El Yazmaları’nın notu: 5-14 Temmuz tarihleri arasında Samandağ ve Defne’de gerçekleştirilen Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’nin ardından festivale emek veren gönüllülerin ve festival emekçilerinin değerlendirmelerini içeren bir dosya hazırladık. Dosyamızın ilk yazısını okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.
Samandağ sokaklarında, Temmuz sıcağının altında yürürken içimde hep aynı his vardı: Yabancısı olduğum bir yerde, yabancı hissetmemek…
Antakya’ya bu kadim coğrafyaya ilk adımımdı. Arap Alevi halkıyla, onların dünyasıyla ilk temasım… Depremin üzerinden geçen zamana rağmen şehir hala ağır bir enkaz kasvetiyle sarmalanmıştı, halkın inanılmaz neşesi bile bu kasveti engelleyemiyordu. Sokak aralarında yükselen, hafızayı ve tarihi silmeye yeminli soğuk TOKİ şantiyeleri gölgesinde, insana çaresizlik aşılayan kentsel politikayı görmemek mümkün değildi. Kel Dağı’nın diğer tarafında, Lazkiye sınırının ötesinde süren Suriye savaşının, cihatçı çetelerin Arap Alevi halkalarına yönelik katliam ve Arap Alevi kadınlarına yönelik köleleştirme ve sünnileştirme tehdidinin yarattığı ağır, sınır boyu gerilimi de cabasıydı. Küresel emperyalist çıkarlarla iç içe geçen bu politikalar, Samandağ halkını bilerek ve istenerek hüznüne, kederine ve yapayalnızlığına terk etmişti.
Bu kuşatılmışlığın tam ortasında hummalı bir hazırlık yürütüyorduk. Ellerimizde kendi bastığımız, kendi ellerimizle kestiğimiz bildirilerle sokak sokak, ev ev geziyorduk. Ne zaman bir kapıyı çalsak içimdeki yabancılık duygusu yerini bambaşka bir şeye bıraktı. Temas ettiğimiz her ev bizi içeri buyur ediyor, sofrasına davet ediyordu. Dışarıya karşı haklı güvensizlikleri ve yabancılardan çekinceleri olduğunu biliyordum ama o eşiklerden içeri adım attığım anda hissettiğim o inanılmaz misafirperverlik ve içten gelen neşe bana çok tanıdık bir şeyi hatırlattı. Coğrafyalar ve diller farklı olsa da bir Kürt kadını olarak bu dışlanmışlık, bu yalnız bırakılmışlık ama aynı zamanda evlerin içindeki kırılmaz sıcaklık bende çok derin ve çok sahici bir duygu uyandırdı. Bu halkın dilindeki hüzün de o neşeli inat da yabancısı olduğum bir şey değildi. Kendimi evimde gibi hissettim.
Öz Gücün Mutfağında Yaşamı Yeniden Kurmak
Evvel Temmuz, aslında bu topraklarda 4000 yıllık geçmişi olan bir hasat bayramı, yaşamın ve doğanın yeniden doğuşunun kutlaması. Uzun yıllar boyunca asimilasyon politikaları ile baskılanan bu kadim gelenek, yirmi yılı aşkın süredir yapılan ancak son beş yıldır bu toprakların kendi çocukları ve dışarıdan gelen biz gönüllülerin omuz omuza verdiği öz güçle, yaşamı doğrudan kalbinden yakalayan iradesiyle yeniden canlandırılıyor. Bu ekip, kelimenin tam anlamıyla bu topraklarda sözün, geleceğin ve yaşamın kurucu ortağı olmaya talip; ama bunu tepeden inme bir akılla değil, etkinlik alanına sandalye taşırken sırtından akan terle yapıyor.
Bu festivalin arkasında ne devasa bütçeler ne sponsorlar ne de devlet icazeti var. Organizasyonun her bir aşamasını tamamen kolektif bir emekle, tırnaklarımızla kazıyarak hazırladık. Piyasa ilişkilerine yaslanmayan bu alternatif, tek taraflı bir fedakârlık da değildi üstelik. Biz alanı kurarken, mahalleli halk her gün evlerinde, mutfaklarında hazırladıkları yemek tencerelerini festival ekibine taşıyordu. Paylaştığımız her lokmada, elbirliğiyle dizdiğimiz her sandalyede “öz güç” denilen nefes ete kemiğe büründü.
Defne’nin Dalında Barış, Köklerimizde Direniş
Festivalin ilk günü, unutturulmaya çalışılan tarihi geleneği hatırlatmak ve yaşatmak için kadınların Arapça atışma atölyesiyle yani “Haha” söyleyişiyle başladı. Söylenenleri kelimesi kelimesine anlamıyordum, anlamak gibi bir derdim de yoktu çünkü asıl amaç o sesin kendi dilinde ve kültüründe özgürce yankılanması, o kolektif hafızanın uyanmasıydı. Yaşlı teyzelerin ve genç kadınların o alanda kendi aralarında kurdukları muazzam neşe, kuşaklar arası aktarım ve yarattıkları bağımsız özgürlük alanı, dışarıdan taşınma bir teoriye ihtiyaç duymayan, bu toprakların kendi bağrından fışkıran köklü bir feminist bilincin kanıtı gibiydi.
