Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleşen seçimler, ülke siyasetinde önemli bir dönüm noktası oldu. Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD), oyların yüzde 43,8’ini alarak tarihindeki en yüksek eyalet seçim sonucuna ulaştı. Parti 2021 seçimlerinde aldığı yüzde 20,8’lik oyun iki katından fazlasına ulaşırken, geleneksel merkez partiler ciddi bir gerileme yaşadı. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2’de kalırken; Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9 ve Sol Parti yüzde 8,6 oy aldı.
AfD tek başına hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu elde edemese de ortaya çıkan tablo, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya tarihinde aşırı sağın ulaştığı en güçlü seçim sonuçlarından biri. Parti, 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 sandalye kazanarak hükümet kurmak için gereken 42 sandalyenin hemen altında kaldı. AfD’nin başarısını yalnızca göç veya milliyetçilik üzerinden açıklamak yetersiz olur. AfD’nin yükselişi, Doğu Almanya’da birleşme sonrası yaşanan ekonomik dönüşüm, artan toplumsal eşitsizlikler, geleneksel merkez partilere duyulan güvensizlik ve geniş kesimlerin mevcut siyasal düzenden uzaklaşması gibi daha eski süreçlerle birlikte ele alınmalıdır. World Socialist Web Site (WSWS) de seçim sonuçlarını bu çerçevede değerlendiriyor. WSWS’ye göre AfD’nin yükselişi, yalnızca aşırı sağın kendi propaganda başarısının sonucu değildir; aynı zamanda SPD, Sol Parti ve sendikaların uzun yıllardır izlediği politikaların yarattığı siyasal boşluğun bir ürünüdür. Makale, işçi sınıfının biriktirdiği öfke ve hayal kırıklığının, güçlü bir sol alternatifin yokluğunda sağ tarafından yönlendirildiğini savunuyor.
Aşağıdaki metin, Peter Schwarz tarafından kaleme alınan ve 6 Eylül 2026 tarihinde World Socialist Web Site de yayımlanan “Social Democrats, Left Party, unions responsible for far-right Alternative for Germany’s record election result” başlıklı makalenin çevirisidir. World Socialist Web Site, 1998 yılında yayın hayatına başlayan uluslararası bir Marksist yayın platformudur. Dördüncü Enternasyonal Uluslararası Komitesi (ICFI) ile bağlantılı olarak yayımlanan site, kendisini Troçkist gelenek içinde konumlandırmaktadır. Makalenin yazarı gazeteci Peter Schwarz ise Dördüncü Enternasyonal Uluslararası Komitesi’nin sekreteri ve WSWS yayın kurulunun üyelerinden biridir. Almanya siyaseti, uluslararası ilişkiler ve sınıf mücadeleleri üzerine makaleler yazmaktadır.
AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerindeki başarısı, Sosyal Demokrat Parti (SPD), Sol Parti ve sendikalar açısından ciddi bir siyasi sorgulama anlamına geliyor. Nazi dönemini küçümseyen, göçmenlere yönelik düşmanlığı körükleyen, kültür ve eğitim alanlarını kendi ideolojik çizgisine göre şekillendirmeye çalışan ve daha otoriter bir devlet anlayışını savunan aşırı sağcı parti, yüzde 78 gibi yüksek bir katılım oranının olduğu seçimlerde oyların yüzde 43,8’ini aldı. Bu sonuç, Nazi Partisi’nin 1933’te iktidara gelmesinden önceki seçimlerle karşılaştırıldığında da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Naziler, Hitler’in Ocak 1933’te iktidara gelmesinden önce yalnızca iki eyalet seçiminde daha yüksek oy oranlarına ulaşmıştı: Mayıs 1932’de Oldenburg’da yüzde 48,4 ve Haziran 1932’de Mecklenburg-Schwerin’de yüzde 49. Bugünkü Saksonya-Anhalt bölgesinin bir parçası olan Anhalt’ta ise Naziler Nisan 1932’de yüzde 40,7 oy alarak ilk Nazi eyalet hükümetlerinden birinin kurulmasının önünü açmıştı. Hitler’in iktidara gelmesinden önce yapılan son Reichstag seçiminde (Kasım 1932) Nazi Partisi yüzde 33,1 oy almıştı.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından hiçbir aşırı sağ parti, Almanya’da bu ölçekte bir seçim başarısı elde edemedi. Ancak bu sonuç, AfD’ye oy veren herkesin Nazi olduğu anlamına gelmez. AfD, klasik anlamda faşist bir kitle partisi değildir. Fakat partinin yükselişi, Almanya’daki siyasal alanın genel olarak sağa kaymasının ve geçmişte işçi sınıfının çıkarlarını temsil ettiğini söyleyen partiler ile sendikaların yarattığı hayal kırıklığının bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bu yapılar, uzun yıllar boyunca işçilerin beklentilerini karşılamaktan uzaklaştıkça, ortaya çıkan öfke ve hoşnutsuzluk AfD tarafından kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanılabildi.
