Grev ve Direnişte Dikkat Edilecek Hususlar-İsmet Demir

El Yazmaları’nın Notu: İsmet Demir’in kanser illetiyle boğuşurken yazdığı Grev ve Direnişler Üzerine Anılar-Deneyler isimli kitabından yayınladığımız bu yazı adeta mücadelesinin bir özeti niteliğindedir. Metin, kendisinden sonra gelecek nesillere İsmet Demir’in biriktirdiği deneyimi ve bu deneyimden çıkan sonuçları aktaran bir ders gibi okunabilir. Uzun olmasına rağmen dilin yalınlığı ve somut gerçeklikten damıtılan her bir madde yazıyı son derece akıcı ve kolay okunur hale getiriyor.

Maddeleri okudukça İsmet Demir’i daha iyi tanımak mümkün. Her bir maddenin içinde 1965 Ambarlı Santral, 1966 Adana Petrol Hattı, 1967 Kadıncık Barajı, 1968 İzmit Petro-Kimya, 1969-79 Aliağa Rafinerisi ve 1974 İskenderun Demir Çelik Fabrikası inşaatlarında yaşanan grev ve direnişlerin nasıl gerçekleştirildiği ve başarıların gizi mevcut. Metin için devrimci sendikacılığın manifestosu demek yerinde bir tabir olur.

Bugün sendikal hareketin içinde bulunduğu krizin de çıkış noktalarını metnin içinde görmek mümkün. Bürokratik sendikacılığın işçi, patron ve devlet ile kurduğu ilişki biçiminin yadsınması diyebileceğimiz bu yaklaşım aynı zamanda İsmet Demir’in sınıfın ruhunu nasıl kavradığını, tek tek işçilerin davranışlarını nasıl tanıdığını göstermesi açısından önemli. Zaten onu bir halk önderi haline getiren en önemli özelliği de içinden geldiği sınıfı sosyolojik özelliklerine varana kadar tanıyarak bilince çıkartmasıdır. Onu devrimci bir önder yapan özelliği ise bu bilinçle hareket ederek, örgütlenmesi son derece güç bir kesim olan inşaat işçilerini örgütleyerek onları sınıf savaşının içinde eğitip değiştirmesidir.

İsmet Demir’in işçi sınıfına olan inancı ve güveni içi boş ve mesnetsiz değildir. O işçilerin bu mücadeleye bütün zaaflarıyla girdiğini bilir ve bize o zaaflarla nasıl baş edebileceğimizi de gösterir. İşçilerin alkol ile olan ilişkisine, kumara karşı tutumuna ve hatta içtiği sigaranın filtresine kadar detaylı bir yol göstermedir bu. Direnen işçinin ailesine, mahallesine kadar iner bu detaylar. Tüm bu detaylardan İsmet Demir’in sadece bir sendikacı olarak değerlendirilmeyeceğini onun yeni bir hayatın kurucusu olacak olan işçilerin bir sınıf olarak sermaye ile olan savaşta nasıl bir varoluş sergileyeceklerini gösterdiğini de görürüz.

Bu aynı zamanda işçilere ve halka üstten bakan aydın tabakaya da bir ders niteliğindedir. Sınıfın tüm zaaflarını onları ezmek için değil, görüp, gösterip yüzleşerek değiştirmek için ortaya koyar. Günümüzde de çokça rastladığımız bu sözde “ilericilik” adına ortaya konan üstten bakış halinin devrimci önderlik tarafından nasıl ele alınması gerektiğinin somut bir örneğidir İsmet Demir’in yaklaşımı.

Türkiye’de işçi sınıfı hareketi tarihi Cumhuriyet öncesi dönemlere kadar uzanmış olsa da sınıfın devrimci önderleri olarak gösterecek örnekler maalesef çok fazla değildir. İsmet Demir 60’lı yıllarda devrimci sınıf önderi olarak ortaya çıkan nadir insanlardan biridir. Onun inatçı mücadeleciliği 60’ların ortasında Doktor Hikmet Kıvılcımlı ile bir araya geldikten sonra devrimci önderliğe sıçramıştır. Paylaştığımız metnin sonuç bölümünde Kıvılcımlı’ya dair yapılan kısa değinme bir saygı duruşu niteliğindendir.

16 Mart 1979’da kaybettiğimiz İsmet Demir’i onun kaleminden ve hayatından çıkan bu metin ile tanıyalım ve analım. Bize bıraktıkları halen yolumuzu aydınlatıyor. Bugünün İsmet Demir’leri de aynı yolu yürüyerek ortaya çıkacaklar. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

***

1-Grev veya direniş başlamadan önce hareketi başlatma kararını Sendika değil işçilerin vermesi gereklidir. Çalışmalar bu yönde yapılmalıdır.

2-İşçiler genellikle işveren adamlarını tanımalarına rağmen, yine de onların grev veya direnişte kendi yanlarında yer alacaklarına inanırlar. Bu nedenle, bu tür adamları zararsız hale getirmek için, onlara işçiler önünde görev verilir ve bu görevi yapacaklarına dair namus sözü ettirilir. Sözünden döndüğü an işçiler onları kendi aralarından uzaklaştırırlar ve böylece kötülük yapmaları önlenmiş olur.

3-Grev veya direnişin başarılı olması için, işçiler gruplar halinde postalara bölünür ve işçilerden biri Postabaşı olur.

4-Postabaşılarının bulunduğu bir komite kurulmalı. Grev ve direnişin başarılı yürümesini sağlamak için bu kurul kararlar almalı, alınan kararlar işçilere duyurulmalı ve uygulama sağlanmalıdır.

5-İşçilere, kendi içlerinden seçtikleri arkadaşlarının davadan dönmeleri halinde zarar vermemesi için, her işçinin ve Sendika’nın postabaşılarını kontrol etmelerinin gerekli olduğu anlatılmalıdır.

6-Grev veya direnişte Sendika görevlisinden başka kimsenin sözüne inanmamaları sağlanmalıdır. İşçiler önünde Sendika yetkilisi tespit edilip işçilere duyurulmalıdır.

7-İşçiler grev veya direniş başladıktan sonra genel olarak içlerinde kırıp dökmeye karşı bir eğilim belirir. Bunun zararları işçilere kesin olarak anlatılmalıdır. İçki içmeyen işçi bile içki içip grev ve direniş mahalline gelip saymaya başlar. Bu durum göz önüne alınarak işçilerin içki içmeleri yasak edilmeli, filtreli sigara içmelerine engel olunmalıdır. İşçiler genellikle fazla masraf yapmaya alışıktırlar. Bu nedenle, az sarf yapmaları için devamlı uyarıda bulunmalıdır.

8-İşçilerin çoğunluğu kumara alışıktır. Oyun yasak edilmelidir ve çok sıkı kontrol edilmelidir. Zira kumarda kaybeden işçinin morali bozuktur. Bu durum diğer işçilere de tesir eder. Hiç beklenmedik bir şekilde bu moral bozukluğu tüm işçilere tesir eder. Grev veya direniş hiç bir haklı nedene dayanmadan kırılır, başarı yok olur. Bundan da sendika sorumlu tutulur. Bu durum sık sık işçilere anlatılmalı ve bu gibi olayların olması önlenmelidir.

9-Grev ve direniş anında işçiler sıra ile nöbet tutmalı ve cetveller hareket sonuna kadar tutulup saklanmalıdır. Devamsız işçiler toplu sözleşme haklarından mahrum edilmeli, bu konu tüm işçilere anlatılıp kendi aralarında karar almaları sağlanmalıdır. Bu konuya dikkat edilmezse, grev ve direniş sonunda, işveren bundan yararlanmaya kalkar ve işçileri ikiye böler. Toplu sözleşmeyi uygulamaz.

10-Grev veya direnişe geçmeden 3 ay öncesinden başlayarak evli işçilerin evlerine gitmeli, haklı dava anlatılmalı, kadının kocasını bu hususta desteklemesi istenmelidir.

Bizde işçiler genellikle hiç ailelerine danışmazlar. Grev ve direnişin uzaması halinde, işveren adamları aileleri yanlarına almak için her türlü yalan ve tezvirata başvururlar. Sonunda kadınla kocası arasında kavga olur. Bu kavganın akisleri grev ve direniş mahalline kadar intikal eder, işçiler arasında yayılır. Moral bozukluğu yaratır. Ayrıca, hiç hesapta yokken, para konusu ilk plana çıkar ve tüm işçiler de bu para konusuna birlikte sahip çıkıp sendikadan talepte bulunurlar. Bu durum sendikanın başına bela olur. Ödenmesi imkânsız işler ortaya çıkar. Çok dikkat etmeli, konu baştan işçilere açık açık anlatılmalıdır.

