Kadın

Medyada Kadın Kamusallığı Mücadelesi

* Yazı, TÖP İzmir Kültür Sanat Meclisi tarafından kolektif şekilde kaleme alınmıştır. TÖP İzmir Kültür Sanat Meclisi olarak Zamanımız ve Biz söyleşileri kapsamında, mart ayında Eser Köker ile “Medyada Kadın Temsilleri” üzerine söyleştik. Söyleşinin ses kaydını referans alıp konu üzerine…

Kadınların Siyasete Katılımı ve Temsili: Zengin, Yaşlı ve Beyaz (Türk-Sünni) Erkekler Kulübünde Siyasetin Tarihsel ve Güncel Kesişimi

Kadınların siyasete katılımı ve temsili, patriyarkal kapitalizme içkin ve kadınların mücadele tarihi kadar köklü bir konu. Resmî ideolojinin tarih yazımı tarihi yapan özne rolünü erkeklere verirken, tarihin öznesi olan kadınlar, siyasal ve toplumsal tüm alanlarda görünmez kılındılar. Devlet sermeye ve…

Salgın Günlerinde Patriyarka

Bugüne kadarki mücadele pratikleri ile ne kadar güçlü bir toplumsal dinamik olduğunu gösteren kadın hareketi, karantina koşullarında da mücadeleye devam edecek alanlar açıyor.  Zira salgından korunmak için alınması gereken karantina önlemleri kapsamında, kadınların birbirleriyle fiziki olarak görüşmesinin çokça sınırlandığı, kadınların…

Diyalektik Bir Feminizm İçin Geçmiş Deneyimlere Odaklanmak: 1917 Ekim Devrimi, Rabotnitsa, Jenotyel

El Yazmaları’nın notu: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle hazırladığımız dosya çerçevesinde yazarımız Perihan Koca’nın 1917 Devrimi sürecinde ve sonrasındaki kadın mücadelesini incelediği yazısını okurlarımızın ilgisine sunuyoruz. Teoride ve pratikte, farklı uçlara savrulmaya meyyal ikilikleri aşmak için diyalektik bir feminizme…

Kadınlar bekçi istemiyor

AKP/Erdoğan iktidarı, içinde bulunduğu krizleri aşmak ve faşizmi kurumsallaştırmak için hem içerde hem de dışarıda bir savaş politikası yürütmektedir. Yeni bir toplum dizayn etmeye çalışan iktidar, korku ve denetleme aygıtlarını mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmaya çalışıyor. Bu kapsamda uygulamaya konulan bekçilik sisteminin amacı; Erdoğan iktidarının selameti için güçlendirilen baskı mekanizmalarının önemli bir kolu olarak, güvenlik güçlerinin yeteri kadar giremediği tüm alanlara nüfuz etmeyi sağlayabilmektir. Geçtiğimiz günlerde bekçilere; vatandaşlara kimlik sorabilme yetkisi ile üst arama, silah ve zor kullanma gibi yeni yetkiler tanıyan yasa kabul edildi. Söz konusu yasa toplumun tüm kesimi etkilemekle birlikte en çok kadınları endişelendiriyor. Son günlerde bekçilerle alakalı kadın tacizi haberlerini incelediğimizde bu endişenin çok da haksız olmadığını görmekteyiz. Kadınlar üzerindeki baskı artıyor AKP iktidarı, 18 yıldır kadınları tümüyle kamusal alandan dışlamaya ve eve kapatmaya yönelik kadın düşmanı politikalar dayatmaya çalışıyor. Bu bağlamda bekçilere özel yetkilerin verileceği yasa da kadınların hayatlarını katmerli bir biçimde denetleyecek, baskılayacak, engelleyecek bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Bekçilerin, oldukça güçlü bir sistem olan patriyarka içinde, kadınların yaşam alanlarında yeni bir baskı mekanizmasına tekabül edeceğini ve kadınlar için ahlak bekçileri olmaktan öteye gidemeyeceğini öngörmek zor değil. Bekçilere verilen yeni yetkiler ile birlikte, kadınların hayatları ve özgürlük alanları kısıtlanmaya devam edecektir. Toplumun yaşam alanlarına nüfuz eden bekçiler ellerine verilen yetkiyle birlikte patriyarkaya da dayanarak; gece sokakta olduğu, sevgilisiyle dolaştığı veya alkollü olduğu için kadınlara müdahale edebilecek ve hatta silah doğrultabilecektir. Erkek bekçiler tarafından kadınlar, üst aramasına tabi tutulabilecek hatta alıkonulabilecek. Var olan tüm bu yetkiler ve uygulamalar bekçiler tarafından kadınlara yönelik tacizin hatta cinsel saldırının önünü açacaktır. Bekçiler tarafından yaşayışları “genel ahlaka” uygun görülmeyen kadınların kapıları çalınabilecektir. Bekçilere özel yetkinin verilmesi, kadınların yaşamın içerisinde var olma mücadelesini etkileyecek ve ciddi anlamda korku atmosferi yayacaktır. Bekçi değil, kadın dostu mahalleler ve kentler Kadın düşmanı bakış açısı tüm politikalarına sirayet etmiş olan iktidarın çıkardığı her […]

