Tür

Korona – Covid 19 ile Yaşam

Covid 19 bize, yeni toplum biçimlerini,  doğa ile birlikte barış içinde yaşamayı, dayanışma temelinde olan yeni sistemlere doğru gidişin çekirdek yapılarını kurmaya  şimdiden başlamak zorunluluğunu bir kez daha gösterdi.   Her sabah koronayla uyanıp, koronayla yatıyorum. Sanki bir  film seyreder gibi…

Rutinin Çöküşü: Jeanne Diealman

El Yazmaları’nın notu: 8 Mart Dünya Kadınlar günü dolayısıyla çeşitli yazı, röportaj ve çevirilerden oluşan ve Mart ayı boyunca devam edecek olan bir dosya hazırladık. Bu dosya kapsamında Gamze Özkök’ün “Rutinin Çöküşü: Jeanne Diealman” yazısını, siz sevgili  okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. “Evlenmek gibi hissetmiyordum,…

Geçmişten Günümüze Toplumsal Yeniden Üretim

El Yazmaları’nın notu: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle hazırladığımız dosya çerçevesinde yazarımız Arzu Küçük’ün yeniden üretimi geçmişten günümüze dek incelediği yazısını okurlarımızın ilgisine sunuyoruz. Patriyarka, dünyada yaşayan insanları doğumdan itibaren şekillendiren ve onları cinsiyetlerine göre kategorize ederek, emek süreçlerini,…

Diyalektik Bir Feminizm İçin Geçmiş Deneyimlere Odaklanmak: 1917 Ekim Devrimi, Rabotnitsa, Jenotyel

El Yazmaları’nın notu: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle hazırladığımız dosya çerçevesinde yazarımız Perihan Koca’nın 1917 Devrimi sürecinde ve sonrasındaki kadın mücadelesini incelediği yazısını okurlarımızın ilgisine sunuyoruz. Teoride ve pratikte, farklı uçlara savrulmaya meyyal ikilikleri aşmak için diyalektik bir feminizme…

Sınırlar Ötesi Virüs: Covid-19

El Yazmaları’nın notu: Korona virüsünün belirtileri ve olası etkileri üzerine Almanya’da yaşayan uzman doktor Nuran Sarıca’nın hazırladığı yazıyı okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. Bütün dünyaya  hızlı bir şekilde yayılan Corona Covid 19- CORONA  Virüsünün  (SARS COV.2) yol açtığı ve kimilerinde ağır kimilerinde…

Koronavirüs Zamanlarında İtalya’dan Mektup-Potere al Popolo

El Yazmaları’nın notu: İtalya’nın sosyalist partilerinden biri olan “İktidar Halka Partisi” (Potere al Popolo) tarafından kaleme alınan ve korona virüs sürecindeki durumu ve kendi mücadele deneyimlerini anlatan mektubu, ülkemizde solun eylem planları ve krize müdahale olanaklarına yönelik tartışmalara katkı sunacağı…

Geçmişteki Gelecek: 1871 Paris Komünü

“Bütün iyi yurttaşlar ayağa! Barikatlara koşun! Düşman şehrin duvarlarındadır! Cumhuriyet için, Komün için, Hürriyet için ileri! Silah başına!” Milli Selamet Komitesi 22 Mayıs 1871 18 Mart 1871’de Paris Komünü ilan edildi. Komün dünya tarihinin ilk proleter devrimiydi. 72 gün süren…

16 Mart ve 78’liler

El Yazmaları’nın notu:  Beyazıt Katliamı’nın 42. yıldönümünde, katliamdan yaralı olarak kurtulan yazarımız Oğuzhan Kayserilioğlu’nun döneme ve katliama ilişkin tanıklığını içeren yazısını okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. O zamanlar öyle yapıyorlardı. Askeri mantık gereği olsa gerek. ”Önce merkezi işgal edeceksin. Ve oradan aldığın güçle…