11-Grev veya direniş başladıktan sonra tespit edilen kurulun dışında kimse işverenle temasa geçmemelidir. İşveren ortalığı toz duman görmeli, karanlık içinde akıbetinin ne olacağını tespit edememeli. İşçilerle ilişki kurarsa, Sendikanın ve işçinin dayanma gücünü tespit eder. Zayıf taraflarından yararlanmak suretiyle hareketi kırmaya yönelir. Yakın bir zamanda anlaşmayı düşünüyorsa, zamanı uzatıp kazanma yollarını arar. Önemlidir. Konu işçilere iyice, her gün anlatılmalıdır.

12-Grev ve direniş anında işveren karşısında başarı sağlamak amacıyla işçiler arasında devamlı hareket potansiyelini yükseltici konuşma ve tavırlardan kaçınılmalıdır. Zararlı yanı şudur: Grev veya direniş uzadığı takdirde, işçilerin moralini devamlı yüksek tutma olanağı ortadan kalkar. İşçiler bir şeyler yapılmasını bekler. Bu durumda ölçüsüz işler geliştirmek zorunlu hal alır ve işler çıkmaza girer; Bu nedenle işçilere daima gerçekleri görecek şekilde sorunlar anlatılmalı ve birlikte çözüm yolları aranıp bulunmalıdır.

13-İşçiler grev veya direniş anında işverene karşı içlerinde besledikleri kini her an belli etmek isterler. Bu nedenle davul zurnaya fazlası ile sahip çıkarlar. (Ayrıca örf ve adetlerimiz de bu isteği körükler). İşçilerin bu isteklerini ara sıra yerine getirmeli, ama devamlı davul zurna çalmaktan kaçınılmalıdır. (Davul zurna ile işçinin hakları unutturulmaya çalışılmamalıdır). Zira grev veya direniş uzadıkça işçinin bilincinin körlenmesine neden oluyor. Psikolojik olan bu konu, işçilerin sonunda vurdumduymaz bir hal almasına neden oluyor.

Bunun zararlarını birçok grevde gördüm. İşçi gerçek davasını unutmuş, gereksiz isteklere yönelmiş oluyor. Bu durumu göz önüne alarak ben davul zurnayı kaldırdım. Yerine, işçinin gerçek sorunlarını dile getiren toplantılar yaparak, daha başarılı sonuçlar aldım.

14-Grev veya direnişe katılan işçiler sorunlarının nasıl çözüleceğini kesin bilince çıkartamadığı için, kendi gücüne inanmaz durumdadır. Dışarıdan gelen yardımı gözünde büyütür ve bu yolla isteklerini elde edeceğini zanneder. Dıştan göreceği destek güce fazla inanma eğilimi içindedir. İşçilerin teşkilatlanmaları anında haricen göreceği desteği abartarak ahlatmak, davayı başlamadan kaybetmek demektir. Bu nedenle, işçilerin sorunlarına en iyi çareyi işçinin birliğinin çözüm getireceği sık sık anlatılmalıdır.

Bir örnek vereyim: Aliağa teşkilatlanma işlerini yaparken gençliğin Sendika ile birlikte olduğu ve işçilerin davasına kesin çözüm getireceği işçiler arasına yayıldı. Her olayın çözümünü gençlikten beklemeye başladılar. Adeta: “Siz yapın, biz kazanalım!” havasına girdiler. Bu kötü eğilimi yok etmek için uzun bir mücadele vermek zorunda kaldık.

15– Grev veya direnişte veya işçi teşkilatlanmalarında çalışırken göz önünde bulundurulacak önemli bir konu da: Burjuva hukukunu işçiler lehine kullanma olanağını sağlama konusudur. Bu nedenle, polis beni gözetiyor, kontrol ediyor diye, çalışma alanını kısaltmak, önemli hata yapmaktır. Polis gözetiyor fikrine kapılan teşkilatçı kişi iş göremez. Sınıf bilinci içinde olmayan her işçi polisin göreceği görevi bilmeden yapar. Burada önemli olan konu polis değildir. Senin yığın içinde çalışma sistemin, burjuva hukukundan yararlanma biçimindir.

Öyle olaylar var ki, hukuk dışı düşmüş olmasına rağmen, polis olarak bilinen kişiler olaya müdahale edememektedir. Ancak kendisine emir verilirse işe karışmaktadır. Polis olayını abartmamak gereklidir. Dikkat edilecek husus en geniş işçi tabanına sahip olmak ve onların isteklerine çözüm getirmektir. İşçi tabanına sahip değilsen polis tehlikeli olur.

İşçi sorunlarına çözüm ararken, burjuva hukukunu, boşluklarından yararlanmak suretiyle, işçiler lehine kullanabilme sanatını göstermek gereklidir. Bunu değerlendirmesini bilmeyen teşkilatçı başarılı olamaz. Bu nedenle olaylara çözüm ararken hukuku unutmamak gerekli.

İşçi hareketlerinin bir yanı ekonomik ise, diğer yanı da siyasidir. Bu nedenle devamlı polis takibatı söz konusu olabilir. Başarılı bir teşkilatçı olayları daima hukuk kurallarına sığdırır ve polis tarafından yapılan takibatlara çok rahat cevap hazırlamış olur. Ve devrimci tavra ve arkadaşlara zarar vermeden takibatları atlatabilir.

Dediğim gibi, olayları hukuka iyi adapte etmek gereklidir. Aksi takdirde davaya ve arkadaşlarına zarar verirsin.

16– İşçi hareketlerine katılan kişi asla ikircikli bir tavra düşmemelidir. Aksi takdirde hiç bir işte başarı sağlayamaz. Bu nedenle sınıf ilişkilerinde netlik, dürüstlük ve yiğitlik başta gelen ve aranan haslettir. Bunlar noksan oldu mu, karşı devrimci tavırlara yataklık yapılmış olur. Bilmeden karşı devrimci güçlere yardım edildiği gibi, en yakın arkadaşlarına da ihanet etmiş olur, alnında kara leke kalır.

17– İşçi hareketlerine çözüm ararken kesin dikkat edilecek hususlardan biri de işçilerin kendi iç çelişkilerini gözden kaçırmamaktır. Aksi takdirde hareket yanlış yola girer. Bu nedenle, ileri sürülen tezler dikkatle incelenmeli, sonuna karar verirken yararlanılmalıdır.

Ayrıca zayıf mizaçlı kişileri işveren satın alıp aynı yola başvurabilir. Bütün bu oyunların yapılması ihtimali üzerinde durarak gerekli tedbir alınmalı.

Örneğin: grev veya direnişle ilgisi olmayan bir olayı buna mal etmeye çalışırlar. Teklif işçiden gelince şüphe çekici olmaz. Olayın üstüne gidilir ve sonunda çözümü imkânsız bir adım atılmış olur. Kesin dikkatli olunmalıdır.

18– İşçi hareketlerinde en önemli konu sınıfsal bir hareket yapmandır. Bu nedenle işçilerin niteliklerini çok iyi bilmen gerekir. Bilhassa yapı işçisi çok değişik karakterdedir. Bunu biraz daha açıklayayım.

Örneğin: 10 senelik işçi. Mesleği kaynakçı, montajcı, evli, 3 çocuk sahibi. Dini inançları çok kuvvetli, her gün namaz kılar. Memleketinde 600 dönüm arazisi ile 1500 baş koyun sürüsü var. Koyunlara bakmak için yıllığı 600 liraya çoban tutmakta. Araziyi işletmek için de ailesi ve annesi çalışmakta, ayrıca yıllık ücreti 1000 lira olan bir işçi çalıştırmaktadır. Yılda bir memleketine gider, işlerini düzene koyar, tekrar çalışmaya döner.

Bu işçi her grev hareketinde ve direnişte bulunmuştur. Arkadaşlarını hiç yalnız bırakmamış, verdiği her sözü tutmuştur. Bilhassa camilere namaz kılmaya gittiğinde Sendika yöneticileri hakkında söylenen sözlere verdiği cevaplar çok önemlidir. “Sendika yöneticileri dinsiz ve imansızdır. Siz bunların arkasından gitmekle hata yapıyorsunuz.” dendiğinde, “Onun dinsiz olması benim dinime zarar getirmez. Onlar verdiği sözü tutuyor. Benim için önemli olan budur” diye cevap veriyor.

Bu binlerce işçiden bir tanesi işçileri yüzeyden tanırsan aldanır, adamı karşına alırsın. Bu olayı, işçiler hakkında karar verirken, popülistçe tavırlara düşmemek gerektiğini anlatmak için yazdım. Bunları bilmezsen başarı azalır.

