Okullarda Cuma Namazına Uygun Mescit Talimatı​

İstanbul Valiliğinin 39 ilçe Kaymakamlığına gönderdiği “mescit talimatıyla” eğitimin dinselleştirilmesine bir adım daha atıldı. 

Vali Davut Gül’ün imzasıyla yayımlanan yazıda; “yeni yapılacak okul ve eğitim kurumlarının projelerinde cuma namazı kılınmasına uygun, yeterli kapasiteye sahip mescit alanlarının planlanması istendi. Mevcut okullarda ise imkanlar doğrultusunda uygun alanların cuma mescidi olarak düzenlenmesi” talep edildi.

Eğitim kurumlarında can güvenliği sağlanamıyor 

Okullarda onca birikmiş, hayati sorunlar varken iktidar çözümü  öteliyor. Okullarda can güvenliği sağlanamazken, MESEM’ lerde çocuk işçilerin iş cinayetlerine kurban gitmesine sessiz kalınıyor. Öğrencilerin en temel beslenme ihtiyaçları karşılamaktan, hijyenik  eğitim ortamları oluşturmaktan kaçınıp “Eğitimde dinselleştirme” adımlarından medet umuluyor.

Peki bu ilk adım mı? 

Aslında daha öncede pek çok uygulama ile eğitimi bilimden uzak dinle bütünleşmiş politikalarla kuşatma adımları atılmıştı. 

AKP iktidarı döneminde, İmam Hatip Liseleri yaygınlaştırılmış, din derslerinin anasınıflarındaki çocuklara kadar zorunlu kılınarak eğitim dinselleştirilmişti. Felsefe dersleri azaltılıp “Evrim Teorisi” müfredattan kaldırılarak bilimsellikten uzak bir eğitim müfredatı hayata geçirilmişti.

Geçtiğimiz sene de Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “Kız çocuklarını okula göndermekten çekinen aileler bu durumda gerekirse sadece kız öğrencilerin gidebileceği okullar açmalıyız” diyerek karma eğitimi hedef göstermişti. Ayrıca ÇEDES Projeleri kapsamında okullara imamlar atanmış, ölü yıkama dersleri verilmişti. Birçok lise ve hatta ortaokul bu projeler için pilot okul seçildi.  

Bunların hepsi öğrencilerin bilimsel, özgürlükçü-laik eğitim hakkını gasp eden politikalardır.

İktidar, sermaye ve onun yandaşlarının ihtiyaçlarına göre şekillenen eğitim hakkı; bilimden uzak, dinle bütünleşmiş niteliksiz biçimlere sokulup öğrencilere “nitelikli eğitim” adı altında sunuluyor. 

AKP iktidarı, din adı altında halka kendi ideolojik politik görüşlerini empoze ediyor. Bu şekilde iktidar kendi ihtiyaçlarına göre yarattığı düzende herhangi bir pürüz çıkmasını engelliyor ve yaptıklarını “meşru” bir zemine yerleştiriyor.

Alınan bu karar da basit bir idari karardan  ibaret değil, İktidarın   hegemonyasını yeniden üretmek için her alana göz diktiği gibi eğitim hakkına da göz diktiğini gösteriyor.