Korona Virüsü Zamanlarında Emek-Maurizio Coppola

 El Yazmaları’nın notu: Korona virüs yayılmaya devam ediyor. Çin’den sonra en yüksek ölüm sayısının yaşandığı ve ölüm oranlarında birinci sırada yer alan İtalya’da hükümet tedbir adı altında bir dizi kararnameler yayınladı. Bu kararnameler, görüldüğü kadarıyla halk sağlığının korunmasından ziyade sermayenin…

Gelmekte olan

Yıllara yayılan ve çözüm yerine sürekli sıkıştırılarak ertelenen krizler büyüdüler ve iktidarın şimdi bu krizleri çözmekte yeterli kapasiteye sahip olmadığı iyice anlaşılıyor. Dar devlet merkezine kısa iple bağlı olan iktidar ve muhalefet, devlet sınıflarının kısa ipinin elverdiği ölçüde hareket edebiliyor, daha fazlasını gerçekleştirmekten aciz bir şekilde debelenip duruyor. Yalnızca iktidardakiler değil, muhalefeti elinde tutan İYİ Parti, CHP, DEVA ve Gelecek Partisi de iktidarla birlikte aynı argümanları, aynı yaklaşımları, aynı çözümleri öneriyor. CHP her seferinde tarihsel misyonunu oynarken, yeni kurulan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ile İBB koltuğuna oturan ama gözü daha da yukarılarda olan İmamoğlu neo-AKP görüntüsünden başka bir profil çizemiyor. Sahneye çıkar çıkmaz ilk söylemleri devletin kutsanması ve devlet adına geçmişte kabarık suçlar işleyenlere bolca rahmet dilemek olan bu yeni(!) figürler düzenin bir bütün olarak tıkandığının açık bir itirafı değil midir? Restorasyonun biçimi ve özü Haklarını yemeyelim. Zaman zaman biçim itibariyle kitlelerin kimi özgürlükçü taleplerine cevap üreten süslü reklam kampanyaları ile bir görüntü vermeye çalışıyorlar. “Hangi davanın savunucusu olursanız olun, bunu özgürlüğün diliyle pazarlamak zorundasınız” demiş zamanında bir Amerikalı senatör. AKP devri uzatmaları oynarken, kitleleri saran bunalım havasını fırsat bilen Babacan, İmamoğlu, Davutoğlu gibi sermayenin yeni aktörleri (ne kadar yeni oldukları tartışılır) bu taktiği kimi zaman kullanıyorlar.  Ama biçim ve öz arasındaki fark çok bariz ve “öz” gizlenemeyecek kadar ortada. Partiyi kurar kurmaz, eli kanlı ve mezhepçi, Sivas katliamı faillerinin savunucusu eski bakan Şevket Kazan’a rahmet okuyan Babacan, yine sicili oldukça kabarık Muhsin Yazıcıoğlu’na methiyeler dizen Ekrem İmamoğlu, “HDP terörle arasında mesafe koyarsa bizim için sıradan bir partidir” diyerek HDP’ye hangi koşullarda siyasi parti muamelesi yapabileceğinin şartını koyan Davutoğlu… Hep aynı nakarat, anlat, anlat… İktidarı saran panik Normalde toplumsal birer şova dönüştürülen asker cenazelerinin bu seferki definlerinde gözlemlenen “olağanüstü hassasiyet”, kitlelerden ne kadar korkulduğunun bir göstergesi. Milliyetçi hezeyanı bile sağlayamadıkları açıkça görülüyor. Asker cenazelerinin savaş karşıtı birer eyleme dönüşmesinden bile çekindiler. […]