19– Grev veya direniş yapılmadan önce işçi teşkilatlanmalarında dikkat edilecek önemli konulardan bir tanesini örnek vereyim. Her grev ve direniş anında karar alırken ağzı laf eden adamlar ön plana çıkar. Grevi ve direnişi sonuna dek yürütecek dürüst kişiler, daima sessiz ve sedasız olayı izlerler. Hemen hemen hiç bir karara katılmazlar. Ancak alınan kararları uygularlar. Bu işçiler, yöneticilerden, ön saflarda görev almak isteyenlerin boş kişiler olduklarını anlamalarını ve kendilerine görev verilmesini beklerler.

Hareketi yöneten yönetici dikkatsiz olursa, heyecanlı hareket edenleri ön saflarda görevlendirirse, büyük hata yapmış olur. Ağzı laf eden ve atak davranan kişilerin çoğunluğu işveren yanlısı veya kişisel çıkarlarını ön planda tutan ve hareketten kendine büyük pay bekleyen kişidir. İçlerinde samimi olanları da vardır. Bunu anlamak için, teşkilatlanma boyunca başlangıçtan sonuna kadar işçilerin durumları göz önüne getirilmelidir. Bu yapılırsa kimin ne olduğunu zorluk çekmeden anlamış olursun.

Bu ayrım işlerinde hata yapmamak gereklidir. Zira grev veya direnişin kırılmasına yol açar. Ağzı laf eden kişilerin çoğu işçiye kendini kabul ettirmiştir. Ancak işçi onun boş adam olduğunu hareket içinde anlayacağından, gereken titizlik gösterilmeli, hataya düşülmemelidir.

20– Grev veya direniş başlamadan önce, grev veya direniş komitelerinde kimlere görev verileceğini yönetici olarak sen seçmelisin. Dıştan gelen tavsiyelere çok dikkat etmek gerekli, yoksa çok sakıncalı olaylar gelişebilir.

21– Daha önce burjuva hukukunun boşluklarından yararlanarak işçiler lehine hareket koymak gerektiğini yazmıştım. Ancak buna bir örnek göstermem gerekiyordu.

Şimdi bu örneği anlatayım:

a) Grevler Bakanlar Kurulu kararıyla ertelenebilmektedir. Bu husus 274-275 sayılı yasalarda gösterilmiştir. Ancak bu karar yargı kararı değil, idari bir karardır. Bu nedenle yasa içindeki bu boşluktan işçi teşekkülü isterse istifade eder. Bakanlar Kurulu kararını uygulamaz. Petrol Boru-Hattı grevinde Bakanlar Kurulu kararına uyulmamış, netice alınmıştır.*

b) Bir başka örnek: 274-275 sayılı kanunla işçilere sendikal haklar tanınmıştır. 1475 sayılı kanunla da işçi hakları tayin ve tespit edilmiştir. Bu nedenle her iki kanun bir arada mütalaa edilemez. Şayet işçiler çok haksız uygulamalarla karşı karşıya ise, mutlaka 274-275 sayılı kanun hükümlerini yerine getireceğim diye zaman kaybına gerek yoktur. Yasaların bu durumundan yararlanarak sen hareket yaparsın.

İşverenleri zorla 1475 sayılı yasayı uygulamaya tabi tutarsın. Bu işler yapılırken, olaylar yasa maddelerine uygun bir şekilde yapılır. İstekler ona göre tespit ve tayin edilir. Bu konuda başka bir örnek vermek mümkündür. Bu hususta işverenlerin durumunu tespit için mahkeme kararı alabilirsin.

22– Sendikal harekette üç nokta, başarılı olmaya biraz dikkatli olunursa yeterlidir:

a) İşçilere inanmak, karşılıksız hizmet götürmek,

b) Bürokratik işlemleri ihmal etmemek,

c) Dürüst, yiğitçe, işin içine yalan sokmadan hizmet etmek.

23– İşçiler grev ve direniş anında kesin kavga içindedirler. Bu bakımdan yöneticilerin yapacağı en ufak bir hata hareketi anarşiye döndürmeye müsaittir. Yöneticinin çok soğukkanlı olması ve ileriyi görmesi zorunludur. Aksi takdirde kavgayı baştan kaybetmeye sebep olurlar. İşçilerin aşırı potansiyeli asla söndürülmemelidir. Netice anarşi olur diye korkmak çok yanlış tutum ve davranıştır.

İşçilerin ileri isteklerine yasalara uygun tarzda şekil ve yön vermek, yöneticilerin baş görevidir. Yasalarla, işçilerin istekleri tam birbirinin zıddıdır. Bu zıtlık yöneticileri ürkütmemelidir. Korkarak, hareket, tutucu bir davranışa götürülmemelidir. İşin can alıcı noktası şudur: Nasıl olur da bu ileri isteklere yasaya uygun şekil verdirilir. Bu hususta bazı açıklamalar yapayım.

İşçiler uzun bir zamandan beri ezilme ve sömürülme sonucu, sendikayı da destekçi görerek patlamalara ve aşırı isteğe yönelmekteler. Bu nedenle işçilerin istekleri iyice tespit edilmelidir. Yönetici pratik bir tutum içine girerek, yasalara uygun olanları kabataslak tespit etmelidir. Geri kalan ve kabul edilmesi mümkün olmayan istekler de tasnif edilir. İşçilerce normal, işverence aşırı istek olarak nitelenen kısmı için ise, yasa boşlukları zorlanır. İş yasalarınca yer verilmeyen istekler için genel yasalar doğrultusunda yasa maddeleri aranır ve bulunur. Genel yasalar nelerdir? Borçlar, kanunu, Medeni kanun vs. Ayrıca Yargıtay içtihat kararları, incelenir. Bu istekler doğrultusunda yorum yapılır. Bizim yaptığımız yorum işe yaramaz, kabulü mümkün değildir diye bir düşünceye asla kapılınmamalıdır. Bir konunun çeşitli yönleriyle incelenmesi mümkündür. Yöneticinin işçiler yönünde yaptığı yorum ile mülki ve yargı organlarına başvurması, konuyu incelemekle görevli kuruluşun vereceği karara kadar hukuki geçerliliğini muhafaza eder. Bu nedenle karşı güçlerin mülki ve yargı organlarına başvurarak aniden hücuma geçip hareketi bölmeye yönelmesi, geçici olarak hukuken önlenmiş olur. Böylece hareketin hızı kesilmemiş olur ve işverene ilk vurucu darbe indirilmiş olur. Bu yarayı alan işveren şaşkına döner, ne yapacağını şaşırır. Çünkü yargı organlarının kararını beklemek işverenin hesabına gelmez. Bu nedenle anlaşma yollarını araç. Bu geçici zafer yönetici ve işçilerin başını döndürüp müzakere yollarını kapamamalıdır. Esnek bir tutumla karşı tarafın düşünce ve davranışlarını tespit edip, ona göre harekete yön verecek yeni taktikler aramalıdır.

Yargı organlarına ve Mülki İdareye güvenmek çok yanlıştır. Çünkü sonunda işverenle bu kurumlar çabuk anlaşırlar. Bu hassas nokta gözden ırak tutulmamalıdır. Anlaşmaz bir tutum ve davranışa girmek işverenin isteğine uygun olarak hâkim çevrelerin harekete geçmesine neden olur ve hareketi kırmak için uygun bir zemin hazırlanmış olunur. Kazanılan bu zaman içinde karşı güçlerin haksız tutum ve davranışları işçilerin bilincine çıkartılmalı, gerekli birlik ve beraberlik daha güçlü olarak sağlanmalıdır.

Yapılan resmi yazışmalar işçilerin gözü önünde yapıldığı için, işveren bu kötü tavrı ile işçilerin gözünde mahkûm olur. Şimdi burada başka can alıcı bir noktayı daha belirteyim. Yasaları işçiler lehine yorumlamanın, hareketi kırdırmamak amacını taşıdığını belirtmiştik. Böylece işveren endişelere sevk edilir, mevzi kazanılır, bazı istekler yasalarda yazılı olmamasına rağmen işverence kabule zorlanır. Bir ihtimalle kabul eder.

Bizim bazı isteklerimizin yasalarda yazılı olarak bulunması pek önemli değildir. Zira ne işveren nede işçiler yasalara uygun hareket etmezler. Her iki tarafta fırsatları değerlendirerek kendi çıkarlarına uygun olarak yasaların yorumlanmasını sağlamaya çalışırlar. Bu nedenle “Sendika yasalarında bu isteklere yer yoktur” düşüncesi ile harekete geçilirse tutucu bir tavır içine girilmiş olur ve işçiler arasında itibar kaybedilir. Böylece en kuvvetli işçi hareketi işverenin kucağına itilmiş olur. Devrimci bir sendika hareketin öncüsü olursa sonunda mücadele kaybedilmiş dahi olsa işçiler her zaman sendikanın yanında yer alırlar.

İşverenle yapılan mücadelede hiçbir zaman zora başvurulmamalıdır. Bu hususta yapılacak bir hata işvereni kazançlı çıkarır. Hükümete başvurarak hareketi kırdırır. İşçilerin birlikte direnmelerinde amaç; istekleri kabul için işverene gözdağı vermektir. Ve birtakım çıkarlar elde etmektir.

