Azadi Bahşi’nin darp edilmesi, bölgede yürütülen güvenlik politikalarının insan haklarına ve doğrudan yaşam hakkına müdahale düzeyini gösteriyor. 12 Mayıs tarihinde Bingöl’de Bahşi ailesinin konutuna yönelik gerçekleştirilen narkotik baskının gerekçesi “yanlış adres” olarak ilan edildi.
Baskın sırasında ailenin konutunun kapısı koçbaşı ile kırılmış, içeriye sis bombası dahi atılmıştı. Üstelik 15 yaşındaki Azadi Bahşi’nin sadece ismini söylemesi dahi şiddetin boyutunun artmasına yetti. Azadi Bahşi, kolu alçılı olmasına rağmen ters kelepçe ile gözaltına alındı. İnsan Hakları Mahkemesine göre olağanüstü durumlar haricinde suç sayılan, bizzat Türkiye yasalarına göre ise 18 yaşından küçük çocuklara uygulanması doğrudan yasak olan ters kelepçe uygulaması keyfi şekilde uygulandı.
Baskının ardından ise, aslında yanlış eve gidildiği anlaşıldı. Aileyi ziyaret eden Bingöl Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, yaşanan “yanlışlık” nedeniyle özür dileyerek oluşan tüm maddi ve manevi zararların devlet tarafından tazmin edileceğini belirtti. Ancak ailenin yaşadığı acı olay halkın travmalarını tekrardan tetikledi.
Hatalı Ev Baskınlarının Gölgesinde Barış Mücadelesi
Türkiye genelinde emniyet güçlerinin hukuk ve sınır tanımayan eylem ve pratikleri, Kürt illerinde ise daha da sık ve yoğun yaşanıyor. Temel insan haklarının dahi gözetilmediği bu gibi örneklerin artması, toplum genelinde barışa ve insanca yaşama duyulan inancı sarsıyor. Özellikle Kürt illerinde sistematik hale gelen bu tür baskınlar, Barış Sürecinin yürütüldüğü “yeni bir süreç” tartışmalarının yapıldığı, barış mesajlarının verildiği bir dönemde, barış bekleyen halkın umudunu zedeliyor. Barışın inşası sadece yasal düzenlemelerle değil, yurttaşın kendi evinde duyduğu güvenle mümkündür. Ancak Bingöl örneğinde görüldüğü üzere, çocukların hafızasına korku ve adaletsizlik tohumları ekilmeye devam ediliyor.
Kürt illerinde yıllardır sürdürülen baskıcı uygulamalar, çocukların hafızasında korku, toplumun hafızasında ise derin bir adaletsizlik duygusu bırakmaktadır. Bu tablo kabul edilemez, güvenlik adı altında yürütülen operasyonlarda çocukların fiziksel şiddetin hedefi haline getirilmesi, toplumsal huzuru sağlamak bir yana, devlet ile yurttaş arasındaki güven duygusunu ve barış umutlarını baltalamaktadır. Bingöl’de yaşanan bu olay, sorumluların yargı önünde hesap vermesiyle çözülebilir. Koçbaşlarıyla ve sis bombalarıyla girilen evlerle barış sağlanamaz. Eğer gerçek bir çözüm hedefleniyorsa, öncelikle sokaktaki ve evdeki şiddet bitmeli, işkenceciler hesap vermeli ve Azadi Bahşi’nin şahsında kırılan güven köprüleri onarılmalıdır.


