Devlet-Sermaye Kıskacında Göçmen Emeği

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 26 Haziran Cuma günü düzenlenen Göç konulu İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda sivil toplum kuruluşları (STK) temsilcileri ile bir araya geldi. “Gönüllü” geri dönüşler, göçü “kriz” yerine bir fırsat olarak değerlendirme ve düzensiz göç ve insan kaçakçılığı ile mücadele gibi konuların yanı sıra toplantının en önemli çıktılarından biri Geçici Koruma altındaki Suriyelilerin çalışma izninden muafiyetinin açıklanması oldu. Peki, 15 sene boyunca en düşük ücretlere, güvencesiz, kayıt dışı ve sömürünün en yüksek olduğu alanlarda çalıştırıldıktan sonra Suriyelilere bahşedilen bu lütfun sebebi ve sonuçları ne olabilir?

2011 yılında başlayan Arap Baharı ve onu izleyen Suriye iç savaşı sonrası Türkiye ülkeden gelen sığınmacıları açık kapı politikası ile karşılamış ve hukuki bir karşılığı olmayan “misafir” statüsüne layık görmüştü. Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne “coğrafi kısıtlama” şerhi ile taraf olması nedeniyle Suriyeliler, Batı ülkeleri dışından gelen başka sığınmacılar gibi, “mülteci” statüsü kapsamına girmiyor. Buna ek olarak, uluslararası korumaya dair kanuni bir dayanağın eksikliği dolayısıyla Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) ve Geçici Koruma (GK) Yönetmeliği 2014’te kabul edilene kadar Suriyelilerin yasal statüsü ve hakları konusundaki belirsizlik devam etti. GK altındaki Suriyelilerin çalışma iznine dair yasal düzenleme ise ancak 2016 yılında yürürlüğe girdi. Fakat oldukça kısıtlayıcı olan bu yönetmelik beraberinde katlanan mağduriyetler getirdi. Yasal sınırların çizilmesi demek yasa dışı veya kayıt dışı olanın da belirlenmesi demektir. Bu sebeple yasalar ne kadar kısıtlayıcı olursa, o kadar fazla kişiyi yasanın dışına iter ve sömürüye açık bırakır. Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İznine Dair Yönetmelik ise bu durumun en iyi örneklerinden biri olarak karşımıza çıkar.

Yönetmeliğe göre GK altındaki bir Suriyeli adına çalışma iznine başvurulabilmesi için koruma kaydının yapıldığı tarihten en az 6 ay geçmiş olması gerekir. Herhangi bir işyerinde çalıştırılan Suriyelilerin sayısı Türkiye vatandaşlarının en fazla %10’u kadar olabilir. Ve en önemlisi, çalışma izni başvurularını işverenlerin çalışma izni kart ücretini ödeyerek yapması gerekir. Bunun yanı sıra çalışma izinlerinin her sene yenilenmesi beklenir.

2016 yılı itibarıyla bütün bu gereklilikler çalışma iznini işverenin inisiyatifine bırakırken Suriyelileri de kayıt dışı çalışmaya itmişti. 2024 yılında GK altında 2 milyon 901 bin 478 kişi varken, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre çalışma izni verilen Suriyelilerin sayısı 117 bin 334’tü. İşverenler ne uğraşmak istiyorlar ne de ek ücret veya Suriyeli çalışana asgari ücret ödemek zorunda kalmak istiyorlardı. Kısacası, bu düzenleme ile özellikle tekstil gibi kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu alanlarda Suriyeli işçiler kolayca sömürülebilir, ucuz ve geri gönderilme korkusu/tehdidi ile disipline edilebilir bir işgücü rezervi sağlamış oldular.

Başka bir deyişle, devlet eliyle kazılan bu rezerv altın tabakta sermayeye sunulmuştu. Bunun kanıtı olarak ise 2023 yılına gelene kadar (2019 harici) işyeri baskınlarının sembolik düzeyde kalması gösterilebilir. Peki, halihazırda fiiliyatta kayıt dışı istihdam sürerken ve 2024’ten beri çalışma izni başvurularına ret gelirken bu muafiyet aslında neyi değiştirdi?

