Kadın

Ursula Le Guin’e Davet Var!

Yeryüzünün tüm uzuvlarına kök salmış bir çınardan söz edeceğim size. Hakkında ne söylesem eksik ya da yarım kalacak; çok yönlü ve çok kimlikli bir yazardan, yeryüzünde milyonlarca kadının yüreğine, ruhuna, hayallerine değip dokunmuş, zihninde iz bırakmış, gönüllere taht kurmuş bir…

Devlet Politikası Olarak Cinsiyetçilik

1990 yılında kurulan kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlığı 2011 yılında kapatılarak yerine aile ve sosyal politikalar bakanlığı kuruldu.  Bakanlığın isminden kadın ibaresinin kaldırılması ve kadın erkek eşitliğini sağlamakla görevli mekanizmanın ortadan kaldırılması, kadının birey olarak değil ailenin bir unsuru…

Necla Akgökçe ile Röportaj: “Sarı yelekliler değil ama mor örgü yeleklilerin sabrını taşırdılar”

Yıllardır Feminist hareketin içerisinde yer alıyorsunuz. Kadın çalışmalarında Türkiye’ye özgü olanı araştırdığınız iki derleme kitabınız var. Kadın Araştırmalarında Yöntem ve Yerli bir Feminizme Doğru. Fakat son dönemlerde sizi daha çok, derinleşen ekonomik krizin kadın emeği üzerindeki etkileri üzerine yazdığınız yazılarla takip ediyoruz. Peki ekonomik kriz kadın emeğini nasıl etkiliyor?  Ekonomik krizle ilgilenmem biraz zaruretten biraz da son 14 yıldır sendikalarda ağırlıklı olarak kadın emeği üzerinde çalışıyor olmamdan ve alanda 2008- 2009 krizini gözlemlememden kaynaklandı. -Zamanında iktisat ve feminist iktisat okumamın faydaları da olmadı değil-  Kriz tahlillerini hep erkekler yapıyordu, kadın işgücü açısından feminist perspektifle bir şeyler söylemek gerekiyordu. Bir iki yerde laf ettim… Laf lafı açtı bir tür. Şu anda artık Yelda Yücel, Özge İzdeş, Melda Yaman Öztürk, Emel Memiş gibi feminist kadın iktisatçılar olaya el attılar. Herkes gibi ben de bu noktadan sonra krizi onlardan izlemeye çalışacağım artık… Tabii ki fabrika haberlerini taramayı, kadın işçi arkadaşlardan gelen geri bildirimleri unutmaksızın… Makro ekonomik düzeyde krizin kadınlar açısından tahlili elbette gerekli çünkü erkek iktisatçılar hala öznesiz tahliller yapıp esasında erkeklerin başına geleceklerin kadınların da başına geleceğini anlatıyorlar bize. Katrine Marçal’ın deyimiyle iktisadın “görünmeyen eli erkek” ve onların ne makro ne mikro düzeyde  denkleme kadınları dahil etmek gibi bir dertleri yok. Ekonomik krizler tüm iktisadi olaylar gibi toplumsal cinsiyet açısından nötr değildir. Kadın ve erkekler kriz sırasında ve sonrasında farklı deneyimler yaşıyorlar. Farklı deneyimler ise feminist politikanın gündemine dairdir. Bu da krizin nedenlerinden ziyade- o da önemli ama onu yapacak arkadaşlarımız var- kadın emeğine etkileri, sonuçları nelerdir, geçmişteki ekonomik krizlerde nerelerde, nasıl zorlanmışlar, krizle mücadelede ne tür dayanışma mekanizmalarını devreye sokmuşlar, üzerinde yoğunlaşmayı gerekli kılıyor. Sonuçları itibarıyla krizlere baktığımızda, kadınların ücretli emek dışında, ücretsiz emek alanında da yüklerinin iyice arttığını görüyoruz. Kriz ortamında bir başka şey daha oluyor: Kadına yönelik şiddet artıyor. Feministler çalışmalarıyla eviçlerinde şiddetin artığını gösterdiler bize… Batı sendikalarının kadın […]