24- Ücret Politikası:

İşverenlerin grev ve direnişte en çok dikkat ettiği konu işçi teşekkülünün kendisine karşı aldığı ücret politikasıdır. Bu nedenle işveren hem kendi çıkarları yönünden, hem de diğer işverenlerin sert eleştirilerine uğramamak, aynı zamanda mahalli yörenin ücret politikasında dengesizlik yaratmamak için çok hassas davranır. Ve böyle bir olaya meydan verdirmek istemezler.

Bir örnek verelim; Grev veya direniş Çukurova bölgesinde oluyorsa, orada asgari ücret 25 lira ise, işveren bu ücretin üstüne asla çıkmak istemez. Grev veya direniş ne kadar sürerse sürsün işveren direnir, zira diğer işverenlerin desteğini ve yardımını görür. İşçi teşekkülünün bu konu asla gözünden kaçmamalıdır. Kalifiye işçi ücretlerine gelince iş değişir. İstenilen miktarı işverenden almak mümkündür. İşçi teşekkülü işçilere daha fazla miktarda ücret almak istiyor ise asgari ücret politikasını mahalli şartlara göre ayarlayıp, sosyal haklar bölümüne ağırlık vermek suretiyle en az ücret alan işçinin de durumunu yükseltmiş olur. Sosyal hak deyince ne anlarız? Yemek ücreti, ikramiye, yakacak zammı, prim, ağır vasıta zammı, tehlikeli ve zehirli işlerde çalışanlara verilen süt ve yoğurt ücreti, yolda geçen zamanların iş saatinden saydırılması vs. Ayrıca işçi Konfederasyonları ile ilişkili olmak ve onunla birlikte asgari ücret politikasının yükseltilmesini sağlamasını amaç etmelidir.

Demek ki işçi teşekkülü asgari ücret politikasını esnek tutarken vasıfsız işçileri, yardımcı işçi olarak işverene kabul ettirmek, diğer yandan vasıfsız işçi miktarını en az şekilde sınırlamak, azaltmak suretiyle işçi ücretlerinde gerekli ücret değişikliği yapılarak işçileri memnun etmek ve aralarında birliği sağlamak mümkündür.

Önemli bir konuya değinmek istiyorum. İşverenler sosyal hakları vermekte pek müşkülat çıkartmak istemez. Buna sebepte toplu sözleşmeyi uygularken çeşitli kanun boşluklarından yararlanarak hileye başvurmak suretiyle vereceği hakları en az miktara indirme olanaklarına sahip olmalarıdır. Bu hileli tavır göz önüne alınmalı; işçi teşekkülü çok sağlam önlemler almak suretiyle kanun boşluklarından karşı tarafın yararlanma olanakları ortadan kaldırılmalıdır. Böylece çeşitli yorumlara meydan verecek duruma son verilir. Yapılan akidi kanuni bağlarla anlaşılır biçimde yapmalıdır. Yoksa yapılan anlaşmanın hiçbir anlamı kalmaz.

İşverenle ücret politikası tespit edilirken dikkat edilecek bir konu daha vardır. Kimi işverenler, aynı işyerine çeşitli işyerleri numarası vererek işçilerin büyük bir kesimini bu işyerlerinde çalışmıyor gösterip, “Ben sizinle şu iş yeri için anlaşma yaptım, bu işyerleri anlaşmanın dışındadır” diye işçilere gerekli hakları tanımamak yoluna gitmektedirler. İşçi teşekkülü böyle bir oyuna meydan vermeyecek şekilde anlaşmayı yapmalıdır.

Ayrıca işin bitmesi için az bir zaman varsa anlaşmayı ihlal anında işvereni dava edebilmek için işçilerden sendika adına vekâletname alınmalı, işverenin kanun yollarından kaçması önlenmelidir. Böylece sendika her an işvereni dava edebilme durumuna gelmelidir.

25- Toplu İş Sözleşmesi:

Grev veya direniş anında birlik ve beraberlik gösteren işçiler, toplu iş sözleşmesi imza edildikten sonra aynı birlik ve beraberliği göstermezler. Ve kazandıkları zaferin sonsuzluğuna inanırlar. Böylece bütün isteklerine bu anlaşmanın yeteceğine kendilerini inandırırlar. Sanki Devlet’i ele geçirmiş, – her istediğini yapacak gibi’ bir düşünceye kapılırlar. Yapılan anlaşmayı aradan zaman geçince yetersiz bulurlar, sonsuz istekler ileri sürerler Sendika önceden tedbir alıp işçileri bu konuda uyarmaz ve gerekli açıklamayı yapmazsa işçilerin sendikadan kopmasına neden olur. Bu cari alıcı nokta işçilerin ‘bilincine kesin olarak çıkartılmalıdır. Yapılan anlaşmanın birlik ve beraberlik sonunda işverenden alınan ufak bir ödün olduğunu; kendi çıkarları doğrultusunda işverenin bir adım geri çekildiği işçilere anlaşma öncesi anlatılmalıdır. İşveren, eğer sendika bu konuyu anlaşılır duruma getirmeden anlaşma yapmış ise, işçiler ile sendika arasındaki bu çelişkiden yararlanmak için her türlü yollara başvurur; böylece sıkışmış olduğu köşeden kurtulmaya çalışır. Birkaç kişiyi satın alarak veya işçilere birtakım vaatler yaparak anlaşmadan kurtulmaya çalışır ve kesin sonuç da alır.

İşçiler istekleri yerine gelmediği için ortak dayanışmadan vazgeçer ve birlik, beraberlik dağılmış olur. Bunun sonucunda tabii işveren kazançlı çıkar. Yapılan grev veya direnişin anlamı kalmaz. En nemlisi işçilerin sınıf bilinci körelmiş olur. Bu, sendika yöneticilerinin çok dikkatli olması gereken konudur.

Bu konuda dikkat edilecek ikinci hususta şudur: Grev veya direniş sonunda işveren yenilgiyi kolay kolay kabul etmez. Bu nedenle işverenler, işçiler arasındaki birlik ve beraberliği bozmak için çeşitli oyunlar tezgâhlarlar. Her türlü hileye başvururlar. Bu gerçek ışığı altında bir kısım işveren şiddet yolunu seçerken, bir kısım işveren de işçilerin haklı olduğunu ileri sürerek işçileri uyutma politikası güderler.

Şiddet yolunu seçen işveren, işçileri kanun dışı tutum ve davranışlara düşürmek için her gün baskı yollarını dener. Örneğin işçi öğle paydosunda 5 dakika işe geç gelse veya tuvalete gidip biraz gecikse neden geç kaldın diye işçi üzerinde baskı kurar; toplu iş sözleşmesinden önce işe yarım saat geç gelen işçiye ses çıkarmayan işveren, bundan böyle hazımsızlık gösterip işçileri yıldırma politikasına girer. Böyle bir duruma alışık olmayan işçi ya işi terk eder veya işverene teslim olur.

Böylece fırsatları değerlendiren işveren işçilerin birlik ve beraberliğini, dayanışma gücünü kırarak; sendikaya olan güvenlerini ortadan kaldırmayı amaç edinerek her türlü hile yollarına başvurur.

İşçileri sözde haklı gören işveren ise çeşitli ekonomik zorluklarla baş başa kaldığını ileri sürerek toplu iş sözleşmesini uygulamamak için zaman kazanmaya bakar. İşçilere toplu iş sözleşmesi ile sendikanın az zam getirdiğini ileri sürerek; işçilere toplu sözleşme dışında zam vermek suretiyle işçiler ile sendika arasındaki bağları koparmaya çalışır. İşçiler, işverenin bu sinsice tutumuna şüphe ile bakmadığından işveren ağına çabucak düşerler. Sendika ile olan bağlarını gevşetirler. İşçilerin sendika ile olan bağlarının koptuğunu anlayan işveren ondan sonra verdiği zammı ortadan kaldırır.

Sonra ileri gelen işçileri işten atar. Bu sonuçlar işçilere daha önce anlatılıp uyarıda bulunmadıkça işveren tuzaklarına çabucak düşülür. Bu durumda işveren kazan’ına yardım edilmiş olunur. Bu nedenle her fırsatta sık sık bu konular işçilere anlatılmalıdır. Toplu iş sözleşmesi sonucu daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç olduğunu, aradaki ortak dayanışma gücünün varlığını işverene duyurmak için boş zamanlarında işçilerin sendikaya uğrayarak bu ve benzeri hile ve tertiplerin kendilerine anlatılacağını işçilere her fırsatta duyurmalıdır. Böylece işveren oyunları boşa çıkartılmalıdır. Aksi takdirde işveren toplu iş sözleşmesini uygulamaz.

