Yıllara yayılan ve çözüm yerine sürekli sıkıştırılarak ertelenen krizler büyüdüler ve iktidarın şimdi bu krizleri çözmekte yeterli kapasiteye sahip olmadığı iyice anlaşılıyor. Dar devlet merkezine kısa iple bağlı olan iktidar ve muhalefet, devlet sınıflarının kısa ipinin elverdiği ölçüde hareket edebiliyor, daha fazlasını gerçekleştirmekten aciz bir şekilde debelenip duruyor. Yalnızca iktidardakiler değil, muhalefeti elinde tutan İYİ Parti, CHP, DEVA ve Gelecek Partisi de iktidarla birlikte aynı argümanları, aynı yaklaşımları, aynı çözümleri öneriyor. CHP her seferinde tarihsel misyonunu oynarken, yeni kurulan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ile İBB koltuğuna oturan ama gözü daha da yukarılarda olan İmamoğlu neo-AKP görüntüsünden başka bir profil çizemiyor. Sahneye çıkar çıkmaz ilk söylemleri devletin kutsanması ve devlet adına geçmişte kabarık suçlar işleyenlere bolca rahmet dilemek olan bu yeni(!) figürler düzenin bir bütün olarak tıkandığının açık bir itirafı değil midir? Restorasyonun biçimi ve özü Haklarını yemeyelim. Zaman zaman biçim itibariyle kitlelerin kimi özgürlükçü taleplerine cevap üreten süslü reklam kampanyaları ile bir görüntü vermeye çalışıyorlar. “Hangi davanın savunucusu olursanız olun, bunu özgürlüğün diliyle pazarlamak zorundasınız” demiş zamanında bir Amerikalı senatör. AKP devri uzatmaları oynarken, kitleleri saran bunalım havasını fırsat bilen Babacan, İmamoğlu, Davutoğlu gibi sermayenin yeni aktörleri (ne kadar yeni oldukları tartışılır) bu taktiği kimi zaman kullanıyorlar. Ama biçim ve öz arasındaki fark çok bariz ve “öz” gizlenemeyecek kadar ortada. Partiyi kurar kurmaz, eli kanlı ve mezhepçi, Sivas katliamı faillerinin savunucusu eski bakan Şevket Kazan’a rahmet okuyan Babacan, yine sicili oldukça kabarık Muhsin Yazıcıoğlu’na methiyeler dizen Ekrem İmamoğlu, “HDP terörle arasında mesafe koyarsa bizim için sıradan bir partidir” diyerek HDP’ye hangi koşullarda siyasi parti muamelesi yapabileceğinin şartını koyan Davutoğlu… Hep aynı nakarat, anlat, anlat… İktidarı saran panik Normalde toplumsal birer şova dönüştürülen asker cenazelerinin bu seferki definlerinde gözlemlenen “olağanüstü hassasiyet”, kitlelerden ne kadar korkulduğunun bir göstergesi. Milliyetçi hezeyanı bile sağlayamadıkları açıkça görülüyor. Asker cenazelerinin savaş karşıtı birer eyleme dönüşmesinden bile çekindiler. […]