Suriye’de Esad rejiminin 2024 Aralık’ta düşmesinden 2-3 yıl önce Türkiye bir geri gönderme politikası izleyerek “kullanıp atılabilir” göçmen emeğinin (disposable labour) bir kısmını ülke dışına göndermeye başlamıştı. 2022 itibarıyla Türkiye’de Geçici Koruma altında bulunan Suriyeliler geri gönderilebilir (deportable) (De Genova 2002) olmaktan çıkarak sınırdışı rejiminin (Peutz and De Genova 2010) mekanizmalarından geçirilerek ülkelerine geri gönderilmeye başlanmıştı. Gönderilemeyenler ise bu mekanizmalar tarafından yıldırılarak geri dönmeye zorlanıyordu.

Yıldırma pratikleri arasında şehrin her yerine yayılmaya başlayan göç mobil araçları, GBT’ler, ev baskınları ve en önemlisi iş yeri baskınları da vardı. Geri gönderme politikaları göçmen işçiyi korkuyla disipline etmenin yanı sıra sermayenin de elini sıkıştırmış ve kayıt dışı göçmen işçi istihdam etmeyi zorlaştırmıştı. 2021 Aralık’tan Baas rejiminin düşüşüne kadar 3 sene içerisinde 1 milyon 200 bin Suriyeli “gönüllü” olarak Suriye’ye geri gönderilmişti. Sermaye için hem ucuz işgücü rezervi gittikçe daralmış hem de kayıt dışı istihdam riskleri artmıştı.

Peki Çiftçi’nin “Suriyelilerin karşıladığı iş gücü ihtiyacını da dikkate alarak çalışma izni alma zorunluluğunu kaldırdık ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara çalışma izni muafiyeti getirdik” açıklaması ne anlama geliyor ve sonuçları ne olabilir? Çalışma izni muafiyeti, devletin sermayeye uluorta açtığı bir kapı olarak yorumlanabilir. Muafiyet, göç yönetiminin sıkılaştığı yıllardan bariz bir dönüş ile kayıt dışılığın artık cezalandırılmayacağının ilanı ve ucuz göçmen emek gücünün istihdama dahil edilmesinin bir teşviğidir. Ercüment Akdeniz’e göre muafiyet uygulaması ile mali yeterlilik ve gerekli istihdam şartlarının da kalkmasıyla bu şartları karşılamayan işyerlerinde işçilerin alacakları ve hakları riske girebilir; bu durum kuralsız ve güvencesiz çalışmanın önünü iyice açabilir. Çalışma izni muafiyeti aslında sorunlu bir yönetmeliği ortadan kaldırarak göçmen işçilerin istihdamının önünü açacak gibi görünürken, önündeki yasal engelleri kaldırarak kayıt dışı sömürüyü daha da artıracaktır.

Geçici Koruma altında hâlâ Türkiye’de ikamet eden 2 milyon 259 bin Suriyeli’nin işgücüne katılım yaşına gelmiş bir kısmı ucuz ve güvencesiz işgücü rezervini oluştururken, Türkiyeli işçilerin de bir kısmının yedek işgücü rezervine itilmesiyle Harvey’nin (2003) dediği gibi, mülksüzleştirme yoluyla birikimin (accumulation by dispossession) önü iyice açılacaktır. Sömürü artar ve işverenler zenginleşirken hem Suriyeli hem de Türkiyeli işçi gittikçe fakirleşerek mülksüzleştirilecektir. Ne kısıtlayıcı çalışma izni düzenlemeleri ne de muafiyet çözüm olarak görülebilir, ikisi de farklı şekillerde sömürüyü katlayan adımlardır. Çalışma izni muafiyet üzerinden değil, bir hak olarak kanunda tanınmalı ve yasal şartlar işçiyi gözetecek ve güvenceli, insanca çalışma koşullarını sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Bu şartların sağlanması için Türkiyeli ve Suriyeli işçi yan yana mücadele vermelidir.

KAYNAKÇA

De Genova, Nicholas P. 2002. “Migrant ‘Illegality’ and Deportability in Everyday Life.” Annual Review of Anthropology 31: 419-447.

Harvey, David. 2003. The New Imperialism. Oxford: Oxford University Press.

Peutz, Nathalie, and Nicholas De Genova. 2010. “The Deportation Regime: Sovereignty, Space, and the Freedom of Movement.” In The Deportation Regime: Sovereignty, Space, and the Freedom of Movement, edited by Nathalie Peutz and Nicholas De Genova, 1-29. Durham and London: Duke University Press.