Eylül, Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle özdeşleşmiş bir aydır. Ama dünyanın farklı bölgelerinde de emekçiler, sosyalistler ve muhalefet, darbeler, askeri diktatörlükler ve devlet baskısıyla karşı karşıya kaldı. Bu ayki film seçkimizde; Şili’den Arjantin’e oradan Brezilya’ya, Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerden Türkiye’deki toplumsal mücadele deneyimlerine uzanan bir yolculuğa çıkıyoruz. Seçtiğimiz filmler, darbelerin ve devlet şiddetinin toplumlarda bıraktığı izleri, kayıpları, baskı dönemlerini ve zorluklara rağmen devam eden direniş hikâyelerini anlatıyor.

1 Mayıs Mahallesi 2 Eylül Direnişi (Belgesel) Yönetmen: İshak Işıtan
“Beyler vermiyorlardı. Vermesinler. Halkımız aldı. Zor ile.”
1970’lerin Türkiye’sinde gecekondu mahalleleri emekçilerin kendi yaşamlarını kurduğu ve örgütlendiği mücadele alanlarıydı. 1 Mayıs Mahallesi, devrimcilerin öncülüğünde kurulan ve 1977 1 Mayıs’ında katledilen devrimcilerin anısına bu adı alan önemli bir direniş merkeziydi. Devlet, mahallede yükselen örgütlü halk muhalefetinden rahatsızdı. Daha önce iki kez yıkım girişiminde bulunulmuş, ancak mahalle halkının direnişi karşısında geri adım atılmıştı. 2 Eylül 1977’de ise polisler daha kapsamlı bir saldırıyla mahalleye yöneldi. Panzerlerle kuşatılan 1 Mayıs Mahallesi’nde halk, evlerini ve yaşam alanlarını korumak için direndi. Polislerin silahlı saldırısı sonucunda 11 kişi yaşamını yitirdi. 2 Eylül Direnişi, bir gecekondu mücadelesi değil, barınma hakkı, yoksullarının örgütlenmesi ve halkın kendi yaşam alanlarını savunma iradesinin önemli örneklerinden biri olarak hafızada yer aldı. Bu belgesel, 1970’lerin toplumsal hareketlerini, mahalle örgütlenmelerini ve darbe öncesi Türkiye’de yükselen sınıf mücadelesini anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde.

Kayıp (Missing, 1982) Yönetmen: Costa-Gavras
1973 yılında Şili’de gerçekleşen askeri darbenin ardından kaybedilen Amerikalı gazeteci Charles Horman’ın gerçek hikâyesini anlatıyor. Film, Horman’ın kaybedilişini araştıran eşi ve babasının yaşadığı arayış üzerinden, darbe dönemlerinde insanların nasıl bir korku, belirsizlik ve çaresizlik içinde bırakıldığını gösteriyor. Bir insanın akıbetini öğrenme çabası, zamanla askeri rejimin uyguladığı baskılar, gözaltılar ve kayıplarla yüzleşmeye dönüşüyor. Costa-Gavras, Kayıp ile yalnızca Pinochet diktatörlüğünün yarattığı şiddeti anlatmıyor; aynı zamanda Soğuk Savaş döneminde büyük devletlerin kendi siyasi çıkarları uğruna yaşananlara nasıl sessiz kalabildiğini de sorguluyor. Film, ABD’nin Şili’deki askeri rejimle ilişkilerini koruma önceliği nedeniyle, kendi vatandaşının kaybolması karşısındaki tutumunu eleştirel bir biçimde ele alıyor.

Olimpo Garajı (Garage Olimpo, 1999) Yönetmen: Marco Bechis
1976 yılında Arjantin’de gerçekleşen askeri darbenin ardından başlayan Kirli Savaş döneminde geçen film, Buenos Aires’teki gizli işkence merkezlerinden biri olan Olimpo Garajı’nda yaşananları anlatır. Film, genç bir öğretmen olan María’nın kaçırılması ve bu merkezlerden birinde tutulması üzerinden, askeri diktatörlük döneminde binlerce insanın yaşadığı korkuyu, belirsizliği ve sistematik devlet şiddetini gözler önüne serer.
Arjantin cuntası döneminde binlerce insan devlet güçleri tarafından kaçırıldı ve kaybedildi. Gözaltına alınan birçok kişi gizli merkezlerde işkence gördü. Bazıları ise ölüm uçuşları olarak bilinen yöntemlerle uçaklardan Río de la Plata’ya veya okyanusa atılarak öldürüldü. Cesetlerin büyük bölümü hiçbir zaman bulunamadı.
(Bu kayıpların akıbetini öğrenmek için mücadele eden Plaza de Mayo Anneleri, 1977’den itibaren Buenos Aires’teki meydanda her hafta toplanarak askeri rejime karşı seslerini yükseltti. “Çocuklarımız nerede?”)

Colonia (2015) Yönetmen: Florian Gallenberger
1973 yılında Şili’de gerçekleşen askeri darbenin ardından geçen film, Pinochet diktatörlüğü döneminde faaliyet gösteren Colonia Dignidad adlı yapının hikâyesini anlatır. Nazi geçmişine sahip Paul Schäfer tarafından kurulan Colonia Dignidad, Pinochet rejimiyle yakın ilişkiler kurdu. Özellikle solcuların ve darbe karşıtlarının götürüldüğü gizli merkezlerden biri haline geldi. Burada tutulan insanlar sorgulandı, işkence gördü ve bazıları kaybedildi. Muhaliflere yönelik işkencelerde uyuşturucu veya ilaçlarla etkisiz hale getirme gibi yöntemler de kullanıldı. Film, askeri diktatörlüklerin sadece ordu aracılığıyla değil, onlarla işbirliği yapan sivil ve ideolojik yapılar üzerinden de nasıl sürdürülebildiğini gösteriyor. Kayıpların izini sürme ve gerçeğe ulaşma mücadelesi üzerinden Şili diktatörlüğünün karanlık sayfalarından birini açıyor.