İşvereni zorlamak için ikinci bir greve gitme yolunun kanunen kapalı olduğu, direnişin ise her zaman başarılı olmadığı işçilere kesin olarak anlatılmalıdır. Kazanılan hakları kaybetmemek için: Birlik ve beraberliğin devam etmesi gerektiği işçilerin bilincine çıkartılmalıdır.

İşverenlerin toplu iş sözleşmesi imzalandıktan sonra en çok yararlandığı konu işçilerin var olan işçi yasalarını bilmemeleridir. Bu Önemli konudur. İşçilere şu gerçek anlatılmalıdır: Biz nasıl birlik ve beraberlik içinde yasalara dayanarak hak ve çıkarlarımızı korudu isek işveren de aynı yasalara dayanarak kendi çıkarlarını korumaya çalışacaktır. Bu nedenle bizler, var olan işçi yasasının bizlere tanıdığı hakları iyice bilmemi gerekir.

“İşyerinde bundan böyle çalışma saatlerine dikkat edeceğiz. Geç gelerek işveren eline koz bırakmayalım. Boş zamanlarda sendikaya uğrayıp gereken bilgileri alalım..” diye işçilerin bu yönde dikkatleri çekilmelidir.

Toplu iş sözleşmesinin isteklerimiz doğrultusunda yapılabilmesi için işçi olarak ne istediğimizi ne yapacağımızı bilmemiz gerekir. Bu nedenle toplu iş sözleşmesi anında işçiler arasından seçilecek bir heyetin toplu sözleşme müzakerelerinde müşahit olarak bulunmasını sendikadan istemelidirler.

Toplu sözleşmenin en can alıcı maddelerinden biri disiplin kuruludur. İşverenin istediği an işçilerin işine son verememesi için disiplin kurulunda işçi temsilcisinin çoğunlukta olması sağlanmalıdır. Böylece işveren istediği an işçi çıkaramaz, aklına gelen cezayı veremez. Bu konuda şimdiye kadar sendikalar işçilerin disiplin kurulunda çoğunlukta olmasını başaramamış, ancak işten çıktığında alacağı para miktarını çoğaltmak suretiyle kısmi bir tedbir getirmişlerdir. İşçilerin bu hususta çok dikkatli olması gerekmektedir.

İki işveren iki işçi temsilcisi ve bir “tarafsız” aracıdan kurulu disiplin kurulları işçileri uyutmaktan başka bir işe yaramamıştır. Zira “tarafsız” aracı her zaman işveren yanlısı çıkmış ve işçilerin mağduriyetine sebep olmuşlardır.

26- İşyerlerinin Tespiti:

Sendikanın bir diğer görevi de işyerlerinin adres ve unvanlarının doğru tespiti; işverenin kazanç durumunun gerçekçi bir gözle araştırılmasıdır. Bu basit gibi görünen konu çok büyük olaylara neden olabilir. Bu konu ile ilgili olarak sendikanın, işyerinde işçilerin haklarını koruyup koruyamaması söz konusudur. Bu nedenle konuyu bir örnekle biraz açıklayalım.

Baysen-İş sendikası Elbistan’da yapılan bir yol inşaatında sendikal harekette bulundu. İşverenin hangi şartlar içinde ihaleye girdiği işin kazanç durumu tespit edilmeden işçilere büyük vaatlerde bulunularak sendikaya girmeleri sağlandı.

İşveren, elindeki kalifiye işçileri kaybetmemek ve iyi bir iş temin edinceye kadar işçilerini elinin altında tutmak amacıyla ihaleye girmiş, işi, maliyeti üzerinden az bir kazanca rıza göstererek almıştı. Bu özel durum sendikanın gözünden kaçmış, işvereni toplu iş sözleşmesi yapmaya çağrıda bulunmuştu. İşveren çağrıya gelmemiş ve sendika grev ilin etmişti. Bunun üzerine işveren de ihaleyi iptal etmiş, böylece işçilerle sendika baş başa kalmışlardı.

Daha önce de belirttiğim gibi en basit bir kuralı değerlendirmeyi yapmayan sendikanın başarısızlığa uğraması kaçınılmaz olmuştur. Bu olayda bulunan işçiler sendikalara karşı güvenemediklerini her gittikleri çalışma yerinde diğer işçi arkadaşlarına anlatmışlardır. Bu tür olayları örnekleri ile çoğaltmak mümkündür. Ancak bu olayı işin önemini belirtmek bakımından yeterli buldum ve başka örnekler vermedim. Bu nedenle sendika yöneticilerinin nasıl uyanık olması gerektiğini anlatmış oldum. Bu basit tespitleri yapmadan işçiye vaatlerde bulunmanın kötü sonuç verdiği, işçileri yılgınlığa ittiği gözden ırak tutmamalıdır.

27- Bölge Çalışma Müdürlükleri

Bölge çalışma müdürlükleri ve iş müfettişleri işveren yanlısı bir tutum içindedirler. İçlerinde bir kaç tanesinin doğru çıkması neticelere tesir etmemektedir. Bu bakımdan sendikalar iş müfettişlerini her ay ücrete bağlamışlardır. Bu konu açıkça Türk-iş kongrelerinde savunulmuştur. Sendikalar böyle bir tavır içine girince işverenler herhalde boş duracak değillerdir. Onlarda işlerin önemine göre aynı satın alma işlemine gireceklerdir.

Bu konuda bir örnek vereyim: YİS (Yapı İşçileri Sendikası) olarak İzmit Petrol-Kimya tesisleri işyerinin ihalesini alan Foster Wheeler şirketi işyerindeki işçileri örgütleyip toplu iş sözleşmesi yapmak için harekete geçtik. İşçilerin tümünü sendikalı yaptık. Bunu anlayan işveren Ankara’da kurulu Yapı-İş Sendikasını araya soktu ve Bölge Çalışma Müdürünü de satın aldı. Toplu Sözleşmeyi işveren sendikası ile yaparsa şirkette kendisine görev vereceklerini vaat ettiler. Neticede işçiler YİS- Yapı İşçileri Sendikasına kayıtlı üye olmalarına rağmen Ankara Yapı-İş Sendikasına sahte üye beyannameleri doldurtarak yetkiyi Yapı-İş’e verdiler. Bunun üzerine mahkemeye başvurarak Bölge Çalışma Müdürlüğünde bulunan üye beyannamelerine el koydurduk ye dava açtık. Mahkeme üye beyannamelerinin sahte olduğuna dair karar vermesine rağmen toplu sözleşme yetkisi Ankara Yapı-İş’te kaldı. İşçilerle birlikte bir sene uğraştık; Yürüyüşler, mitingler düzenledik, başvurmadığımız makam kalmadı. Fakat neticeyi değiştiremedik.

Bu arada yetki alan Yapı-İş Sendikası da, işverenle oturup toplu sözleşme imzalayamadı. Neticede Yapı-İş ile YİS arasında bir anlaşma yapılarak işverenle toplu sözleşme yapıldı. Bir de ne görelim? Toplu sözleşme görüşmelerinde işveren adına Bölge Çalışma Müdürü’nü karşımızda gördük. Bu şahıs halen Petrol-Kimya tesislerinde sosyal işler bölümünde çalışmaktadır. Adı Zeki, fakat soyadını unuttum.

Bu kadar mücadeleden sonra işçilere önemli haklar elde ettik. Fakat aradan bir buçuk sene geçti. On bin işçinin bir buçuk senelik zam hakkı kayboldu. Bu para ile işveren daha yüz Bölge Çalışma Müdürü’nü satın alır.

Bir de, aynı Bölge Çalışma Müdürlüğünün yaptığı bir diğer işi anlatayım. Biz petrol kimya tesislerinde işçilere zam alınca İzmit çevresinde geniş tepki yarattı. Bu durum diğer işyerlerine sıçrama yapmıştı. Bu nedenle Petrol-Kimya tesislerine bitişik durumda bulunan seramik fabrikası inşaatı işçileri, sendikaya müracaat ederek sendikalı olmak istediklerini belirtmişlerdi. İşte o anda, sendikada çalışmak üzere gelen Münir Ramazan Aktolga, Arif Şimşek, İsmail Nuri Tarhan görevlendirilmişlerdi.