Kadın sığınakları

Kadın sığınma evi ilk olarak 1990 yılında 19 sığınak ile Sosyal Hizmet Çocuk Esirgeme Kurumu(SHÇEK) tarafından “Kadın Konukevi” adıyla açılmıştı. Kadınların evlerini terk etmeleri, boşanmak istemeleri, güçlenip, tahakküm altına alındıkları çarktan çıkıp kendi hayatlarını yeniden kurmak istemesi erkek egemenliğine, bununla beslenen erkek devlet sistemine ters, yanlış! E bu nedenle iktidar da kadınları konuk evinde ‘konuk’ edip yeniden ‘eve’ göndermenin niyetinde. Bu nedenle devletin konukevi diyerek niyetini açık ettiği ve şiddeti görünmez kıldığı yere kadın hareketi “sığınak” demeye devam ediyor. Erkek egemen bu anlayış 2019 yılında 474 kadının öldürülmesiyle sonuçlandı. Bu cinayetlerin birçoğu kadınların boşandığı ya da boşanmak istediği eşleri tarafından işlendi. Kadınlar için kalıcı çözümlere ihtiyaç var Aile Bakanı Selçuk, hizmetlerinin ne kadar iyi olduğunu anlatırken Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine/ŞÖNİM’e gelen 153 bin kadın ve çocuk olduğunu söylüyor! Övgüyle anlatılan “şu kadar kişiye hizmet verdik” açıklamaları bulunduğumuz şiddet ve tehdit ortamının sadece görünen yüzü. Şiddet hızla tırmanırken verilen “hizmet” rakamlardan fazlası! Kadın mücadelesi sonucu 2013’te 125 olan kadın sığınakları 2019’da 145’e çıktı. Bütün bir ülkeden bu kadar sığınma evi. Şiddet oranları, sığınma evi rakamları, artan kadın cinayetleri bize kapasitenin yetersizliğini gösteriyor aslında. Peki var olan kadın sığınakları nasıl işliyor? 22. Kadın Sığınağı Kurultayı sonucunda yayınlanan rapor ŞÖNİM ve sığınağa dair perspektif de sunuyor. Bu raporda da görülüyor ki sığınakta bir süre kadınlar eve, şiddete geri dönüyor. Dönmek zorunda bırakılıyor. Devletin konuk evleri, şiddet gören kadınların, evine geri gitmesi için ara bir istasyon işlevi görüyor. Kadınlar güçlendirilmeli Kreş, maddi destek, konut desteği, sosyal ve psikolojik gelişimi sağlayacak ara formlar ve destek mekanizmaları kurulmadığı sürece sığınaklar misafirhane olmaktan, acil durum serumu vermekten öteye gitmiyor. Yetersiz olan sığınaklarda yetersiz personelle gün kurtarılıyor. 15 milyon nüfuslu İstanbul’da bir tane ŞÖNİM ile ‘hizmet’ veriliyor. Kadınların güçlenmesi anlayışından uzak, hak temelli yaklaşımın dışında ‘sosyal yardım’ acizliğine iten, itaat etmeye teşvik eden, şiddet döngüsü içinde kadının […]

Rosa Luxemburg’un Saklı Doğası-Benan Kapucu

El yazmaları’nın Notu: 15 Ocak 1919’da karşı devrimci güçler tarafından Karl Liebknecht ile birlikte katledilen Rosa Luxemburg’un 101. ölüm yıldönümü vesilesiyle mini bir dosya içeriği hazırladık. Bu dosya içeriğinde Rosa Luxemburg’un devrimci teoriye yaptığı katkının yanı sıra, onun devrimci yaşantısı…

İstanbul Sözleşmesi erkek şiddetinin önlenmesinin ön koşulu!

