Pınar Karataş: “Suçu” Bir Çocuğun Psikolojisine Atfetmek Pek Çok Önlenebilir Durumu da Göz Ardı Etmektir 

Elyazmaları’nın Notu: Çocuk hakları ya da eğitim alanında mücadele edenler açısından “okul saldırıları” yeni değil belki ama son bir yılda katlanarak artması pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Neden oluyor, nasıl engellenebilir, münferit mi yoksa toplumsal ve çok boyutlu mu, “psikolojik mi sosyolojik mi?”… Tüm bu soruların yanıtlarını birlikte arayıp tartışacağımız bir röportajlar dizisi hazırladık. 

İkinci röportajımızı Uzman Gelişim Psikoloğu Pınar Karataş ile yaptık. Okurlarımızın ilgisine sunuyoruz…

Öncelikle seni tanıyabilir miyiz? Pınar Karataş kimdir?

Pınar Karataş, bir psikolog gelişim psikoloğu, doktora öğrencisi, araştırmacı ve çocuk hakları için çocuklarla birlikte çalışmalar yürüten, meraklı, çabuk yorulmayan birisi. Aynı zamanda Her Yer Çocuk gönüllüsü. 

Okul saldırılarında, hep “saldırıyı gerçekleştiren” kişinin yaşantısı, psikolojisi, aile ilişkileri vb konular ele alınıyor. Peki sence okul saldırılarını psikolojik açıdan değerlendirecek olsak nereden başlamak gerekir?

Okul saldırıları söz konusu olduğunda ilk önce bu eylemi gerçekleştiren kişinin bireysel psikolojik özelliklerine gönderme yapmak neredeyse refleks haline gelmiş bir hareket. Bu tarz haberleri aldığımızda hemen mağdurlarla empati kurup faile hiç benzemediğimizi düşünürüz. Bu sebeple failin psikolojik bireysel özelliklerini düşünüp kendimizde veya kendi çocuğumuzda olmadığına kanaat getiririz. Boşanmış bir çiftin çocuğu olmak, göçmen olmak, azınlık bir gruba dahil olmak, aile içi şiddete maruz kalmış olmak, psikiyatrik tanı almış olmak bütün bu ve benzeri özellikler suça sürüklenmiş bir çocukta olduğunda suçluya uygun bir profil bulmuş oluyoruz ve bu profiller bizde yoksa biz ve onlar arasında bir ayrım oluşturup bir gün o çocuk ya da ailesi yerinde olmayacağımıza kesin kendimizi inandırırız. İşe failin ailevi kişisel psikolojik durumunu incelemekle başlarsak önyargısız tarafsız bir değerlendirmeden çok uzaklaşmışız oluruz. 

Okul saldırılarının psikolojik yanını düşünürken ve incelerken çocuğu bu aşamaya getiren çevresel, sosyal süreçlerin incelenmesi gerekir. “Suçu” bir çocuğun psikolojik yapısına atfetmek pek çok önlenebilir durumu da göz ardı etmektir. Bunun da yanında psikolojik süreçlerin de bireysellikten öte olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. 

Bir çocuğu “saldırgan” haline getiren sistemin incelenmesi gereklidir. Çocuk veya ergen bu patlama noktasına nasıl geldi? Hangi psikolojik, sosyal, çevresel, ekonomik, ilişkisel ihtiyaçları fark edilmedi ve karşılanmadı? Buralara dikkatimizi vermeliyiz. 

Bir diğer nokta da çocukların gördükleri şeyi tekrar etmesi ve içinde bulundukları toplumu ve koşulları yeniden üretmeleri. Bugün ülkemizde bir çocuk hangi toplumsallıkta kendine yer buluyor? Televizyonu açtığında, mahalleye çıktığında, okulda, evde, yetişkinlerin, çocukların sohbetinde çocuklar neye maruz kalıyorsa çoğunlukla onu yeniden üretiyorlar. Dolayısıyla mesele psikoloji ise bile, psikolojik bir dönüşüm de toplumsallıktan bağımsız yapılamaz.