Machuca (2004) Yönetmen: Andrés Wood
Yine Şili’den devam ediyoruz. Film, Salvador Allende hükümeti dönemindeki toplumsal ve siyasal gerilimi iki çocuğun gözünden anlatıyor. Varlıklı bir aileden gelen Gonzalo ile yoksul bir mahalleden gelen Pedro Machuca’nın arkadaşlığı üzerinden ilerleyen film, Şili toplumundaki sınıfsal ayrımları, eşitsizlikleri ve dönemin politik çatışmalarını ele alıyor.
Allende dönemindeki sosyal reformlar ve emekçilerin yükselen mücadelesi, çocukların dünyasına da yansıyor. 11 Eylül 1973’te gerçekleşen Pinochet darbesiyle birlikte yalnızca bir hükümet değil, aynı zamanda birçok insanın değişim ve eşitlik umudu da şiddetle bastırılıyor. Machuca, darbeyi yalnızca ordunun yönetime el koyduğu bir gün olarak değil, darbeye giden süreçteki sınıfsal çatışmaları, toplumsal bölünmeleri ve kaybedilen umutları anlatan güçlü bir film…

Marighella (2019) Yönetmen: Wagner Moura
12 Eylül vesilesiyle askeri faşist darbeleri ve faşist diktatörlükleri hatırladığımız bu ayda bahsedebileceğimiz bir başka film ise, askeri faşist diktatörlüklerin halkı ve devrimci mücadeleyi baskıladığı bir başka yerde, Brezilya’da geçiyor. Marighella filmi bize, 1964’te başlayan ve uzun yıllar süren Brezilya askeri faşist cuntasının, ABD ve CIA ortaklığında sosyalistlere nasıl saldırdığını ve bu koşullarda Brezilyalı devrimcilerin sürdürdüğü mücadeleyi, yazdığı “Şehir Gerillasının El Kitabı” ile dünyadaki birçok devrimciye ilham olmuş Brezilyalı Marksist-Leninist devrimci Carlos Marighella’nın biyografik hikayesi özelinde anlatıyor.
Carlos Marighella’nın hikayesi bize; devrimcilerin medyadan silindiği, gazetelerinin toplatıldığı koşullarda gidip ulusal radyo yayınını ele geçirip Marighella’nın sesinden bildirilerini okuyarak seslerini nasıl duyurduklarını, Amerikan büyükelçisini kaçırarak en dokunulmaz sanılanın nasıl bir kağıttan kaplan olduğunu, kısacası devrimci mücadele ve düşüncelerin anında baskılandığı şiddet ve baskının hüküm sürdüğü bir dönemde bile direnişin imkanını anlatıyor.

Beynelmilel (2006) Yönetmenler: Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez
Latin Amerika sineması, Şili, Arjantin ve Brezilya’daki askeri diktatörlükleri anlatan güçlü yapımlarla dolu olsa da Türkiye’de 12 Eylül darbesi üzerine çekilen filmler ne yazık ki daha sınırlı. Bu nedenle Beynelmilel, 12 Eylül dönemini ele alan önemli yapımlardan biri olarak öne çıkıyor.
Film, 1982 yılında, 12 Eylül darbesinin ardından sıkıyönetimin devam ettiği bir dönemde geçer. Adıyaman’da yaşayan yerel müzisyenlerden oluşan gevende grubu, düğünlerde ve çeşitli törenlerde çalarak geçimini sağlamaya çalışır. Darbe yönetiminin getirdiği yasaklar, yalnızca siyaseti değil, müziği ve gündelik hayatı da etkiler. Bir gün grup, askeri bir tören için “beynelmilel” yani uluslararası bir eser çalmak üzere görevlendirilir.
Beynelmilel, 12 Eylül’ü yalnızca siyasi tutuklamalar ve baskılar üzerinden değil, darbenin sıradan insanların hayatına, kültürüne ve hayallerine nasıl müdahale ettiğini göstererek anlatır. Film, askeri rejimin toplumun en küçük alanlarına kadar uzanan kontrolünü, mizah ve hüzün iç içe geçen bir hikâyeyle ele alır.

Çılgın Yabancı (1997) Yönetmen: Tony Gatlif
Bu ayki seçkimizi, 2 eylülde hayatını kaybeden Tony Gatlif’in sinemasından önemli bir yapımla tamamlıyoruz. Cezayir doğumlu Fransız yönetmen, senarist ve oyuncu Tony Gatlif; özellikle Roman kültürü, göç, dışlanma ve müzik üzerine kurduğu filmleriyle dünya sinemasında kendine özgü bir yer edindi. Yönetmenliğe geçmeden önce oyunculuk yapan Gatlif, hayatın kıyısında bırakılan insanların hikâyelerini beyazperdeye taşıdı.
Gadjo Dilo, Gatlif’in en bilinen filmlerinden biridir. Film, babasının ölümünden sonra onun dinlediği gizemli bir Roman şarkıcının izini sürmek için Romanya’ya giden genç Fransız Stéphane’ın hikâyesini anlatır. Stéphane’ın yolu bir Roman topluluğuyla kesişir ve bu karşılaşma, farklı kültürler arasındaki mesafelerin müzik ve insan ilişkileri üzerinden nasıl aşılabileceğini gösterir.