Her türlü bildiri ve duyuru işlerini Münir Ramazan Aktolga yapıyor. Diğer iki arkadaşla birlikte geceleri sendikaya işçileri üye kaydediyorlardı. Üye işleri birkaç gün içinde son bulmuştu. Sıra toplu sözleşme çağrısına geldi. Bölge Çalışma Müdürlüğü seramik iş kolunda kurulu sendikalar çağrıda bulunur diye bizim yetki isteğimizi reddetmişti. Hemen seramik iş kolunda bir sendika kurmuş, işçileri üye kaydedip, yeniden toplu sözleşme yetkisi için Bölge Çalışma Müdürlüğüne müracaat etmiştik. Bu kere, Bölge Çalışma Müdürlüğü aynı işyerinin montajla ilgili olduğunu ileri sürerek yetki vermedi. Biz derhal montajla ilgili sendika kurmuş, işçileri üye kaydedip, yeniden yetki için müracaat etmiştik. Biz Bölge Çalışma Müdürlüğü ile mücadele ederken işveren geniş emniyet tedbirleri almış sendikaya destek olan işçileri işten atmıştı.. Böylece işçilerin mücadele gücünü kırmışlardı. Bu durum biraz açıklığa çıkınca Bölge Çalışma Müdürlüğü yetkiyi sendikaya vermişti. Biz işten atılan işçilerin işe iadesi için uğraşırken, bu karışıklıktan istifade ile işveren, işçilerden imza toplayarak grev oylaması istemişti. Grev oylaması tek yanlı olmuş, işveren adamlarına iki veya üç defa oy kullandırtmak suretiyle grev oylamasını kaybetmiştik. Böylece işveren adına çalışan Bölge Çalışma Müdürlüğü muradına ermişti. Tabii bu arada mükâfatlarını da almışlardır. Orası bizce malum değil. Ancak bu kadar çalışma her halde boş bırakılmamıştır. Bizim bu işyerindeki mücadelemizden tahminen bir sene sonra işçiler direnişe geçmişlerdi. Ve direniş de sonuçsuz kaldı. Neticede işçiler sarı sendikaya teslim edilmişti.

28- İşverenlere Karşı Alınacak Önlemler:

İşverenler grev veya direnişi kırmak için sendika yöneticilerini işçiler önünde küçük düşürmek için çeşitli zamanlarda nabız yoklaması yaparlar, kasıtlı olarak işçilerle görüşmelerde bulunurlar. Sendika yöneticilerini hafife almak için alaylı tavırlara girer düşünceler ileri sürerler. İşçiler bu olayı çok ciddi olarak takip ederler. Bu nedenle sendika yöneticisi bu görüşmeler anında çok dikkatli olmalı, işçiler önünde bir otorite olduğunu işverenden daha bilgili bulunduğunu göstermeli, ileri sürdüğü tezlerle işvereni çıkmaza sokmalıdır. Böylece işverenin kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi sağlanmalıdır.

Bu güçlü tavır işçileri sendikaya daha çok yaklaştıracak, işçiler arasında birlik sıklaşacaktır. Ve işçilere kişisel güven gelecektir. İşveren ile sendika arasındaki bu tartışma, işçiler arasında günlerce konuşma konusu olacaktır. İşveren ve adamları bu tür konuşmalar yapmaya kalktığı zaman işçiler kişiliklerini korumak amacıyla çok sert cevap vereceklerdir. Ve işveren hak ettiği cevabı almış olacaktır.

İşveren bu gibi görüşmeleri sadece sendikayı muhatap seçerek yapmaz. Onun amacı işçiler arasındaki birliği bozmaktır. Bu nedenle işçiler arasında kişiliği gelişmemiş, mizacı zayıf işçileri arar bulur. Soruları ona yöneltir. Bu tip işçilerde konuşma hastalığı vardır. İşverenin kendisine soru yöneltmesini gurur meselesi yapar ve tüm işçileri ve hareketi hedef alan bozguncu konuşmalar yaparak işverene konuşma zemini hazırlarlar. İşveren de bu durumdan yararlanmak için gerekli konuşmayı yapar. İşte o anda sendikacı gerekli müdahaleyi yaparak onur kırıcı tavrı işçiler önünde mahkûm etmezse, işçilerin bozguna uğramasına, birlik ve beraberliğinin dağılmasına neden olur. Bu tür tavırlara asla meydan verdirilmemelidir. Bu konuda birkaç işçi eğitilir. Sendikacı olmadığı zamanlarda bu işçiler sendikacının görevini yerine getirirler. Bu hususa dikkat edilmediği takdirde meydan işverene terk edilmiş olur ve işçilerde sendikaya güvensizlik belirir.

Toplu iş sözleşmesi ve grev ve lokavt kanunu yürürlüğe girdiği andan bu güne kadar sendikalar işçilere gerçek güven vermediği için, işçilerin işverene yanaşma eğilimlerini geliştirmektedirler. Bu nedenledir ki, grev veya direniş anında bazen işveren, işçilere çekinmeden ziyafet vermekte bu ziyafet anını tespit için hatıra olsun diye resim çektirmektedir. İşçiler bu resim çekme olayını iyimser karşılarlar, hiçbir fena yoruma girmezler. Aslında ise, işveren bu resimleri diğer işçilere gösterir, kararlı bir şekilde grev veya direnişi savunan işçilerin morallerini bozmaya çalışır. İşçiler arasında bu ziyafet olayı hemen etrafa yayılır. Olay içinde olmayan işçiler kesin tavır alarak bu işçilerin aralarından uzaklaştırılmasını isterler. Sendika yöneticisi de bu çirkin olayı cezalandırmak amacı ile işçilerin önerilerine uyup bu işçileri hareket dışına itmeye kalkınca işçiler arasında bölünme baş gösterir. Buna meydan verdirmemek için, sendikacı bu ziyafete katılan işçilerin bu hareketlerinin olumlu bir şey olmadığını; grev veya direnişin kırılmasına neden olacağını, işçilik şerefine uygun bir tavır olmadığını belirtmeli, bu olay işçiler önünde açıkça eleştirilmelidir. Bu işçilerin yanıltıldığı ve böyle bir olaya istemeyerek katıldıkları hususu belirtilir. Bu tip olaylara devam eden işçilerin toplu sözleşme haklarından istifade edemeyecekleri işçiler önünde anlatılır. Bu arkadaşlardan işçi arkadaşların önünde namus sözü vererek bir daha işverenlerle ilişki kurmayacaklarına dair söz alınır. Böylece işçiler arasındaki ikilik olayı ortadan kalkmış olur. Ziyafete katılan işçilerin işveren saflarında yer almasına meydan verdirilmez.

Bu olaydan sonra işverenle ilişki kuran işçi kendi kendini tasfiye etmiş olur; grev veya direnişte bulunan diğer işçilere etki yapma olanakları ortadan kalkar. Böylece işçiler arasındaki birlik daha sağlam temellere dayandırılmış olur. İkinci kez olaya meydan veren işçinin artık aralarında kalmasına işçiler asla müsaade etmezler.

29- Çevre İlişkileri:

Grev veya direnişin başarılı şekilde sonuçlanması için sendika yöneticileri çevre halkının, küçük esnafın da desteğini kazanmak için çalışmalar yapmalı ve iyi ilişkiler geliştirilmelidir. Grev ve direnişin neden yapıldığı halka ve esnafa anlatılmalıdır. İşverenlerin haksız durumları halk önünde de mahkûm edilmelidir. Böyle bir desteği kazanmak neden gereklidir? İşçilerin günlük yaşamı içinde yer alan, halk önünde haklı çıkması, işçinin maneviyatını yükseltir. Ayrıca ekonomik yönden ilişki kurduğu esnaf yanında da kredi olanakları çoğalır. İşçinin geniş nefes almasını sağlar. İşçiyi bunalıma itmez, dolaylı yoldan grev veya direnişin de uzamasını sağlamış olur. İşçi-esnaf-halk dayanışması işverenin ve dolaylı yoldan hükümetin de üzerinde baskı görevini yerine getirmiş olur. İşçiler üzerinde yapılacak baskı yolları da böylece önlenmeye çalışılır. Ayrıca işverenleri anlaşma zeminine zorlar.

30- Grev veya Direnişler:

Her grev veya direnişin mutlaka başarılı bitmesi söz konusu değildir. Bu gerçeklikten yürüyerek, harekete katılan işçilere “Yapılan mücadelenin bir hak mücadelesi olduğu” açıkça anlatılmalıdır işçiler, “hak verilmez alınır” gerçekliğini gözden ırak tutmamak suretiyle; bu şerefli mücadeleyi başından sonuna kadar yürütmeye ant içmeli ve namus sözü vermelidirler. İşçiler, “ya bu mücadeleyi kazanırız veya işten ayrılıp gideriz.” düşünce ve davranışı ile harekete katıldıkları gün, her zorluk çözülür ve netice alınır. Sendika yöneticileri böyle bir ortamı yaratmak zorundadır. Aksi takdirde en ufak bir güvenlik kuvvetleri müdahalesi hareketi kırar ve başarı elde edilemez.