Okul saldırılarını bireysel psikoloji üzerinden açıklamak, suçla ilişkilenmiş çocuğu/genci  bu sürece getiren toplumsal koşulları görünmez kılıyor diye belirttin. Bu noktada çocukların ruh sağlığını koruma sorumluluğu yalnızca aileye bırakılıyor, kamusal sorumluluklar göz ardı ediliyor. Şiddet olaylarının ardındaki kamusal ve toplumsal gereklilikler neler?

Ebeveynler ile çeşitli çalışmalar yapıyoruz ve gittiğimiz her mahallede ebeveynler benzer görüşleri sunuyor bize: herkes kendi çocuğuna sahip çıksın ve doğru davranışları öğretsin. Ebeveynler de çocuk yetiştirme sorumluluğunun sadece ebeveynlerde olduğunu düşünüyor. Halbuki bu süreç çok daha kapsamlı. Bir çocuğun gelişiminden kamusal, toplumsal yapılar birinci elden sorumludur. 

Bir çocuk şiddet eğilimli büyüyorsa bunu sadece ailesi yapıyor ya da ailesi onu durduruyor olamaz. Çocuğun işlediği varsayılan bir suçu aynı zamanda aile işlemiş gibi muamele etmek, bütün sorumluluğu aileye atmak, kamusal toplumsal sorumluluktan kaçmaktır. Çocuğun gelişiminde toplumun ve kamunun sorumluluğunu savunmak demek de suçu sorumlu birimlerle paylaşmak demektir. 

Bir çocuğun suça sürüklenmesi ve yaptığı saldırı önlenebilir, bu mümkün. Önlemek toplumsal ve kamusal bir görevdir. Okullardaki, mahallelerdeki destek ağlarını arttırmak bir kamu görevidir. 

Örneğin okula giden bir çocuk günün büyük bölümünde vaktini okulda geçiriyor çocuğun olumsuz davranışlar sergilediğini, sergilemeye başladığını okuldaki öğretmenlerin, idarecilerin, psikologların, psikolojik danışmanların ve sosyal hizmet uzmanlarının fark etmesi gerekir. Bu cümlede bazı absürdlükler fark etmiş olabilirsiniz çünkü Türkiye’de devlet okullarında psikolog ve sosyal hizmet uzmanları yok. Var olan psikolojik danışmanlara da çok fazla öğrencinin sorumluluğu ve idari görevler veriliyor. 

Çocuk güvenliği, gelişimi, sağlığı, takibi alanında uzman kişilerin çocuklarla birebir teması kamusal bir yükümlülüktür.  Şiddet olaylarının son bulması önleme politikalarının gündeme gelmesi ve uygulamalarıyla olur. Bugün izlediğimiz, haberlerde okuduğumuz ya da şahit olduğumuz pek çok şiddet olayı yalnızca sonuçlar; oysa o sonuca gelmeden önlenebilir. Çocuğun gelişimini, sosyal çevresini, imkanlarını izlemek ve desteklemek; olumlu yönde değiştirmek, şiddet meydana gelmeden şiddeti önlemeyi sağlar. Bütün bunlar da açıkça görüldüğü üzere sadece bir ailede, bir evde yapılabilecek şeyler değildir. 

Medyada okul saldırılarıyla ilgili görüntüler sürekli tekrar ediyor, sansasyonel başlıklarla saldırıyı yapan kişi merkezli içerikler durmadan karşımıza çıkıyor. Çocuklar da bu içeriklere maruz bırakılıyor. Bu durum çocuklarda ve toplumda nasıl bir etki yaratıyor?

Her şeyden önce bir şeye sürekli maruz kalmak bizi o şeye “alışık” hale getiriyor. Bu da duyarsızlaşmayı beraberinde getirebiliyor. Şiddet içerikli videolar görseller çok dikkat çekici, vicdanımızı sızlatan mağdura “vah, tüh” diyebildiğimiz, ortak bir acı paylaştığımız bir alan yaratıyor gibi görünüyor. Fakat burada “mağdura acımanın” kimsenin faydasına olmadığını belirtmek isterim. 