Sol Parti ise bu süreçte özellikle çelişkili bir rol oynamaktadır. Parti, söylem düzeyinde sol politikaları savunurken, pratikte çoğu zaman sağ politikaların uygulanmasına ortak olmaktadır. Konuşmalarında Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sosyal Demokrat Parti’yi (SPD) eleştirse de kritik dönemlerde bu partilerle birlikte hareket etmektedir. Eyalet hükümetlerinde yer aldığı dönemlerde sosyal devletin geriletilmesine yönelik politikalara da destek vermiştir. Saksonya-Anhalt’ta Sol Parti, seçimlerden önce bile AfD’ye karşı CDU liderliğinde kurulacak bir hükümete destek verebileceğinin sinyalini vermişti. Seçimden yalnızca üç gün önce IG Metall sendikası da sendikaların büyük şirketlerle kurduğu ilişkiye dair tartışmaları yeniden gündeme getiren bir adım attı. Sendika, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler sonucunda Volkswagen’de 50 bin istihdamın ortadan kaldırılmasını kabul etti.
SPD, Sol Parti, Yeşiller ve sendikalar; NATO’nun Rusya’ya karşı yürüttüğü politikaları, Ortadoğu’da Filistinlilere yönelik savaşı ve Avrupa Birliği’nin göç politikalarını destekleyerek AfD’nin eleştiri alanlarının oluşmasına katkı sağladılar. AfD de seçim kampanyasında bu durumu etkili biçimde kullandı. Parti, Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıktı; Rusya ile yaşanan gerilimin tırmanmasının savaşı Almanya’ya taşıyabileceğini savundu. Aynı zamanda ekonomik toparlanma ve sosyal yardımlarda artış vaatlerinde bulundu. Ancak bu söylemleri, güvenlik, asayiş ve göçmen karşıtı politikalarla birleştirerek milliyetçi bir çerçeveye oturttu.
Diğer partilerin oluşturduğu birleşik cephe siyaseti ise AfD’nin daha da güçlenmesine yol açtı. Son seçimde katılım oranı bir önceki seçime göre yaklaşık yüzde 20 arttı ve bu durum AfD’nin lehine sonuçlandı. Parti, kamuoyu yoklamalarının öngördüğünden çok daha yüksek bir oy oranına ulaştı. AfD’ye yönelen oyların önemli bir bölümü, daha önce seçimlere katılmayan veya mevcut siyasal sistemden tamamen uzaklaşmış seçmenlerden geldi. Bu durum, geleneksel partilere duyulan güvensizliğin boyutunu da gösteriyor.