Erkekliğin ceza budalalığı: Hadım

Görünen acımasız gerçekler, perde arkasının vahametinden izler taşıyor. “Yıl olmuş 2018, hâlâ…” derler ya… Kadının konumu, acımasız gerçeklerde de perde arkasında da “hâlâ…” aynı. “Hâlâ her gün kadınlar öldürülüyor, yüzlerce kadın da tecavüze uğruyor” ama buna kimse şaşırmıyor. İlla “enteresan” bir cinayet ya da tecavüz şekli olacak ki haber değeri görebilsin. 2017 ve 2018 yılında yaşanan tecavüz ve cinayet olaylarına baktığımızda: 2017’de 409 kadın cinayeti, 332 cinsel şiddet ve 387 çocuk istismarı vakası; 2018’de 100 kadın cinayet, 84 cinsel şiddet ve 300+ çocuk istismarı vakasıyla karşılaşıyoruz. Peki, tüm bu suçların cezasının ne olması gerektiğinden önce sebeplerinin neler olabileceği üzerinde biraz düşünmeye ne dersiniz? İndirim safsataları Bu sayıların arka planında, özellikle tecavüz davalarında yargının gösterdiği trajik tavrın katkılarını görmezden gelemeyiz.  Toplumsal vicdan bütünlüğüne çelme takan, tecavüzcüleri alkışlayan yüzlerce karardan bahsediyoruz. “Yarım kaldı, eski sevgilisiydi, takım elbise giydi, erken boşaldı…” “Cilve yaptı, bağırmadı, bakire değildi…”. Bu ironik zırvalıklar; tecavüz duruşmalarında sanıkların tahliyesinin veya cezalarının hafifletilmesinin gerekçeleri. Bu “adalete” paralel bir şekilde, Diyanet İşleri Başkanlığının “fetvaları” da cinsel istismarı koruyucu ve hatta teşvik edici nitelikteyken neden suçluyu derin psikolojik analizlerde ya da pantolonların içerisinde arıyoruz? Suçluyu teşvik et cezasını hadım say Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, hükümlü faillere uygulanması öngörülen hadım, çeşitli kimyasal ilaçların kullanımıyla testosteron hormonunun azaltılmasını sağlıyor. Amerika, Almanya, Fransa, Norveç, İngiltere, Kanada, Hindistan, Endonezya gibi birçok ülkede uygulanıyor. Dünyada tecavüz oranının en yüksek olduğu ülkeler de yine bu ülkeler. Yani tecavüz suçlularına yönelik hadım cezasının uygulanması, dünya genelinde tecavüz oranında en yüksek skorlara sahip olmanın önüne geçememiş görünüyor. Devletin tecavüze çanak tuttuğu gerçeği varken hadım cezasının arka planında neler var? Çocukların tecavüze uğramasının yol açtığı toplumsal infiallerin; linç, intikamcılık ve bireyselcilik duygularıyla pasifize edilmek istenmesi; penisin, erk devlet ve toplum tarafından gerçekten de bir iktidar, güç ispatı olarak görülmesi; tecavüz suçunu, önlenemeyen hormon seviyesi olarak görüp meşrulaştırmaya çalışmaları gibi çeşitli nedenler […]

Kadının Toplumsal Konumunun Giderek Muhafazakarlaşması

Bir ideoloji ve ondan daha ziyade yaşam tarzını ve felsefesini ifade eden muhafazakarlık; Fransız Devrimi ve beraberinde Sanayi Devrimiyle şekle şemale bürünmüştür. Devrimlerin şekillendiriyor oluşu ideolojinin de aynı şekilde devrimci ve ilerici olduğunu göstermiyor. Bu hareketlerin getirmek istediği değişime karşı tepki hareketidir muhafazakarlık. Kökten değişime karşıdır, aynı zamanda kendi düşüncesinin devamlılığına etki edecek, mevcut düzenin bekasına katkıda bulunacak değişimlerin de destekleyicisidir Gelenek, aile, mülkiyet, reform, birey ve düzen, din muhafazakar görüşün kendini üzerine inşa ettiği temellerdir. Bu temeller üzerinden yükselirken aynı zamanda bunları sürekli besler ve yeniden üretir. Muhafazakarlığın tarihsel sürecine, ideologlarına fazlaca değinmeden bu düşünce yapısında kadının konumuna gelelim. Muhafazakar Düşüncede Kadın Gelenek, aile, mülkiyet, din gibi ana ögeleri bulunan bir düşünce sisteminin kadına nasıl baktığı az çok tahmin edilebilir. Gelenek başlığından baktığımızda, toplumsal değer yargılarının ve kabullerinin, oldukça uzun yıllar ve çeşitli ekonomik sistemler içerisinde kadını ikincilleştirdiğini görmekteyiz. Kadının bu konumu günümüze değin geleneğin çimentosu olagelmiştir. Halihazırda toplum yapısı ataerkil olan ülkelerin geleneğinde, kadının ikinci cins konumu geçmişten bugüne süregelmiştir. Elbette ki ezelden ebediyete giden bir yolculuk değil bu. Tarihsel gidişatlar içerisinde kadın, ezele uymayan bir şekilde biyolojik farklılıkların toplumsal ayrılıklara gebe bırakıldığı olaylara maruz kalmıştır. Tarihte yaşanan çeşitli cins ayrımcılıkları, biyolojik farklılıklar, kültürel-ekonomik-toplumsal değerler günümüz geleneğini oluşturmuştur. Muhafazakar düşünce sisteminin de savunduğu gelenek ne yazık ki kadını aşağı, erkeği üstün görmeye devam etmiş; evlilik kurumu, mesleki hayat vb mecralardaki var olan kültürü cinsiyetçi ve hiyerarşik inşa etmiştir., Muhafazakarlıkta Aile Aile ögesi hem muhafazakar düşüncede hem de diğer düşünce biçimlerinde önemli tartışma konularından bir tanesidir. Muhafazakarlık, aileyi hem toplumun temel birimi hem de geleneksel ahlakın koruyucusu olarak görmektedir. Temel birim üzerinde yükselirken koruyucu sıfatını almış bir birimi kendisi de korumak ve desteklemek zorundadır. Aile, geleneklerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan bir kurum olmakla birlikte mevcut düzenin küçük ama etkili bir minyatürü olagelmiştir. 2018’den baktığımızda, ekonomik ve siyasi sistemler aileye […]

