I. Bir Depo Benzinden Fazlası
Hayat bazen öyle anlar çıkarır ki karşınıza, yaşananları yalnızca o ana bakarak anlamanız mümkün olmaz. Dışarıdan bakan biri için sıradan görünen bir olay, aslında yıllardır biriken öfkenin, yorgunluğun ve görünmezliğin dışavurumu olabilir.
Bahçeşehir Süzer Bulvarı’ndaki Shell istasyonunda yaşanan da tam olarak buydu.
O akşam meslektaşlarımızdan biri, her gün yaptığımız gibi siparişini yetiştirebilmek için yakıt almak amacıyla istasyona girdi. İlk pompaya yanaştı. Ardından üçüncü pompaya yönlendirildi. Bekledi. Dakikalar geçti. Biraz daha bekledi.
Biz zamanı dakika hesabıyla yaşamıyoruz.
Biz zamanı sipariş hesabıyla yaşıyoruz.
Beş dakika bazen bir müşterinin iptal ettiği sipariş demektir.
Beş dakika bazen sistemde performans puanının düşmesi demektir.
Beş dakika bazen günün kazancından eksilen para demektir.
İşte bu yüzden meslektaşımız görevliye gidip son derece kibar bir şekilde yalnızca şunu söyledi:
“Üzerimde sipariş var. Normalde sizi rahatsız etmem ama yakıt almam gerekiyor.”
Karşılığında duyduğu söz ise hepimizin yıllardır farklı şekillerde duyduğu cümlelerden biriydi:
“Bekle.”
Sonra…
“Bir şey olmaz.”
Ve en sonunda…
“Sana benzin yok.”
İşte o an mesele benzin olmaktan çıktı.
Çünkü aynı istasyonda başka araçlara yakıt verilmeye devam ediliyordu.
Sorun pompa değildi.
Sorun motor değildi.
Sorun yakıt değildi.
Sorun, pompanın başında bekleyen kişinin bir motokurye olmasıydı.
Biz bunu ilk kez yaşamıyoruz.
Belki ilk kez bu kadar görünür oldu.
Ama ilk değildi.
Çünkü biz yıllardır aynı bakışlarla karşılaşıyoruz.
Sitelerin girişinde…
AVM kapılarında…
Plazaların güvenlik noktalarında…
Bazı işletmelerde…
Ve şimdi de bir benzin istasyonunda.
Bizim itirazımız da tam olarak bunadır.
Biz ayrıcalık istemiyoruz.
Sadece insan yerine konulmak istiyoruz.
II. O Gün Orada Neden Toplandık?
Ertesi gün insanlar şunu sordu: Neden bu kadar büyüttünüz?
Çünkü mesele hiçbir zaman tek bir arkadaşımız değildi.
Eğer mesele yalnızca onun deposuna girecek birkaç litre benzin olsaydı, herkes cebinden para çıkarır deposunu doldururdu.
Ama mesele o değildi.
Mesele, bize “Sana benzin yok” denilebilmesiydi.
Bir işçiye, yaptığı iş nedeniyle bu cümlenin kurulabilmesiydi.
İşte bu yüzden çağrı yaptık.
Ve yalnız olmadığımızı gördük.
Yaklaşık iki yüz motosiklet geldi.
Otomobiller geldi.
Biz geldik.
Ama yalnızca biz gelmedik.
Annelerimiz geldi.
Kız kardeşlerimiz geldi.
Arkadaşlarımız geldi.
Hiç kurye olmayan ama haksızlığa sessiz kalmak istemeyen insanlar geldi.
Çünkü herkes aynı şeyi hissetmişti.
Bugün bize yapılan yarın başka bir emekçiye yapılacaktı.
Yaklaşık bir buçuk saat boyunca herkes sırayla pompaya yanaştı.
Bir litre yakıt aldı.
Ve ayrıldı.
Kimse taş atmadı.
Kimse cam kırmadı.
Kimse kavga çıkarmadı.
Çünkü bizim derdimiz olay çıkarmak değildi.
Biz toplumun dikkatini çekmek istiyorduk.
İnsanlar dönüp baksın istiyorduk.
“Ne oluyor?” diye sorsun istiyorduk.
Ve sonra cevabı duysun istiyorduk.
Bir motokuryeye yapılan ayrımcılığı…
Bir işçinin onurunun nasıl kırıldığını…
Bizim derdimiz buydu.
III. Sorun Bir İstasyon Değil, Bir Zihniyet
Ben yıllardır motorun üzerindeyim.
Yağmurun altında çalıştım.
Karda çalıştım.
Depremde çalıştım.
Pandemide çalıştım.
Bayramda çalıştım.
İnsanlar evlerinde çocuklarıyla yemek yerken biz sipariş yetiştiriyorduk.
İnsanlar dışarı çıkmaya korkarken biz sokaktaydık.
Çünkü bizim işimiz buydu.
Bugün herkes telefonundan birkaç tuşa basarak sipariş verebiliyorsa, bunun arkasında bizim emeğimiz var.
Ama ne zaman saygı konusu açılsa, en son akla gelen yine biz oluyoruz.
Lüks bir otomobil benzin istasyonuna girdiğinde herkes hizmet yarışına giriyor.
Pırıl pırıl takım elbiseli bir müşteri geldiğinde herkes güler yüz gösteriyor.
Ama biz yağmurdan ıslanmış montumuzla, sırtımızdaki çantayla istasyona girdiğimizde bazen yalnızca motorumuza bakılıyor.
Sonra da bize…
“Bekle.”
“Sonra.”
“Hadi git.”
Deniliyor.
İşte bizim mücadelemiz tam da buna karşı.
Biz motorumuzdan dolayı değil…
Emeğimizden dolayı saygı görmek istiyoruz.
Çünkü biz bu ülkenin görünmeyen yükünü taşıyoruz.
Restoranların mutfağıyla insanların sofraları arasında biz varız.
Eczanelerle hastalar arasında biz varız.
Marketlerle evler arasında biz varız.
Gece üçte de biz varız.
Sabah altıda da biz varız.
Ama görünmez olduğumuz sürece ayrımcılık büyüyor.
Bahçeşehir’de yaşanan olay bize bir şeyi daha gösterdi.
Biz yalnız değiliz.
Bir araya geldiğimizde yalnızca motorlarımız çoğalmıyor.
Sesimiz büyüyor.
Cesaretimiz büyüyor.
Ve en önemlisi, birbirimize olan inancımız büyüyor.
Belki bir benzin istasyonunda başladık.
Ama mücadelemiz yalnızca bir istasyonla sınırlı değil.
Bu mücadele, emeğin küçümsendiği her yerde devam edecek.
Çünkü biz yalnızca motokurye değiliz.
Biz işçiyiz.
Biz alın teriyle yaşayan insanlarız.
Biz çocuklarımızın geleceği için çalışanlarız.
Biz ailemizin ekmeğini motorumuzun deposundaki yakıtla kazanan insanlarız.
Bizim istediğimiz ne ayrıcalık ne imtiyaz ne de özel muamele.
Biz yalnızca insan olduğumuzun unutulmamasını istiyoruz.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, lüks otomobillerin sayısıyla değil; o ülkeyi ayakta tutan emekçilerine gösterdiği saygıyla ölçülür.
Ve biz, o saygıyı alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.