Grev veya direniş sonunda imza edilen toplu iş sözleşmesi ile elde edilen haklar İşçileri yanıltmamalıdır. İşverenle işçiler arasında kavganın yanI başladığı yapılan mücadelenin sınıflar kavgasının bir bölümünü teşkil ettiği kesin olarak İşçilere açık açık anlatılmalı ve bu konuda uyanık olmaları sağlanmalıdır. Zira elde edilen haklar işverenler tarafından yöneltilen hükümetlerin işveren çıkarları doğrultusunda yürüttükleri politika sonunda ekmeğe, şekere, tuza, temel gıda maddelerine zamlar getirerek verdikleri parayı geri aldıklarını açıkça anlatmalı, sendikalar kanalıyla ekonomik mücadele verirken diğer taraftan işçilerin söz sahibi olduğu proletarya partisinde örgütlenip politik mücadele vererek: devleti ele geçirmekle hak ve çıkarlarını elde etmelerinin mümkün olduğu açıkça işçilerin kafasında yer etmelidir. Bu nedenle bu konularda devamlı, çeşitli örnekler verilerek işçiler aydınlatılmalıdır…

31- Yasal Boşluklar

İşçiler yasalara son derece bağlıdırlar ve her yaptıkları hareketin yasal olup olmadığını araştırırlar. Bu konuda çevre ile ilişkilere girerek yaptıkları hareketin yasal olup olmadığını öğrenmeye çalışırlar.

İşçileri burjuva yasalarına göre şartlandırmak son derece sakıncalıdır. Bu nedenle var olan işçi yasaları işçiler önünde eleştirilmeli yasal boşluklar gösterilmelidir. Bu konuyu örnekle açıklayalım.

Örneğin var olan işçi yasalarına göre işveren işçileri 8 saatten fazla çalıştıramaz; şayet çalıştırırsa çalıştığı süreler fazla mesai olarak ödenir. Yasa böyle der. Kâğıt üstünde yasa bu hakkı işçilere tanımıştır Acaba tatbikat aynı mı yapılmaktadır? Bir de ona bakalım. Yasalara göre fazla çalışma, işçilere fazla mesai olarak ödenecek denmesine rağmen, işveren fazla mesai haklarını işçilere vermez. Bu durum karşısında işçilerin mahkemeye müracaat etme hakkı vardır. Bu açık yasa hükmüne rağmen işveren fazla mesaileri vermez. Çünkü işveren hem yasa boşluklarını hem de işçilerin bu konuda yeterince uyanıklığa sahip olmadığını bilir. Ona göre hareket eder. Nedir bu yasa boşluğu şimdi ona bakalım.

İşveren fazla mesai hakkını vermezse, iş yasasının ceza hükmüne bakmak, işi aydınlığa çıkarmaya yeterlidir. Zira işveren yasanın ceza hükmüne göre mesai hakkını vermezse 250 TL tazminat vermekle yükümlüdür. İşte hassas nokta buradadır. Bu konuyu düşünelim. Bir işyerinde üç yüz işçinin çalıştığını varsayalım. Bu işçiler günde birer saat fazla mesai yapmış olsalar işveren günde 300 saat fazla mesai parası ödeyecek demektir. Çalışan işçilerin saat ücretleri ortalama olarak 5 lira olsa, demek ki işveren günde 1.500 lira fazla mesai ödeyecek demektir. Ayda ödeyeceği fazla mesai parası 45.000 liradır. Şimdi işverenin aydı 45.000 lirayı vermemek için aynı yasanın ceza hükmündeki 250 lirayı ceza olarak göze alması yetiyor. İşverenin bu cezayı yemesi ve işçiye olan borcunu ödemesi için işçilerin işvereni dava etmesi gerekiyor. İşçinin işvereni dava etmesi için 2.000 lirası avukat parası ile mahkeme masraflarını karşılaması gerekiyor. İş bununla da bitmiyor. İşçinin işvereni dava edebilmesi için işten ayrılmayı da göze alması gerekir. Bu kötü şartlar, işçinin hakkını aramasına en büyük engeldir.

İşveren bütün bu yasa boşlukları ile çalıştırdığı işçilerin zayıf taraflarını bilir ve bu nedenlere dayanarak işçilerin fazla mesai haklarını vermez. İşveren sadece yasa boşluklarına ve işçinin zayıf taraflarına güvenmez, ayrıca bordrolarda işçilere fazla mesai Ödenmiş gibi işçilerin imzasını alır. Böylece işçi dava etmiş olsa da bordroda parayı almış, olduğu görüleceğinden işveren her türlü haksızlığı yapmaktan çekinmez. İşverenlerin “haklarınız yasalarca korunuyor” demesi ve yasalara sahip çıkması, çıkarlarını koruduğu içindir. Demek ki; yasalar çalışandan yana değil, çalıştırandan yana yapılmıştır. İşverenlerin yasalara sıkı sıkıya sahip çıkması bu nedenledir. Bu yasa boşlukları işçilere anlatılmalıdır. Böylece yasal şartlanmalardan işçilerin kurtarılmaları sağlanır.

32- Grev veya Direnişte Güvenlik Kuvvetlerinin Yeri

İşçiler grev veya direniş başladığında haklı olduklarını ispat etmek için güvenlik amacıyla gelen polis veya komanda birliklerinin görevlileri ile konuşmayı severler ve işverenin haksız durumunu onlara anlatırlar. Böylece güvenlik kuvvetlerinin tarafsız kalarak kendilerine yardımcı olacağını ümit ederler. Bu konu işçilerin kafasında iyice aydınlığa kavuşturulmalıdır. Gelen güvenlik kuvvetlerinin, işverenin Cumhuriyet Savcılığına yaptığı müracaat sonunda, işvereni korumak amacıyla geldiğini; güvenlik kuvvetlerine emir verildiğinde işçilerin en ufak bir direnişi karşısında işçilere ateş etmekten çekinmeyeceği, bu nedenle işçiler yararına bir tavır koyamayacakları anlatılmalı, onlarla ilişki kurmaları önlenmelidir. Zira her işçiden alınan ufak ufak bilgiler güvenlik kuvvetlerince değerlendirilmeye tabi tutulur.

Hareketin kimler tarafından yönetildiğini tespit ederek, ilk fırsatta hareketin liderlerini saf dışı bırakarak, grev veya direnişi kırmaya yönetirler. İşçilerin başsız, ne yapacağını bilmez duruma gelmesini sağlarlar. “Güvenlik kuvvetlerinde görevli polis veya asker bizim kardeşimizdir” yollu ileri sürülen sözler, işveren adamlarının düşüncelerinin ifadesidir. Maksatları işçileri konuşturmak, grev veya direnişte ne yapmaları gerektiğini tespit etmektir. Bu nedenle, gelen polis veya askerlerin teker teker iyi insan olmaları yeterli değildir. Görevleri icabı işçinin karşısında yer alır ve görevini yapar. Bu da grev veya direnişin kırılmasıdır.

Bu açık gerçeklik karşısında işçiler, yapılan toplantılarda alınan kararları kesinlikle hiçbir kimseye anlatmamalı, gizliliği muhafaza etmek bakımından evdeki ailesine dahi alınan karadan anlatmamalıdır. Bunun, hareketin başarıya ulaşması için gerekli olduğu işçilere defalarca anlatılmalıdır. Bu gizlilik neden gerekli? Çünkü grev veya direnişin zayıf taraftan işverenin adamları tarafından tespit edilirse; işveren o yönden harekete geçerek grev veya direnişi kırmaya yönelir. Bu zayıf nokta üzerinde durarak “işçiler fazla dayanamazlar” gerekçesi ile grev veya direnişi kasıtlı olarak uzatabilir. Bu da bazen işçiler yönünden büyük kayıptır. İşçiler haklı olduklarını etrafa duyurmak için yaptıkları konuşmalarla farkına varmadan hareketin zayıf tarafını belirtirler. Bu sakat tavrın getireceği olumsuzluklar işçilere çeşitli zamanlarda anlatılmalıdır. Başlatılan hareketin başarıya ulaşması için dıştan bir yardıma ihtiyacı olmadığı; başarıya ulaşmanın en büyük kaynağının işçilerin birlik ve beraberliği olduğu, ancak böylelikle en yüce hakkı elde etmenin mümkün olacağı aydınlığa çıkartılmalıdır.

33- Bireysel Görevler

Grev veya Direnişi Yönetecek birinci derece sorumlu kişiler bütün işleri kendi üzerinde asla toplamamalıdır. İşçiler arasında seçilen işçiler ile sendikada görevli bulunan kişiler vasıtasıyla işleri yürütmelidir. Tek elde ve tek kişilere bağlı hareketler en kısa zamanda başarısızlığa uğramaya mahkûmdur. Tek yanlı yönetimin yapıldığını karşı taraf öğrendiği an, o yöneticiyi tesirsiz hale getirmek için her türlü hile ve tertiplere başvurur. Böylece hareket yöneticisiz kalınca işçiler arasındaki birliği en kısa zamanda bir bozguna uğratan işveren büyük kazançlar sağlar. Hareket kırılır. İşçiler işverene tekrar mahkûm duruma getirilmiş olur.