Şiddetin açıkça gösterildiği, saldırıyı gerçekleştirenin  de hedef alındığı haber ve medya içerikleri çok tıklanıyor, hafızalarda fazlasıyla yer ediyor. Bunun her yaş grubu için psikolojik zararları söz konusudur. Bu içeriklere maruz kalan kişiler kendilerini güvensiz, tehdit edilmiş hissederler. Sürekli vicdanları sızlatacak, olayın mağdurlarına acıyan saldırıyı gerçekleştirene de  kin güden bir ruh halinde olmanın kimseye bir faydası yoktur. Ama belli ki medyanın da bu yönde bir tercihi var. 

Buradaki konu kişileri haber alma hakkından uzaklaştırmak, sanki toplumda hiçbir şiddet olayı yaşanmıyormuş gibi toz pembe bir dünya çizmek değildir elbette. Aksine gündemi takip etmek, ne olduğunu, neden olduğunu bir neden sonuç ilişkisi ile anlamak bilişsel olarak güçlendirici olabilir, kişilerin doğru aksiyon almasına yardımcı olur. Fakat okulda gerçekleşen bir kavgada bir grup çocuğun daha “güçsüz” görünen bir diğer öğrenciye şiddet uyguladığını tekrar eden görüntüler haber alma ihtiyacından başka bir şeye hizmet etmektedir. 

Çocuklar açısından da durum benzerdir. Çocukların da haber alma, haberleşme hakkı var. Özellikle okullara yapılan saldırılar birinci elden onları ilgilendiriyor. Bu haberleri çocuklardan gizlemek mümkün ve gerekli değil. Ancak çocukların açık şiddet görüntülerine şahit olması onların yararına bir durum değildir, gerekenden fazla bir korku ve kaygı duymalarına sebep olur. Aksi haldeyse artık bu görseller rahatsız edici bile gelmiyorsa şiddetin aramızda kanıksandığını düşündürür bu bana. Bunun yanında şiddete maruz kalan zor durumda kalan/bırakılan çocukların videolarının görüntülerinin bütün televizyon kanallarında sosyal medya ağlarında, telefon mesajlarında dolaşması ciddi bir hak ihlalidir. 

Bunun yanında bir de mesajlaşma kanallarında gezen sahte haberler var bütün bunlar da ebeveynleri ve çocukları strese, korkuya, endişeye sürüklüyor. 

Okul saldırılarından sonra da mahallelerde çalışmalarımıza çocuklarla ve ebeveynlerle buluşmalara devam ediyoruz, bu gibi olaylardan sonra mahallelerde bir korku hali hakim oluyor. 

Maraş ve Antep’te yaşanan okul saldırılarının ardında İstanbul’daki çocuklardan şöyle şeyleri sıklıkla duydum: “Biliyor musun, bir okul saldırı listesi varmış annemin WhatsApp grubuna geldi, listede bizim okul da varmış. Bizim okula saldıracaklarmış. Sence yaparlar mı?” Böyle bir soruya verilecek doğru bir cevap yok. Yapılabilecek şey çocuğun kaygısı korkusu üzerine konuşmak ve böyle mesajlara pek itibar edilmeyeceğini anlatmak, hem çocuğa hem ebeveyne. Hem haberlerde şiddet içereklerinin sürekli yayınlanması hem de yalan haberlerin sirkülasyonda olması başlı başına korku atmosferini yaratmaya yetiyor. 

Yaşanan saldırıların ardından okullarda polislerin görevlendirilmesi, girişlerde x-ray cihazlarıyla arama yapılması ya da daha da uç bir fikir olan uzaktan eğitim gibi durumlar tartışılıyor. Bu önlemler çocukları nasıl etkiler? Yaşanan şiddet olaylarına çözüm sunar mı?

