Federici’nin Müşterekler Siyasetinden Öğreneceklerimiz

Doğal varlıkların sömürüsü ve kadınların ezilmesi arasında paralellikler olduğu varsayımı çeşitli ideolojik ve politik yaklaşımlar tarafından savunulagelmiştir. Mülksüzleştirme, ortak yaşam alanlarına el koyma gibi pratikler Türkiye’de ve küresel çapta hız kazanırken, kadınların bundan nasıl etkilendiği ve etkileneceği feminist hareketin dikkate alması gereken bir konu. Bu yazıda Silvia Federici’nin Dünyayı Yeniden Efsunlamak (Sel Yayıncılık, 2023) kitabında bahsettiği müşterek siyasetinin feminist hareket için nasıl antikapitalist bir strateji sağladığından bahsedeceğim.

Kadınlar, Doğa ve Tarihsel Materyalizm

Ekofeminizm, 1970’lerde yeni toplumsal hareketlerin yükselmesiyle François d’Eaubonne, Ynestra King, Vandana Shiva gibi kuramcılar tarafından ortaya çıkan bir kavram. İşin içinde sosyalist feminist hareketin ekoloji ve feminizm arasındaki yakın bağa daha çok yönelmesi gerektiğini düşünen bir kolu da var. Ekofeminizm yekpare bir bütün değil. Kadınların ezilmesi ve doğal varlıkların sömürüsü arasında paralellik olduğu ortak temel olsa da, bu paralelliğin niteliği konusunda yaklaşımlar farklılaşıyor. Bir kısım doğa ve kadın arasında benzerlikler olduğuna (doğurganlık, yaşam verme vs.) dayanan özcü yaklaşımlar yanında kültürel kodların ya da aydınlanmacı bakış açısının buna yol açtığına dair yaklaşımlar da mevcut. [1]

Kadınlar ve doğa arasındaki bu ilişkiyi tarihsel maddeci bir perspektiften ele alan yaklaşım ise ekososyalist feminizm olarak kavramsallaştırılıyor. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde, avcı–toplayıcı topluluklar, doğayla bütünleşik ve cinsiyetler arası ayrımın henüz belirginleşmediği kolektif yaşam biçimleriyle varlıklarını sürdürdüler. Bu topluluklarda ev içi emek, çocuk bakımı, yiyecek toplama ve yaşamsal bakım faaliyetleri, kolektif bir sorumluluk olarak yer alıyor, ekolojik denge ve karşılıklı dayanışma temelinde inşa ediliyordu. Toplumsal yeniden üretim, yalnızca biyolojik bir zorunluluk değil, aynı zamanda kültürel hafızanın ve toplumsal bağların somut ifadesiydi. Bu nedenle, doğa ile insan arasındaki ilişki, hem maddi hem de kültürel anlamda müşterek bir miras olarak ortaya çıkıyordu.

Dış etkenlerin etkisiyle oluşan kıtlık gibi durumlar avın yağmaya dönüşmesine ve şiddet yoluyla başka toplulukların emeğine ve doğal varlıklara el koyulmasının tarihsel temellerinden birini oluşturdu. Avın yağmaya dönüşmesi, yiyecek ve deri elde etmekten insanların üretken işgücüne el koymaya kadar uzandı. Bu akınlar karşı toplulukların kadın ve çocuklarını da ele geçirmeyi içeriyordu. Tüm bu süreç erkeklerin kadın emeğine el koymasını, hayvanlara el koymasını ve aynı zamanda güç ve mülk sahibinin ezilen grup üzerinde tahakküm kurmasını sağlıyordu. Mülkiyet emek üzerinde bir denetim oluşturmak, insanın kendi türünün hayat verici, inşa edici gücünü elinden almak anlamına geliyordu. [2]

Tarım devrimiyle birlikte toprak üretimin temel aracı olarak kullanılmaya başlandı. Toprağın özel mülkiyete konu edilmesiyle, doğal varlıkların ortak paylaşımının yerini belirli grupların elinde toplanan mülkiyet ilişkileri aldı. İhtiyaç fazlası toplandıktan sonra buna şiddetle el konulması sınıfsal ve cinsiyetçi tahakküme temel oluşturur. Buradan mülkiyetin daha en başından itibaren toplumsal cinsiyet sahibi olduğunu ve doğal varlıkları yağmalamayı ve el koymayı içerdiğini söyleyebiliriz. Buradan patriyarkanın oluşumuna dair ve kadınlar ve doğa arasındaki paralelliğe de tarihsel maddeci bir temellendirme sağlamış bulunuyoruz.

Farklı egemenlik biçimlerinin mevcut tahakküm yapıları ile iç içe geçtiğinden bahsedebiliriz. Patriyarka ve kapitalizm de bunlardan biri. Kapitalizm altında kadınların ezilmesi ve doğal varlıkların sömürülmesi de farklı bir boyuta ulaşmıştır. Buradan Federici’nin müşterek siyasetine adım atacağız.