Türkiye bir rejim krizini yaşıyor. İktidar bloku içerisinde bulunduğu çoklu krizlere yön verebilmek için dört bir koldan saldırıyor. Saldırdıkça faşizmin kurumsallaşması daha da hızlanıyor. Devrimci, demokrat, halkçı, toplumsal dinamiklere başta da kadın hareketi ve kadınların her türlü kazanılmış haklarına savaş açıyor. Kadın hareketi ise; kürtaj eylemlilikleriyle başlayan süreci, iktidarın herhangi bir saldırısının karşısında güçlü konum alışı ile sürdürüyor. Türkiye’de var olan toplumsal dinamikler içinde en önde ve görünür olmaya da devam ediyor. Bir kişi daha, hayır! Sadece 19 ayda 652 kadın erkekler tarafından öldürüldü, binlerce kadın erkek şiddetine maruz kaldı. 18 Ağustos’ta boşandığı erkek tarafından çocuğu önünde hunharca katledilen Emine Bulut toplumda büyük bir infiale yol açtı. Emine Bulut’un son sözü “Ölmek İstemiyorum” idi. Tıpkı öldürülen tüm kadınlar gibi. Kadın hareketinin en önemli kazanımlarından olan ve doğrudan şiddeti önleyici yasal dayanak olan İstanbul Sözleşmesi’ne uzunca süredir Erdoğan iktidarı tarafından göz dikilmiş durumda. Sadece iktidar partisi değil, parlementer başka diğer parti ve temsilcilerinden, Yenişafak ve Akit gazeteleri başta olmak üzere, medyaya değin, “ailenin bütünlüğünü bozduğu” iddiasıyla İstanbul Sözleşmesi’nin uygulatılmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. İstanbul Sözleşmesi nedir? İstanbul Sözleşmesi; 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiş “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ve kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme. İstanbul Sözleşmesi, her türlü şiddet biçimini içeren ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun olmasın mevcut ya da eski eş/partner herhangi bir erkek tarafından şiddeti önleyici maddeler içeriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ni yönetmelikten çıkardığı şu günlerde; İstanbul Sözleşmesi’nin hükümleri arasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin uygulanması maddesi de yer alıyor. Sözleşme kapsamında devlet, kolluk kuvvetleri ve yargı İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmekle yükümlü. Devlet ise İstanbul Sözleşmesi, 6284 gibi şiddeti önleyici yasal düzenlemeleri uygulamak şöyle dursun her gün bir söylem ya da pratikle kadınların yasal haklarına saldırıyor. […]

Feminizm Yüzünü Sınıfa Dönüyor

2016’dan bu yana Arjantin’den İspanya’ya, Almanya’dan İsviçre’ye, İran’dan Türkiye’ye, Güney Kore’ye, Şili’ye ve esasen dünyanın dört bir yanına yayılan kadın direnişleri bu yıl da kendini devam ettiriyor. İspanya, Almanya ve Arjantin’de 8 Mart’ta eş zamanlı Kadın Grevlerinin örgütlenmesi, İsviçre’de geçen…

Öncü bir kadın portresi: Rosa Luxemburg

Rosa Luxemburg, “Sizin düzeniniz kumdan zemin üzerine kurulu. Devrim daha yarın “gümbürtüyle ayağa kalkacak yeniden” ve yüreklerinize korku salan borazanlarla ilan edecek: Vardım, varım, var olacağım!” diye haykırmıştı geleceğe miras bıraktığı basılı son sözlerinde… Bugün onlarca yıl sonra bile bu…

Kadınların Kent Hakkı

Bin yıllardır var olan erkek egemenliği üzerine, kapitalizmin gelişiyle şekillenen patriyarkal kapitalizm, kadınların aile içinde karşılıksız yaşlı, hasta, çocuk bakımı ve ev içi emeğinden erkeklerle ortak biçimde yararlanıyor ve bundan çok ciddi bir kâr elde ediyor. Bu sistemde en yoksul…

Dünya Genelinde Yükselen Kadın Hareketi

2016-2018 yılları belirli bölgelerde öne çıkan fakat bütün dünyayı saran kadın mücadelelerinin hızla yükseldiği yıllar oldu. 2019’da bu süreç devam ediyor. İspanya, Almanya, İtalya gibi ülkeler 8 Mart’a yine kadın grevleriyle girdiler. İsviçre’de Haziran ayına, 1991’den bu yana en güçlü…