Feminizm ve eylem birliktelikleri

Söz konusu “örgütlenme pratiklerimiz olunca” Türkiye’de kadın hareketinin en azından yakın tarihine bir göz atmak elzem duruyor. Üstelik bu yakın tarih, kadın mücadelesine çokça olumlu ve/veya olumsuz etkiler bırakmışsa ya da bu etkilerin derinlemesine analizleri bugünü anlamak ve yarını örgütleyebilmek…

Çekinmeden, yüreklilikle ve ısrarla başkaldırmak

Ataerki, erkeğin kadın ve çocuklar üzerindeki hegemonyasının üretimi ve yeniden üretimi üzerine kurulu toplumsal bir sistemdir. Ataerki içerisinde toplumsal yapının ilerleyişi, bu hegemonyanın devamlılığının sağlanmasıyla mümkündür. Bu minvalde kadınlar, erkekler ve çocuklar, üzerine düşen rolleri harfiyen yerine getirmelidir. Getirmediği takdirde toplumsal yapının devamlılığında ciddi problemler yaşanacaktır. Birlikte ama yalnız Bugün içerisinde yaşadığımız dünyada, Ataerki ve Kapitalizm, kendine özgü ve ayrık ilişkileri olan toplumsal sistemler olmalarının yanında; toplumsal yapıyı birlikte şekillendirdikleri bir durum da söz konusudur. Bu yüzden, Ataerkinin işleyişindeki herhangi bir işlevsel sorun, bir bütün olarak toplumsal yapıyı, söz konusu ikili ilişkinin (Ataerki ve Kapitalizm arasındaki “Patriyarkal Kapitalizm” olarak tarifleyebileceğimiz ilişkinin) kendisini ve ilişkinin karşı tarafını doğrudan etkileyebilir. Örneğin, toplumsal yapının bir parçası olarak “Ailenin” temelinde yaşanacak olan, erkeğin kadın ve çocuk üzerinde kurduğu hegemonyayı sarsıcı bir değişim; birbiriyle ilişki halindeki toplumsal yapının diğer parçalarını ve hatta bu ikili sistemin bütününü doğrudan etkileyecektir. Nasıl mı? Mesela kadının ikinci cins konumunun giderek aşınması, bugünkü üretim ilişkilerindeki kadınlara özgü “yardımcı işçi” pozisyonunu da değiştirecek bir durumdur. Kadınlar “esas işçi” olan erkekle eşit işe eşit ücret aldığında ve/veya ev içi yeniden üretim sürecindeki köleliği ortadan kalktığında, kapitalizmin “artı değer” üretiminin bir kolu işleyemeyecektir. Ya da, aynı değişim üzerinden akan dolaşımlarla, kendisini aile içerisinde erkeğin kadın ve çocuklar üzerinde kurduğu hegemonya üzerinden meşrulaştıran/var eden devletin halk üzerindeki etkisi de ciddi bir kırılma yaşayacaktır. Bu mantığa bağlı kalarak, bugün dünya üzerinde akarını bulamayan politik atmosferde, bahsettiğim ikili ilişki çerçevesinde kadın özgürlük mücadelesinin ne anlam ifade ettiğine dikkatlice bakmak gerekmektedir. Zamanın ruh halini kadınlar belirliyor Ataerki, özellikle yakın dönemdeki (elbette kadınların binlerce yıllık direnişlerini de arkasına alan) mücadelelerin sonucunda yer yer ciddi bir aşınmaya uğradı. Kadınlar, kazandıkları en temel insani haklarını bile ağır bedeller ödeyerek elde edebildiler. Zamanın ruh halinde toplumsal muhalefetin yer yer geri çekildiği ve toplumların sağ popülizme- ırkçılığa ve muhafazarkarlığa hapsedilmeye çalışıldığı bugün bile kadınların dünyanın dört bir yanında özgürlük arayışındaki ısrarcılığı devam ediyor. Fakat küresel düzeyde yaşanan çok yönlü kriz dinamikleri, ataerkinin en gerici unsurlarını yeniden canlandırmakla kalmayıp, kadınların […]