Okul bir çocuk için sadece ders görüp ayrılacağı, bazı işlemleri, bazı teorileri öğreneceği sonra büyüdüğünde iş hayatında kullanacağı bir yer değildir. Bugün okul çocukların hayatında büyük bir yer kaplıyor, günlerinin üçte birini okullarda geçiriyorlar. Bu zaman ve alan çocuk gelişiminin önemli bir yerini kapsıyor. Bu bilgilerden yola çıkarak soruya cevap vermek istiyorum. 

Okul çocuğun akranları ile sosyalleştiği, toplumsal sosyal yaşantıyı, paylaşmayı öğrendiği, akademik sınırlarını keşfettiği, denediği, yanıldığı, oynadığı, eğlendiği, kendini gerçekleştirdiği bir yer olmalı. Ancak bu şekilde nitelikli bir gelişimsel ortamdan bahsedilebilir. Her çocuğun barışçıl, güvenli, bilimsel bir ortamda eğitim alma hakkı var. 

Artan okul saldırıları ve okullardaki şiddet olayları ile bu ortamın ancak okullarda güvenlik önlemlerini arttırarak sağlanabileceği gibi bir görüş hakim. 

“Okulun kapısına polis koyarsak, x-ray cihazı koyarsak artık okulda şiddet olmaz, öğrenciler okula kesici delici zarar verici aletler getiremez.” deniyor Öyle mi acaba? Gerçekten öyle mi? 

Dünyadaki örneklerine baktığımızda okullarda fiziki güvenlik önlemlerini arttırmanın şiddeti azalttığına dair bir veriye ulaşmak mümkün değil. Aksine bu gibi kısıtlayıcı güvenlik önlemlerinin varlığı güvensiz bir ortamda bulunma hissini arttırıp şiddeti bir şekilde tetikleyebilir. Okulların önüne ek güvenlik önlemleri koyup küçük çocukların ve gençlerin sırt çantalarının, beslenme çantalarının arandığı, güvenlik güçlerinin baskının her an okullarda hissedildiği bir ortamın barışçıl ve güven hissi veren bir yer olmadığını gözümüzde kolayca canlandırabiliriz. Barışçıl, şiddetsiz toplumların ve okulların baskıyla oluşması mümkün değildir. 

Okul güvenliği için kolluk kuvvetlerinin görevlendirilmesi yerine okulda psikolojik danışmanların, sosyal hizmet uzmanlarının, psikologların ve ilgili uzmanların görevlendirilmesi istenen etkiyi yaratmaya hizmet edecektir. 

Diğer soru ise uzaktan eğitim… Pandemi döneminde zorunlu olarak  deneyimlediğimiz bir şey oldu uzaktan eğitim. Bu dönemde çocukların sosyalleşmekten, toplumsallaşmaktan, okul ortamından, öğretmenlerinden uzak kaldığını gözlemledik. Bu gibi bir sürecin süresiz şekilde uygulamaya girmesine bütün alanlardan karşı çıkmalıyız. Çocukların güvenliğini onları eve hapsettiğimizde sağlayamayız. Çocukların okullarda, parklarda, sokaklarda diğer çocuklarla bir arada olmaları kendini ve sınırlarını başkalarının varlığında keşfetmeleri gelişimlerinin kaçınılmaz bir unsurudur. Bugün her ne kadar uzaktan eğitim sistemleri, sanal öğretmenler, öğretici eğitici uygulamalar çok gelişmiş olsa da yapılan bilimsel çalışmalar çocukların öğrenme sürecinde sosyal etkileşimin önemini ortaya koymaktadır. Çocuklar etkileşim ile öğrenirler, bu etkileşimin ekranlar karşısında kurulması mümkün değildir. 

Uzaktan eğitim çocuğun toplumsallaşma, eğitim alma, oyun oynama, sosyalleşme haklarına karşı bir duruş anlamına gelmektedir. Eğitimin tamamen uzaktan hale gelmesi, çocukları korumak adı altında  onları evlere hapsetmek; karşı durmamız gereken bir şey. Güvenli okul, güvenli mahalle talebimizde  ısrarcı olmak çocukların sağlıklı gelişimi için yapmamız gereken bir şey.

Cevapların için teşekkürler.