Böyle kısır bir mücadele içine girmek, işverene peşinen bu davayı sen kazandın demektir. Bu nedenle böyle bir mücadeleyi başlatmak son derece yanlış olduğu gibi işçilere karşı işlenen en büyük ihanettir. Böyle bir yanlışlığa düşmemek için işçiler arasından görevli kişiler seçildiği gibi sendika yöneticilerinden de görevli kişiler arasında iş bölümü yapılır.

Bu gerçek ışığı altında grev veya direniş devam ettiği sürece, işin başından sonuna kadar ekipler halinde, konuları çözüme bağlamak ve karşılıklı sorumluluk taşıyarak neticeye gitmek, en geçerli ve doğru çözüm yoludur. Herkes alınan kararlardan sorumlu olduğu için karşılıklı suçlama yolları kapatılmış olacağından, hareket içinde bölünmeye de meydan verdirilmemiş olur. Arada yapılmış bir hata varsa karşılıklı eleştiriler sonunda en doğru yöntem tespit edilmek suretiyle birlik ve beraberlik ruhu zedelenmemiş olur. Başarısız sonuçlar tüm işçiler arasında paylaşılmış olur. Böylece karşılıklı güven hisleri zedelenmeyen topluluklar en son noktada mutlaka başarı yolunu açmış olurlar.

Günümüzdeki sendika yöneticileri böyle bir dayanışma ruhunu işçiler arasında geliştirmedikleri için işçiler ile sendika arasında derin uçurumlar yaratılmaktadır. Bu kopukluk nedeni ile işçilerde: yapılan anlaşmalar karşısında emrivaki hale geldiklerinden en yüksek ücret dahi elde etseler, sendikanın işverene satılmış olduğu kanaati kesin olarak gelişmektedir. Sendikaya güven hissi az olduğundan tam bir dayanışma içine girememektedirler. Bu işlenen suçun sorumlusu da sendika yönetimidir.

34- Sendikalara Güven

İşçiler, grev veya direniş anında sendikalara karşı güvensizlik göstermemelidir. Sendika yöneticilerini desteklemelidir. Sendika yöneticileri hakkında belirtilen zaaflar ve güvensizlik işveren tarafından değerlendirmeye tabi tutulur. İşveren anlaşma imkânları araştıracağı yerde, sendika yöneticileri ile işçiler arasındaki boşlukları tespit edip, hareketi kırmak için uzlaşmaz tavır takınarak zaman kazanmaya bakar. Hareketi kırmak için gerekli girişimlerde bulunarak kendi çıkarları doğrultusunda kazanç yollarını dener ve arar bulur da.

Bu nedenle işçiler sendikayı denetim altında tutmalı, fakat hareket anında asla güvensizlik belirtilerini karşı tarafa hissettirmemelidir. İşçiler: sendikayı denetim altına almak için, aralarından en çok güvendikleri kişileri grev veya direniş anında sendika yöneticileri ile birlikte karar alıp hareket etmek üzere görevlendirmeli, sendikacıları bu görevli arkadaşları ile kontrol altına almalı ve böylece tam bir anlaşma güven ortamı sağlamalıdırlar.

Böyle bir anlaşma işvereni zorlayacak, grev veya direnişin müddeti kısalmış olacaktır. Böyle bir birlik’ ve beraberlikten işçiler yararlanmış olacaklardır. Sendika yöneticilerinin işçileri, işçilerin sendika yöneticilerini karşılıklı olarak denetim altında tutmaları, asla birbirine karşı güvensizlik anlamında yorumlanmamalıdır. Bilakis hareketin daha sağlıklı yürümesini temin bakımından yapılması zorunlu olan bir düşünce ve davranış biçimidir. Bu tutumun, başarıya gidecek tek dürüst yol olduğu karşılıklı olarak kabul edilmelidir. Karşılıklı denetim, alınan kararların hata yapmadan yürütülmesini sağlayan tek güvenceli yoldur. Bu konuda bir aile sırrı gibi işçiler ve sendika yöneticileri arasında tam bir anlaşma sağlanmalı, dışa karşı bu güven hisleri belirtilmelidir.

Bu tür bilinçli atılan adımlar başarı yolunu açacaktır. Zaten sendika ile işçiler arasında gizli herhangi bir şey olmadığına göre, karşılıklı denetleme sonunda elde edilen başarı; sendika ile işçiler arasında kopmaz bağlar sağlamış olacaktır.

Sonuç

Sınıf sendikacılığını işçinin hizmetine götürürken, günümüz koşullarına göre mütevazı olmaya son derece dikkat etmeli. Çalışmalara gösteriş için asla yalan karıştırılmamalıdır.

Bugünün geçerli sendikacılığı şudur: Çeşitli yollardan sendika kasasına para toplamak, toplanan paralarla çevrene bir sürü dalkavuk toplayıp büyük sendikacılık propagandası ile toplumu yanıltmaya çalışmak. Bugün bu sendikalar ön planda gözükmektedir.

YİS bu sahteci duruma düşmedi ve asla düşmek de istemedi. Yoksa ele geçen imkânlar buna çok müsait idi.

Bu nedenle Finans-Kapital acımasız, YİS’e karşı gizli bir savaş açtı. Bir sürü uşağı bu yolda kullandı. YİS’in faaliyetlerini durdurmak için gizliden gizliye her türlü hile ve tertiplere başvurdu. Emrindeki devlet güçlerini bu yolda kullandı. Bununla yetinmeyerek, YİS’in içinde zayıf mizaçlı kişileri satın almaya kalktı ve başarılı da oldular. Fakat asla YİS’in faaliyetlerini durdurma olanaklarına kavuşamadılar. Çünkü YİS hayatiyetini işçinin özüne dayamış ve ondan güç almıştı. Finans-Kapitalin bu faaliyetleri YİS elemanlarını insanüstü çalışma gayretleri ile baş başa bıraktı. Gereğinde elemanlar aç ve susuz kaldılar. Fakat asla yılgınlık ve zayıflık göstermeyerek, işçinin şanına layık çalışmaları sürdürdüler. Ve davanın kutsallığına asla gölge düşürmediler.

Olayları buraya kadar özetlersem, şu nokta açıklığa çıkmış oldu: Şimdiye kadar yapılan çalışmaların sonucundan, birtakım deneylerden, arkadaşların yararlanması için yazı yazmam gerektiğini arkadaşlar ısrarla istediler. Bu yazının talihsiz yanı benim sürekli hastalığımdır. Fakat yapacağım noksanlığı benimle birlikte çalışan arkadaşların tamamlayacağına inanıyorum.

Olayları izlerken benim çok zeki kişi olduğum kanısına asla varılmamalı. Ben ancak insanlara karşı sonsuz saygı ve sevgisi olan bir kişiyim. Onların düşüncelerini almadan asla iş yapmadım. Bu nedenle onların himaye ve çalışmalarıyla bazı başarılı işler yapmaya çalıştım. Başarı olmuş ise, en önemli sırrı işçilere borçluyum. Nedeni: Ne zaman olaylar için ben bir tek çözüm yolu buldum ise, işçilerden 99 tane öneri ve uyarı geldiğinden bilgi hazinemi genişlettiler. Güçleri ile gücüme güç katarak, yapılacak işlerde mutlak başarı sağlanmasına yardım ettiler.

Bu yazıyı daha geniş yazmak isterdim. Ancak, kanser denen hastalık başıma bela oldu. İdam hükmünü verdi. İnfaz saatini bekliyorum. Bu nedenle, yazı noksan ise, ileride tamamlamaya çalışacağım.

Son olarak, YİS, çalışmalarda işçilerin özüne dayalı olarak görev yaparken, hata yapmamak için Teorice Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın yardımını ve desteğini görmüştür. Örneğin bu yazının başına, YİS Ana Tüzüğünün Başlangıcını belirleyen Doktor’un bir yazısını hatıra olarak ekliyorum.

Beni yazı yazmaya zorlayan ve yazılmasını sağlayan Fuat Fegan ile Latife Fegan ve okuma zahmetine katlanan arkadaşlara başarılar diler, tüm devrimci çalışmalarla toplumumuzu aydınlığa kavuşturmak isteyenlere şükran borçlarımı sunarım.

İsveç, 24 Nisan 1978

İsmet Demir

Not: 23. maddeden sonra Sonuç bölümüne kadar olan kısım İstanbul’da yazılmış ve 25 Aralık 1978 tarihi konmuştur.

* Boru hattı inşaatında; Bakanlar Kurulu grevi 1 ay süre ile ertelemiş, ancak grev devam etmiştir. Bu arada, sendikanın başvurusu üzerine Danıştay, hükümetin erteleme kararını durdurmuştur.