İktidar çoklu kriz öteliyor

2018 yılında Türkiye’nin içine girdiği döviz krizi, Arjantin’in yaşadığı borç kriziyle birlikte küresel krizin üçüncü fazını işaretledi. Kriz böylece periferiye yansımış oldu. Kırılgan 5’li ya da kırılgan 8’li diye tanımlanan ülkelerin (Arjantin ve Türkiye bu kategorinin içinde yer alıyor) ya da ikinci kuşak kapitalist ülkelerin, krizin bu fazından şiddetle etkilenmesi yüksek olasılıktır. Arjantin’de IMF’yle yapılan stand-by anlaşması sonucunda borç çevriminin kırılması engellendi. Sosyal yıkım programları devreye sokuldu. Uygulanan ultra neo-liberal politikalar devlet başkanı M. Macri seçimleri farkla kaybetmesine yol açtı. Sol Peronist Alberto Fernandez yeni devlet başkanı seçildi. Bu durum yıkıcı neo-liberal programlardan sonra halkçı ve yeni kalkınmacılık diye tanımlanan programların devreye sokulması, ardından neo-liberal programlara yeniden geçilmesi anlamına gelen Arjantin Sarkacı diye tanımlanan duruma uygun bir gelişmeydi. Çöküş sarmalı 2018 yılında döviz kriziyle sarsılan Türkiye ekonomisi hızlı bir ekonomik çöküş sarmalı içine girdi. Çoklu krizi tetikleyecek bu gelişmeler kendini en net Türkiye kapitalizminin taşıyıcı sektörü olarak öne çıkarılan, emlak ve inşaat sektöründe gösterdi. Siyasal iktidarın organik sermayesini oluşturan kesimleri bünyesinde taşıyan sektör (ayrıca savaş ve askeri sanayi kompleksi bu fraksiyona eklenebilir) ve sektörün öne çıkmış şirketleri iflaslarını açıkladı ya da konkordato ilan etti. Aynı süreçte farklı sektörlerde bir dizi şirket iflasları yaşandı. İşsizlik ve enflasyon kritik eşiklere ulaştı. Ekonominin ani durma noktasına geldiği aşamada, senkronize bir kriz sarmalının nesnel zeminleri doğdu. Döviz krizinin tetiklediği emlak krizi ve bankacılık krizi 2019 yılının en temel riski olarak kendini hissettirdi. Ayrıca bu gelişmeler borç çevrimini kıracak mahiyetteydi. Ve durum siyasal iktidara Arjantin’in izlediği yoldan başka çare bırakmayacaktı. Suriye merkezli jeopolitik gelişmeler ve gerilimler bu olasılığı artırıyordu. Parasal genişleme 2019 yılının içinde dünya ekonomisinde yaşanan konjonktürel gelişmelere bağlı olarak yaşanan parasal genişleme süreci ve uygulamaya sokulan “yeni” ekonomik program bu risklerin bir müddet ertelenmesine yol açtı. FED’in parasal genişleme politikası ve Avrupa Merkez Bankası’nın izlediği sıfır faiz politikası, ekonomide görülen yüksek sıkışmayı rahatlatıcı […]

