Küresel sermayenin krizlerini aşmak ve sömürü düzenini kalıcılaştırmak için Orta Doğu’yu bir kan gölüne çeviren emperyalist güçler, yürüttükleri savaşı meşrulaştırmak adına dini motifleri pervasızca kullanıyor. ABD ve İsrail kanlı ittifakı, kendi çıkarlarını ve hegemonya arayışlarını kutsal metinlerin arkasına saklayarak kitleleri manipüle etmeye çalışıyor. Bu kanlı cepheleşmede ezilen halkların tarihsel direnişi, adeta Davut’un devasa ve zalim Golyat’a karşı verdiği asimetrik mücadeleyi andırıyor. Savaşın tarafları, kendi tabanını konsolide etmek ve askeri şiddeti kutsamak için derin köklere ve dini motivasyonlara başvuruyor. Füzelerine ve ateşleme sistemlerine Fettah-1, Hayber Şiken, Hürremşehr-4, Gadr ve Zülfikar gibi isimler koyan İran’ı ise Hz. Ali ve Hz. Hüseyin’den devraldığı mazlumun zalime karşı direnişi felsefesi bir araya getiriyor.
İsrail’in “Amalek” Anlatısı
Siyonist rejim, Filistin’de ve İran’a yönelik saldırılarında sergilediği soykırımcı pratikleri, Tevrat’ta yer alan arkaik “Amalek” anlatısı üzerinden temellendiriyor. Yahudi inancında Amalek, İsrailoğullarının ebedi ve uzlaşmaz düşmanını temsil ediyor. Bu düşmanın kökünün kazınmasını dini bir emre bağlıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, askerlerine açıkça bu dini metinleri hatırlatarak, kadın, erkek, çocuk veya hayvan ayırt etmeksizin tüm düşman unsurlarının yok edilmesi çağrısında bulunuyor. Siyonizm, bu dini referansları kullanarak Nil’den Fırat’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada Büyük İsrail’i kurmayı ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alana Üçüncü Tapınak’ı inşa etmeyi hedefliyor. Emperyalist yayılmacılık, bu sayede sömürgeci şiddetini ilahi bir buyruk maskesi altına gizlemeye çalışıyor. Savaşta çocukların dahi bilerek öldürülmesini meşrulaştırıyor.

Evangelistlerin Armageddon İttifakı
İsrail’in bölgedeki en büyük hamisi olan ABD emperyalizmi, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren politikalarını ülkedeki Evangelist Hristiyanların kıyamet teolojisiyle bütünleştiriyor. ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimi, Siyonizm ile Evangelistlerin ittifakına dayanarak İran’a yönelik saldırıları, İsa Mesih’in yeryüzüne dönüşünü müjdeleyen “Armageddon” savaşının bir başlangıcı olarak kurguluyor. Beyaz Saray’da düzenlenen dini ayinlerde, İran ve müttefikleri “Deccal” ordusu olarak kodlanıyor. Megiddo Dağı’nda yaşanacağı kehanet edilen bu son savaş için Amerikan halkı ideolojik olarak seferber edilmek isteniyor. Evanjelik inanışa göre, İsrail’in askeri zaferleri ve Orta Doğu’da yaşanacak büyük bir yıkım, Mesih’in gelişini hızlandıracak ilahi bir planın parçası. Amerikan sermayesi ve devlet aklı, küresel sömürü ağlarını korumak için giriştikleri bu barbarlığı kutsal bir savaş gibi sunarak kendi tarihsel suçlarının ve sömürgeci niyetlerinin üzerini örtüyor.
Kerbela ve Zalime Karşı Tarihsel Direniş
Emperyalist ve Siyonist bloğun karşısında yer alan İran’ın ideolojik direniş gücü ise, tarihsel Şii kimliğinden ve haksızlığa uğramışlık duygusundan besleniyor. Bu kimliğin merkezinde, İmam Hüseyin’in Kerbela’da zalim Yezid’in ordusuna karşı sergilediği boyun eğmez duruş ve isyan ahlakı bulunuyor. Şii inancına göre, ölümün mutlak olduğu bir düzende zalime boyun eğmektense direnerek ölmeyi seçmek, ulaşılabilecek en yüce mertebe olarak kabul ediliyor. Günümüzde İran halkı ve devleti, ABD ve İsrail’i günümüzün tağutları ve zalimleri olarak tanımlıyor. Onlara karşı verilen mücadeleyi ise İmam Hüseyin’in hak mücadelesinin tarihsel bir devamı olarak görüyor. Bu feda kültürü ve haksızlığa karşı isyan etme bilinci, İran’ın emperyalist saldırılar karşısında çözülmesini engelleyen en güçlü manevi zırh olarak kabul ediliyor. Bu kanlı savaş, Şii kitleler için yalnızca bir toprak savunması değil, güce ve emperyalist tahakküme dayalı sisteme karşı evrensel adaletin savunulması anlamına geliyor.
Emperyalist Beklentilerin Çöküşü ve Yaptırımların Direnişe Dönüşmesi
Epstein koalisyonu, sahip olduğu muazzam teknolojik ve askeri üstünlüğe dayanarak İran’ı kısa sürede çökertebileceği hesapları sahada kendisini göstermedi. İran, kendisine dayatılan ağır ekonomik yaptırımlara ve uluslararası kuşatmalara rağmen, emperyalist beklentilerin aksine son derece dayanıklı bir direniş sergiledi. Amerikan emperyalizminin hızlı sonuç alma hayalleri suya düştü. Çatışma ABD ve İsrail için giderek içinden çıkılmaz bir yıpratma savaşına dönüştü. İran, asimetrik savaş taktikleriyle, dağlık coğrafyasının avantajlarıyla ve Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji hatlarındaki caydırıcılığıyla, savaşın ağır maliyetini saldırgan güçlerin omuzlarına yıkmayı başarmış gibi gözüküyor. Davut’un Golyat’ı alt ettiği efsanede olduğu gibi, İran’ın direnci, devasa savaş makinelerine sahip emperyalist devleri giderek çaresizliğe sürükledi. Empertalist güçler İran’a savaş baltalarıyla girdi ancak oradan çıkmayı nasıl başaracaklar ilerleyen günlerde göreceğiz.

