Feodalizmin bağrında oluşup “Burjuva devrimlerle” nitel kopuşla kendi özgün biçimine bürünerek doğan kapitalizm, özü gereği emek-sermaye çelişkisinde varlık bulur. 16. yüzyıl ve sonrası kapitalizmin ilk nüvelerinin yeşerdiği zamanlardır. Takvimler 19. yüzyılı gösterdiğinde, Sanayi Devrimi’yle birlikte modern işçi sınıfının doğuşu artık belirginleşmiştir.
Bu dönemde işçi sınıfı açısından yaşamak; nefes almak ve makine başından yorgun düşüp tükenmekten ibaretti. 16-18 saatlik çalışma süreleri, kadın ve çocuk emeğinin vahşice sömürülmesi sanayi devriminin karanlık ve acımasız yüzünü gösteriyordu. Ancak işçi sınıfı bu karanlık sömürü düzenine boyun eğmeyecekti.
1 Mayıs’ın tarihsel temelleri, 1884 yılında toplanan Amerika İşçi Federasyonu’nun kongresinde atıldı. Kongrede alınan iş gününün 8 saate düşürülmesi hedefi doğrultusunda 1886 yılında 1 Mayıs gününde greve gidilmesi kararlaştırıldı. 1 Mayıs gününde Amerika’da tüm iş kollarında greve giden işçiler “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!” şiarıyla büyük genel grev direnişi başlattılar.
Egemen güçler, buna karşılık olarak Şikago provokasyonunu gerçekleştirdiler. 1 Mayıs’ın üç gün sonrasında organize edilen Haymarket Komplosu’yla1 beraber kurulan idam sehpaları, işçi sınıfını susturma girişimiydi. Miting alanına atılan bir bomba bahanesiyle-asıl fail egemen güçler ve gangster sendikacılar iken-işçiler tutuklandı, onlarca işçi idam edildi. Haymarket Meydanı’nda idamla can veren işçilerin cesareti bugünlere umut olan meşale oldu.
İdam edilen işçi önderi August Spies’ın şu sözleri işçilerin mücadeledeki kararlılığının simgeliyor: “Bizi asarak işçi hareketini, milyonları, yoksulluk içinde çalışan milyonlarca işçiyi kendisine çeken bir hareketi yok edeceğinize inanıyorsanız, durmayın bizi asın! Burada bir kıvılcımı yok edeceksiniz, ama orada, önünüzde ve arkanızda her yerde başka kıvılcımlar çakacaktır. Bu, içten içe yanan bir ateş. Bu ateşi söndüremezsiniz.”
Amerikan İşçi Federasyonu 1888’deki toplantısında 1 Mayıs 1890 yılı için yeniden “Genel grev” kararı aldı. 1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal de karara destek olarak aynı günü bütün ülkelerde “grev ve eylem günü” ilan etti. O günden bugüne 1 Mayıs, işçi sınıfının sermayeye karşı mücadelesinin vazgeçilmez ve anlamlı bir günü olageldi.
Günümüzde Kapitalist Düzen
Kapitalizme karşı işçi sınıfının, Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’ı ortaya çıkaran koşullar, günümüzde de varlığını koruyor.
Uzun çalışma saatleri, sendikasızlaştırma, güvencesiz çalışma, düşük ücretler, çocuk işçiliği ve kadın işçilerin ağır sömürü koşulları; işçilerin hak arama mücadeleleri devlet eliyle sermaye den yana baskılanması geçmişte olduğu gibi bugün de aynı biçimde devam ediyor.
8 saatlik iş günü mücadelesinin tarihsel anlamı; insanın kölece yaşamdan kopuşmak, zamanını makineden geri almaktı. Günümüzde ise bu mücadelenin kapsamı, mekânsal sınırların ortadan kalktığı dijital kölelik ve evden çalışma rejimleriyle çok daha sinsi bir evreye taşındı. Ve yaratılan “tüketim toplumu” yaşam biçimiyle işçinin “dinlenme, insanca ve anlamlı yaşam sürdürebilme” olarak kazandığı zamanı, “tüketimle” elinden alınarak sermayenin “yeniden kazandığı” sömürü zamanına/ biçimine büründü.
Esas Kavga “Zaman” Üzerine mi?
Tarih, toplumsal emeğin ontolojisinde gövdelenirken; emek-sermaye çelişkisi kapitalizmde sınıflar savaşının “tözsel” tezahürü olarak beliriyor. İşte bu sınıf savaşının varoluşsal geometrisi “dijital” in ölçümünde “hız” “zaman” pergelinde şekilleniyor.
David Harvey buna zaman-mekân sıkışması(time- space compression) adını veriyor. Bu kavramın, günümüzü açıklayan en güzel ifade olduğunu saptayabiliriz. Kapitalistler, azami kâr için küreselleşme ve dijitalleşme zemininde üretimin ve tüketimin (sermayenin) hızını arttırarak, mekânları yakınlaştırarak (sıkıştırarak) sömürüyü katmerliyor. Neoliberal rant ve talan politikasıyla da yaşamı cehennemleştiriyor.
Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya (Gazze, Suriye, Venezuela, İran), Trump’ın ve İsrail’in son dönemdeki savaş hamlelerini düşündüğümüzde bu haydutlaşmış kapitalist talan düzeni bağlamında değerlendirilmelidir.
Sınıfsız Sömürüsüz Bir Dünya İçin
Kapitalistlerin, emperyalist savaşları yoğunlaştırdığı, “faşistleşmiş imparatorluk” arzulu iktidarlarıyla emeği, sınıfı, köleci/vahşi sömürü anlayışıyla, kendi sermaye düzenlerine tabi kılmaya çalıştıkları böylesi bir dönemde, burjuva düzenine karşı işçiler ve anti kapitalist dinamikler için 1 Mayıs Mücadele ve Dayanışma Günü daha da önem kazanıyor.
1 Mayıs 2026, 1886’nın 1 Mayıs ruhuyla bütünleşerek dünyayı değiştirme, özgürleştirme yolunda önemli bir dönemeç; işçi sınıfının kendi mekânı ve zamanını kapitalistlerden koparıp aldığı bir “çağ dönümü” manivelası olma olanaklarını içinde taşıyor.
Dipnotlar:
1 3 Mayıs 1886’da tarım aletleri üretilen McCormick’e ait bir fabrikadan atılan ve grevde olan işçiler miting yaparak, patronun grev kırıcılarını kullanmasını protesto etmek için fabrikaya doğru yürüyüşe geçti. Grevci işçilere ateş açan polis, 4 işçinin ölmesine neden oldu. Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda miting düzenlendi. Miting dağılırken, kürsünün önüne bir bomba atıldı. Patlayan bomba nedeniyle 7 polis öldü. Yüzlerce işçi asılsız ithamlarla tutuklandı. Eylemler öncesinde basın tarafından hedef haline getirilen işçi önderlerinden Albert R. Parsons, August Spies, Adolph Fischer, George Engel tutuklandı ve göstermelik bir yargılamanın ardından, 11 Kasım 1887’de idam edildiler. Tarihte bu olay Haymarket Komplosu olarak anıldı.