Federici ve Müşterekler Siyaseti

Müşterek kavramı bir topluluğun ortaklaşa kullandığı kaynak ya da varlıklara deniyor. Müşterekler orman köylülerinin birlikte kullanıldığı bir ormandan internet gibi sanal/dijital kaynaklara kadar çeşitlendirilebilir. Literatürde özellikle 1970’li yıllar itibarıyla popülerlik kazanıyor. Bunun sebebi ise yükselen neoliberal dalga ile küresel çapta çitlemelerin artması. Müşterek birçok alanın özelleştirilmesiyle bu alanların değeri ve savunusu da gündeme geliyor.

Federici’nin bakış açısı müştereklerin feminist bir perspektiften antikapitalist bir programın temelini oluşturabileceği yönünde. Bu bakış açısı esasen toplumun temellerini oluşturan cinsiyetlendirilmiş yeniden üretim işine karşı mücadele ile şekillenmiş. Yani Federici müştereklerin çitlenmesi ile kadınların ezilmesi arasında bir paralellik olduğunu iddia ediyor. 

Kapitalist birikim yapısal olarak doğal varlıklara, emeğe ve kadınların ücretsiz ev işine serbestçe el konulmasına bağımlıdır. Dağların, ormanların ve nehirlerin maden projelerine karşı savunulması, kadınların görünmeyen emeğini görünür kılma çabası sermaye birikiminin önüne konulan engellerdir. Bu yüzden müştereklerin korunması ve toplumun yeniden üretim işinin müşterekleştirilmesi feminist ve antikapitalist bir strateji oluşturuyor.

Tarihsel olarak baktığımızda da kadınların mücadeleleri ve müşterekler için olan mücadeleler arasında da pek çok ortaklık görürüz. Caliban ve Cadı (Otonom Yayıncılık, 2022) kitabında da Federici kapitalizmin ilksel birikim aşamasında çitlemelere karşı mücadelelerde kadınların en önde olduğundan bahseder. Doğanın bilgisine sahip olan, müşterek ilişkileri koruyan kadınlar cadı olarak yaftalanıp yakılırlar. Kapitalizmin temelleri kadınların koruyup yaşattığı müştereklerin toplumsal ilişkilerden kazınmasıyla oldukça ilişkilidir. Kadınlar hâlâ Avrupa sömürgeciliğinin ve ardından emperyalizmin yok etmeye çalıştığı kültürlerin en büyük koruyucularıdır.

Kadınların müştereklerin korunmasındaki rolünün temellerini özcü bir yaklaşım ile ele almıyor Federici. Bunun bizzat maddi temellere dayandığını, kadınların tarihsel olarak müşterek doğal kaynaklara erkeklerden daha çok bağımlı hâle getirildiğini ve bu yüzden de onların korunmasında daha çok adanmış olduklarını iddia ediyor. Günümüzde kadınlar hâlâ dünyanın geçimlik çiftçileridir. Afrika’da kadınlar, bugün Afrika’da yaşayan insanların tükettiği gıdanın yüzde 80’ini üretiyor. [3] Hindistan’da kadınlar maden şirketlerinin işgal ettiği dağların ve ormanların, Orta Doğu’da emperyalizmin işgal ettiği toprakların ve komünal değerlerin en büyük koruyucularıdır. Necla Abla ve Zehra Teyze Akbelen Direnişi’nin en önemli taşıyıcılarıdır.

Federici’nin çalışmasından çıkarılacak en önemli sonuç yeniden üretimi sağlayan maddi araçları müşterekleştirmenin toplumda kolektif çıkarlar ve bağlar yaratmak için en önemli mücadele yöntemlerinden olduğudur. Bugün doğanın tamamen ticarileştirilip yıkıma uğratılmasının önündeki en büyük toplumsal güç kadınlardır. “Toplumsal gamsızlığı” ve sorumsuzluğumuzu yenmek için kadınlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Yeniden üretim işine ve kadınlara böyle bir sorumluluk atfetmek kadınların bu işlerdeki sorumluluğunu doğallaştırmak anlamına gelmez. Aksine kapitalizmin hafızalardan silmeye çalıştığı kadınların tarih boyunca biriktirdiği deneyimleri ve yaşamın bilgisini yaşatmaya ve kolektifleştirmeye çalışmaktır. Bu, kapitalizme karşı direniş tarihimizin en önemli bileşenlerindendir.

[1] Ecehan Balta, Ekososyalist bir Feminizm için. (https://bianet.org/yazi/ekososyalist-bir-feminizm-icin-115015)

[2] Joel Kovel, Doğanın Düşmanı. Metis Yayıncılık.

[3] https://www.fao.org/4/x0262e/x0262e16.htm