Muhafazakârlaşma, kapitalizm, ataerki

AKP/Erdoğan iktidarı 16 yıldır kadınların kazanılmış tüm haklarına el koymaya çalışıyor. Bunu yaparken kadın cinayetlerini, çocuk istismarını, şiddeti, tacizi, tecavüzü kendi zihniyetine uygun kılıflarla meşrulaştırıyor. Muhafazakârlaşma ve saldırılar Erkek egemen iktidarının kadınlara saldırıları son dönemlerde artan muhafazakarlaşma ile birlikte bir hız kazandı. Müftülere nikah yetkisi veren bir yasa kadınların tüm tepkilerine rağmen çıkarıldı. Aynı dönemde bir de -toplumsal cinsiyet rollerini çocukların zihnine küçük yaştan yerleştirmeyi amaçlayan- eğitimde müfredat değişikliği yapıldı. Yaratılmaya çalışılan “dini özgürlük” algısının aksine müftülere nikâh yetkisi veren bu yasa özellikle muhafazakâr kadınlar için ciddi tehlike oluşturuyor. Zaten çocuk evliliklerinde (çocuk istismarında) ve erkek çokeşliliğinde herhangi bir sıkıntı görmeyen erk zihniyetin eline bir de bu durumu meşrulaştırma aracı olarak “nikah yetkisi” verilmiş oluyor. Müfredat değişikliğiyle de hâlihazırda Ensar Vakfı ile imzaladığı protokoller ile çocuk istismarına bakışını tescilleyen MEB, kendi erkek egemen görüşlerinin devamcısı, kendilerine biat edecek bir nesil yetiştirme peşinde. Koruyucu yasa eksikliği Bunun yanında kadınların mücadeleleri sonucu çıkarılan fakat uygulamaya sokulmamış 6284 sayılı yasaya, medya aracılığıyla “yuva yıkan yasa” söylemleriyle saldırmayı da ihmal etmiyorlar.  Bu yasanın kadınları koruyan hükümleri uygulanmadığı için her gün onlarca kadın öldürülmeye devam ediyor fakat kimsenin bunlardan bahsettiği yok. Medya artan kadın cinayetlerini, tacizi, tecavüzü, şiddeti ve erkeklerin aldıkları tahrik indirimlerini görmezden gelirken, kadınları koruyan hükümleri olan bu yasayı ise manipüle etmeye çalışıyor. Yüceltilen erkeklik ve kapitalizm Mevcut iktidar tüm bunları sadece kadın düşmanı olduğu için yapmıyor. İktidar ayakta kalabilmek için kadınları kullanıyor. Kadınları ve çocukları evlere erkeklerin kölesi olarak hapsederken, ülkede uzun çalışma saatleri, düşük ücret, yoksulluk gibi birçok durumdan rahatsızlık duyan erkek işçileri evlerinde “efendi” yapıyor. Yargı ve polis teşkilatı kadınlara saldıran erkekleri cezasızlıkla ödüllendiriyor. Böylece yaratılan “erkek efendi, kadın ve çocuk köle” ilişkisi pekiştirilmiş oluyor. Kapitalizmin krizini sermaye lehine aşabilmek için kadınları eve hapsedip; hasta ve çocuk bakımı, ev ekonomisi idaresi, temizlik ve zorunlu cinsel hizmetle görevlendirmeleri yetmiyor. Yüceltilen erkeklik, […]