Kadınlar bekçi istemiyor

AKP/Erdoğan iktidarı, içinde bulunduğu krizleri aşmak ve faşizmi kurumsallaştırmak için hem içerde hem de dışarıda bir savaş politikası yürütmektedir. Yeni bir toplum dizayn etmeye çalışan iktidar, korku ve denetleme aygıtlarını mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmaya çalışıyor. Bu kapsamda uygulamaya konulan bekçilik sisteminin amacı; Erdoğan iktidarının selameti için güçlendirilen baskı mekanizmalarının önemli bir kolu olarak, güvenlik güçlerinin yeteri kadar giremediği tüm alanlara nüfuz etmeyi sağlayabilmektir. Geçtiğimiz günlerde bekçilere; vatandaşlara kimlik sorabilme yetkisi ile üst arama, silah ve zor kullanma gibi yeni yetkiler tanıyan yasa kabul edildi. Söz konusu yasa toplumun tüm kesimi etkilemekle birlikte en çok kadınları endişelendiriyor. Son günlerde bekçilerle alakalı kadın tacizi haberlerini incelediğimizde bu endişenin çok da haksız olmadığını görmekteyiz. Kadınlar üzerindeki baskı artıyor AKP iktidarı, 18 yıldır kadınları tümüyle kamusal alandan dışlamaya ve eve kapatmaya yönelik kadın düşmanı politikalar dayatmaya çalışıyor. Bu bağlamda bekçilere özel yetkilerin verileceği yasa da kadınların hayatlarını katmerli bir biçimde denetleyecek, baskılayacak, engelleyecek bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Bekçilerin, oldukça güçlü bir sistem olan patriyarka içinde, kadınların yaşam alanlarında yeni bir baskı mekanizmasına tekabül edeceğini ve kadınlar için ahlak bekçileri olmaktan öteye gidemeyeceğini öngörmek zor değil. Bekçilere verilen yeni yetkiler ile birlikte, kadınların hayatları ve özgürlük alanları kısıtlanmaya devam edecektir. Toplumun yaşam alanlarına nüfuz eden bekçiler ellerine verilen yetkiyle birlikte patriyarkaya da dayanarak; gece sokakta olduğu, sevgilisiyle dolaştığı veya alkollü olduğu için kadınlara müdahale edebilecek ve hatta silah doğrultabilecektir. Erkek bekçiler tarafından kadınlar, üst aramasına tabi tutulabilecek hatta alıkonulabilecek. Var olan tüm bu yetkiler ve uygulamalar bekçiler tarafından kadınlara yönelik tacizin hatta cinsel saldırının önünü açacaktır. Bekçiler tarafından yaşayışları “genel ahlaka” uygun görülmeyen kadınların kapıları çalınabilecektir. Bekçilere özel yetkinin verilmesi, kadınların yaşamın içerisinde var olma mücadelesini etkileyecek ve ciddi anlamda korku atmosferi yayacaktır. Bekçi değil, kadın dostu mahalleler ve kentler Kadın düşmanı bakış açısı tüm politikalarına sirayet etmiş olan iktidarın çıkardığı her […]

Kadın Özgürlük Mücadelesinde Yeni Örgütlenme Arayışları

El Yazmaları’nın notu: 8 Mart Dünya Kadınlar günü dolayısıyla çeşitli yazı, röportaj ve çevirilerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu dosya kapsamında yazarımız Meral Çınar tarafından kaleme alınan yazıyı okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. Süreklileşen ve giderek yayılan bir hareket, kendi içerisinde çokça…

Kıvılcımlı, İslam ve Marksizm-3

El Yazmaları’nın Notu: El Yazmaları yazarı Caner Malatya Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın İslâmiyet’e yönelik yaklaşımı hakkında hazırladığı yüksek lisans tezini El Yazmaları için revize etti. Daha önce yayımladığımız birinci bölümde Hikmet Kıvılcımlı’nın tarih tezinde ileri sürdüğü görüşlere, ikinci bölümde ise Hikmet Kıvılcımlı’nın dinleri ele…

“Paraside” Parazit midir?

Finalinde liberal bir mesaj veren Parazit filmini, sol söylemi olan bir film gibi gösterme çabası da filmin tanıtım lobisinin dünyadaki sol camia içinde bir parazit olmasından öte bir şey değildir. Geçtiğimiz günlerde sinemanın en prestijli ödüllerinden biri olan Akademi Ödülleri…

Sağlıklı Toplum ve “Genetik Faşizm”?

Nihâyetinde ırkçı-faşist bireylerin düşünceleri, egemen sınıfların düşüncelerinin iz düşümüdür. Eylemleri ise, sınıf tahakkümünün sürdürülebilirliğini sağlamak için yürütülen demagojik söylem ve propagandanın yarattığı bir sonuçtur. Rosa Luxemburg bir makalesinde “bazı cesetler trombonlardan daha sesli çığlık atarlar” mealinde bir metafor kullanmıştı. Bunca…