Hemen ardından gerçekleştirdiğimiz ekoloji paneli ise bizi devletin Samandağ’daki sömürgeci gerçekliğiyle yüzleştirdi. Panel, depremden sonra halkın el konulan, AKP iktidarı tarafından acele kamulaştırılan araziler üzerine dikilen TOKİ konutlarının yoğunlukta olduğu Kurtderesi Mahallesi’nde gerçekleşti. İnsanların daha ekin dönemindeyken, üzerindeki meyvelerle acımasızca kesilerek ellerinden alınan zeytinliklerin, mandalina ağaçlarının dibindeydi. Buraya yapılan devasa yapılar, yerel halkın ihtiyacından çok daha fazlasıydı; belli ki bölgenin demografik yapısını bozmak, asimilasyonu kalıcı kılmak için dışarıdan getirilecek yeni kesimlere hazırlanıyordu yataklar. Tıpkı yıllar önce köylerin boşaltılıp, insanların topraklarından sürülüp yerlerine başkalarını yerleştirildiği o karanlık tarihsel hafıza gibi, bugün de deprem yıkımı Arap Alevi halkının kültürünün reddedildiği ve bundan rantın sağlandığı bir fırsata dönüştürülüyordu. Bu panel, sadece ekoloji üzerine bir söyleşi değildi; toprağına el konulan halkın içindeki o sıkışmış öfkeyi, o haklı isyanı harekete geçirmek, bilince çıkarmak için kurulan bir barikattı.
İkinci günün sabahında, sistemin asimilasyon kıskacından en çok nasibini alan, kendi diline ve kültürüne yabancılaştırılmak istenen gençlerle buluştuk. Gençlerle bağ kurmanın yolu boya kutularından, fırçalardan ve o esnada bize eşlik eden müzik dinletisinden geçti. Depremden sağ çıkmayı başarmış bir duvara genç ellerle festivalin şiarını nakşettik: “Defnenin Dalında Barış, Köklerimizde Direniş Var.”
Akşamında ise sahilde bir halk şenliği vardı. Sadece yan yana eğlenmeye gitmemiştik o alana, halkla kelimenin tam anlamıyla hemhal olduğumuz bir alandaydık. Ezgilerin arasında kurulan her söz, festivalin yaşamı ve kültürü yeniden kurma niyetini doğrudan ortaya koyuyordu. Şarkılar ve aralardaki dokunuşlar birbirini tamamlıyor, acının ortasında yan yana durabilmenin, ortak yaşam iradesini sahilde hep birlikte yeniden üretmenin hakiki bir zeminini yaratıyordu.
Kederden Öz Örgütlenmeye Doğru
Üçüncü gün, eş zamanlı çocuk atölyelerinde yükselen kahkahalarla başlayan günün devamında Alevi Örgütlenmesi ve Mücadele Yolları Forumu vardı. Forum adından da anlaşılacağı üzere, Arap Alevi halkının güncel sorunlarını anlamak, uğradığı katmerli ihanetler karşısında kendi öz örgütlenmesini nasıl kuracağını konuşmak için bir araya geldiğimiz hayati bir zemindi. Açıkçası bu ana kadar, buradaki halkın içe kapanıklığının arkasındaki o derin politik bilincin boyutunu tam olarak kavrayamamıştım. Forumda halkın içinden gelen sorular, dile getirilen kaygılar ve öz örgütlenme arayışları bana çok net bir şeyi gösterdi: Karşımda sadece kaderine ve kederine terkedilmiş, mağdur bir halk yoktu. Aksine, inanılmaz dinamik bir politik bilince sahip, fakat uğradığı ağır yalnız bırakılmışlıktan dolayı içe kapanmış, kendilerine yol açacak örgütlü ve kararlı bir iradeyle buluşmayı bekleyen bir potansiyel vardı.
Festivalin Samandağ ayağının son günü “NATO’ya HAYIR” demek için sokağa çıktığımız yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Mahalleli esnaf belki o an fiilen korteje ciddi bir katılım sağlamadı ama yürüyüş boyunca pencerelerden, kapı önlerinden bize bakan gözlerdeki umudu, sessiz ama çok güçlü desteği çok net görebiliyordum. Bu yürüyüş, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçisi AKP’ye karşı bu halkın yalnız ve sessiz olmadığını gösteren güçlü bir gövde gösterisiydi. Yürüyüşün ardından yapılan “Emperyalist Savaş, Ortadoğu ve Aleviler” paneliyle de bu politik sözü teorik ve pratik olarak tamamladık. Samandağ halkı, küresel altüst oluşların tam sınırında, kendi sözü ve politik iradesi olan tarihsel bir özne olduğunu o alanda bir kez daha haykırdı.
Geleceğin Kurucu İradesi Olmak
Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali, benim için sadece bir kültür-sanat festivali deneyimi değildi. Savaşın, demografi mühendisliğinin ve depremin kuşatmasında yalnızlığa ve yok olmaya mahkum edilmek istenen bir halkın, edilgen bir mağduriyeti reddederek kendi kaderini tayin etme, yani özneleşme meselesiydi.
Yanı başımızdaki, kapı komşumuz esnafın “Siz gidince bu sokak sessizleşecek” kaygısına inat; biz o sokaktan çekilsek bile arkada o sessizliği yırtacak bir öz örgütlenme iradesi, uyanmış bir dil ve örgütlü bir öfke bırakmaktı niyetimiz. Bu festivali örgütleyenlerin, bildiriyi kesen makası tutan ellerin, yemeği pişirenlerin ve sandalyeleri dizenlerin talip olduğu pozisyon; halkın bağrındaki saklı potansiyeli ve kadınların kurucu feminist bilincini yarını kuracak örgütlü bir güce dönüştürmektir. “Ma rıhna, nehna hon” demenin, köklerimizle direnmenin ve Antakya’nın haklı hüznünü isyana dönüştürmenin adıdır Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali.


