Son günlerde sosyal medya mecralarının birçoğunda “çocuksuz mekân” taleplerinin giderek yükseldiğine şahit oluyoruz. Çocuksuz oteller, çocuksuz lokantalar, çocuksuz kafe talepleri yükseliyor. Temelinde “rahat etmek”, “kafa dinlemek” gibi masum görünen bireysel istekler barındırsa da gelin bu talebin tam olarak nelere denk düştüğüne yakından bakalım.
Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı’nın çocukların suça sürüklenmesini önlemek adına attığı en somut ve en etkili(!) yasa; 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya hesaplarına kimlik zorunluluğu getirmek oldu. Toplumun bir kesiminde epeyce alkış toplayan bu adımlar, çocuk hakları açısından elbette baştan aşağı sorunlu. Yasaklama zihniyetinin, halihazırdaki sorunları çözmek şöyle dursun daha büyük krizlere sebep olduğunu defalarca yaşamış olmamıza rağmen, hâlâ bu yasaklardan medet umanlar var. Ama bıkmadan anlatmaya devam edeceğiz.
Çocuksuz AVM, Otel, Uçak; Peki ya Çocuklu Fabrika, Tarla, Hapishane?
Çocuklar hemen her yerde bir şekilde var olmaya çalışıyorlar. Bazen çok hoşumuza giden pürüzsüz alanlarda, bazen de sırf canımızı sıktığı ve estetiğimizi bozduğu için görmek istemediğimiz kuytularda… Çocuklar; hakları yetişkinler, devlet ve kanunlar tarafından defalarca gasp edilen, hak arayışı konusunda sürekli önü kesilen ama buna rağmen toplumun devasa bir kısmını kaplayan öznelerdir.
Haliyle, çocukların var olmadığı steril alanlar talep etmek, en açık ve en hafif tabiriyle “sınıfsal bir kibirdir”. Kamusal alanları çocuklardan arındırmaya çalışmak, açık bir “mekânsal dışlama” girişimidir. Tarih boyunca birçok yoksul azınlık gruba uygulanan ve varoşları/gettoları yaratan zihniyet de tam olarak budur.
Toplum, çocukların “gürültü” yaptığı kamusal alanlarda (otellerde, uçaklarda) onların görünmez olmasını talep ederken; çocuk işçiliğinin tavan yaptığı tarlalarda, tekstil atölyelerinde veya anneleriyle birlikte parmaklıklar arkasında büyümek zorunda kalan çocukların görünmezliğine göz yumuyor, hatta bunu normalleştiriyor. “Rahatsız eden” çocuk sesinden kaçan yetişkinler, çocukların emeğinin sömürülmesinden veya adalet sisteminin dişlileri arasında ezilmesinden nedense rahatsız olmuyor!
Yine yakın zamanda gördüğümüz bazı AVM’lerin belli yaş grubu çocuklara giriş yasağı uygulaması da bizi şaşırtmadı. Çünkü devlet, kurumlar ve toplum; güvenli bir çevre, sosyal adalet ve eşit eğitim gibi kendi asli sorumluluklarını yerine getirmek yerine, çocukları mekânların dışına iterek sözde suçları engellemeye çalışıyor. Çocukların zaten sınırlı olan hareket alanlarını daha da daraltıyorlar. Günün sonunda fatura yine çocuklara kesiliyor.
Çocuksuz Toplum=Kadınsız Toplum
Madalyonun bir de toplumsal cinsiyet boyutu var: Kamusal alanda olmasını istemediğimiz her çocuk, doğrudan yanında ona bakım vereni de götürür. Bu kişi de bizim gibi geleneksel kodlara sahip, patriyarkanın güçlü olduğu coğrafyalarda genelde kadınlar yani annelerdir. Dolayısıyla “çocuksuz toplum” talebi, örtülü bir “kadınsız toplum” talebidir aslında.
İstenen düzen tam olarak şu: Çocuğuyla tatile gidip göz zevkimizi bozmasın ama gerekirse tarlada birlikte çalışsınlar!
Sosyal medyada köpürtülen bu trend, kapitalizmin ve dijital medyanın tüm araçlarıyla damıttığı “pürüzsüz konfor” çılgınlığının ve “parası olanın her şeyi hak ettiği” yozlaşmasının bir yansımasıdır. “Param varsa kendinden olmayana saygı duymak, onu kabul etmek veya ona hoşgörü göstermek zorunda değilim” fikri, bir toplumun ortak yaşam kültürünü kökünden dinamitler.
Özetle;
Çocukların olmadığı bir dünya daha huzurlu değil; aksine daha bencil, daha çorak ve daha tehlikelidir. Bugün çocukları sığdıramadığımız o kamusal alanlara, yarın hiçbirimizi sığdırmazlar. Bugün çocuksuz otel isteyen zihniyet, yarın kadınsız otobüs, erkeksiz market, yaşlısız kafe talep edecek gücü kendinde bulabilir.
Kendinden olmayana, daha da doğrusu kendinden daha zayıf gördüğüne karşı başlatılan bu mikro-faşizmin ve hoşgörüsüzlük halinin kurumsallaşmasına izin vermemek, bu tip “tartışmaların” yalnızca ayrımcılık ve faşizme yaradığını görmek gerekiyor. Çocuklarla ilgili yapılacak en temel ve acil şey, çocukların eğitim, barınma, eğlenme ve hareket etme haklarını yatay ve eşit bir düzlemde daima savunmak olmalı. Her koşulda hem de.
Çocuklar için, çocuklarla birlikte ve bazı yetişkinlere rağmen…