CDU ise seçimin en büyük kaybedeni oldu. Parti, toplumdaki desteğini büyük ölçüde yitirerek oy oranını yüzde 37,1’den yüzde 17,4’e düşürdü. Bu gerileme yalnızca eyalet başbakan adayı Sven Schulze’nin performansıyla açıklanamazdı. Asıl sorun, federal düzeyde Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki CDU’ya yönelik artan memnuniyetsizlikti. Merz, Almanya siyasetinde kamu desteği en düşük başbakanlardan biri haline gelmişti. CDU büyük bir kayıp yaşarken, SPD, Sol Parti ve Yeşiller de seçimden önemli bir kazanımla çıkamadı. Üç parti de yaklaşık yüzde 9 seviyesinde oy aldı. Sol Parti oylarının yaklaşık yüzde 2’sini kaybederken, SPD yalnızca yüzde 0,5 oranında bir artış elde etti. Yeşiller ise oylarını yaklaşık yüzde 3 artırdı.
Önceki eyalet hükümetinde yer alan Hür Demokrat Parti (FDP) ise yüzde 4 oy kaybederek yüzde 2,5’te kaldı ve eyalet parlamentosuna giremedi. Sahra Wagenknecht liderliğinde Sol Parti’den ayrılan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise parlamentoya kıl payı girmeyi başardı. Parti, seçim öncesinde AfD ile bazı konularda iş birliğine açık olabileceği yönünde açıklamalar yapmıştı.
Ortaya çıkan tablo, eyalet parlamentosunda siyasi bir kilitlenme yarattı.
AfD, tek başına hükümet kurabilmek için gerekli çoğunluğa ulaşmaya yalnızca üç sandalye uzak kaldı. CDU, Yeşiller, SPD ve Sol Parti’nin toplam sandalye sayısı da hükümet kurmak için gereken çoğunluğun üç sandalye altında kalıyor. Bununla birlikte CDU’nun federal düzeyde aldığı “Sol Parti ile iş birliği yapmama” kararı, iki parti arasında doğrudan bir koalisyon kurulmasının önünde engel oluşturuyor. Beş sandalyeye sahip Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ise bu denklemde kilit bir konuma sahip. Ancak BSW, CDU’dan bir başbakan seçilmesine karşı çıkıyor ve şu ana kadar AfD ile bir koalisyon kurma ihtimalini de reddetti.
Bu siyasi belirsizliğin aylarca sürmesi mümkün görünüyor. Çünkü mevcut başbakan adayı Sven Schulze, yerine yeni bir isim seçilene kadar görevini sürdürecek ve eyalet anayasasında bunun için belirlenmiş kesin bir süre bulunmuyor. Bununla birlikte farklı senaryolar da gündemde. CDU veya BSW’nin AfD ile bir uzlaşmaya varması ya da bazı CDU milletvekillerinin parti değiştirmesi ihtimaller arasında bulunuyor. CDU içinde böyle bir gelişmeye sıcak bakan kesimler olduğu gibi, AfD de büyük ölçüde bu olasılığa güveniyor. Bu partiler arasında temel politik başlıklarda sanıldığı kadar büyük bir mesafe bulunmuyor.
Önümüzdeki haftalar ve aylar yalnızca Saksonya-Anhalt’ta değil, Almanya genelinde önemli siyasi tartışmalara ve krizlere sahne olabilir. İşçi sınıfı bağımsız bir siyasal aktör olarak sürece müdahil olmadığı takdirde, bu kriz ortamı AfD’nin daha fazla güç kazanmasına yol açacaktır.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SGP) cumartesi günü yayımladığı “Almanya İçin Alternatif’e karşı mücadele kapitalizme karşı mücadeleyi gerektirir” başlıklı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Sağa yöneliş, iktidardaki partiler arasındaki parlamenter manevralarla durdurulamaz. Gerekli olan, işçi sınıfının savaşa, sosyal kesintilere ve bunların temelinde bulunan kapitalist sisteme karşı bağımsız bir mücadele yürütmesidir. Böyle bir mücadele, AfD’nin bugün demagojisini yaydığı toplumsal zemini ortadan kaldıracak ve gerçek sınıfsal ayrımları görünür hale getirecektir: AfD, sıradan insanların çıkarlarını temsil etmez; sermayenin, militarizmin ve otoriter devlet anlayışının yanında yer alır.”
Peter Schwarz – 6 Eylül 2026


