Yaklaşık iki hafta önce Varto Ekoloji Platformu’nun düzenlediği JES karşıtı mitinge katılmak için Varto’daydım. Bu yazıda doğrudan bu miting ve onu takip eden birkaç günde bu yerel direniş hakkında edindiğim gözlemleri paylaşmak istiyorum. Varto ve Karlıova hattında yaşam için köy köy, mahalle mahalle örgütlenen bu direniş, Türkiye’nin yakın tarihinde gözlediğim en başarılı yerel ekoloji direnişlerinden biri olduğu için üzerine düşünmeyi hak ediyor. Başarı sonuçtan değil mücadele sürecinden geliyor, çünkü henüz projenin iptali gerçekleşmedi. Bu süreçte direniş, yalnızca iki ayda yerel düzeyde kitlesel bir destek bularak yerel meclislerini kurdu, ulusal ve uluslararası çapta ağlar ve bağlar oluşturarak yüzü aşkın temsilciden oluşan Varto Ekoloji Platformu’nu ortaya çıkardı. 3 Mayıs’ta ise halk sondaj çalışmasının yapılması beklenen yerde çadır nöbeti başlatarak kararlılığını bir kez daha ortaya koydu.
Doğanın Çocukları’ndan dört yoldaşımla birlikte 24 Nisan günü Varto-Der’in ayarladığı araçla bir sonraki gün gerçekleşecek miting için Ankara’dan Varto’ya doğru yola çıktık. Araçta yaklaşık 40 kişi vardı ve daha pek çok Vartolu ve yaşam savunucusu İstanbul, İzmir, Adana, Mersin gibi illerden bu miting için yola çıkmıştı. 25 Nisan sabahı Kox Meydanı’na indiğimizde “Doğa, Yaşam, Özgürlük” diye bağıran binlerce kişiyle karşılaştık.
Proje hakkında
JES projesi aslında 2023 tarihinde gelen bilirkişi keşiflerine dayanıyordu. Ancak yetkililer tarafından halka bunun deprem fay hatlarına dair bir araştırma olduğu söylenmiş. Ve 1966 yılında yaşanan depremin hafızasını taşıyan halk da deprem korkusundan bu keşiflere izin vermiş. Köy ve mahalle muhtarları bazı resmi belgelere imza atmaları için çağrılınca durumun asıl yüzü ortaya çıkmış. Bu yılın ocak ayının sonlarına doğru proje kamuoyu ile paylaşılınca direniş kısa bir zaman içinde örgütlenmeye başlamış.
Vartolular, direnişin örülmesinde bizim de gece konakladığımız köy olan İçmeler’in muhtarı ve onunla birlikte hareket eden Vartoluların köy köy, mahalle mahalle gezerek JES projesinin zararlarını halka anlatmasının önemli bir yer tuttuğunu söylediler.
Varto ve Karlıova’nın köylerinde halk genellikle hayvancılık ve tarımla geçimlerini sağlıyor. Bu hatta 22 köyü etkileyecek olan JES’ler halkın geçim kaynağını oluşturan meraları ve su havzalarını zehirleyecek. Bu durum Aydın/Germencik incirinin neredeyse kökünü kurutan JES projesi ile aynı etkiye sahip olabilir. Ayrıca bölgede eşsiz güzellikte flora ve fauna varlığı ve biyoçeşitlilik büyük oranda tahrip edilecek.
Genellikle Kürt-Alevilerden oluşan halkın inanç merkezlerinden de geçen proje buraların yıkımına sebep olacak. Bu, yıllardır burada yaşayan halkın yaşam alanlarının yıkıma uğratılması ile birlikte göç etmesine, işçileşmesine, kültürel hafızasının silinmesine neden olacak. Bu gibi tehlikelerden ötürü direniş kısa bir süre içinde yerelden kitlesel bir destek buldu. Varto halkı projeyi istemiyor.
İçmeler köyü muhtarı ve Varto Ekoloji Platformu Sözcüsü Çayan Dursun’u ziyaretimizde anlattıklarına göre Vartolular kara kışa rağmen kısa bir süre içinde mücadeleye katılmış ve karar alma süreçlerini demokratikleştirmek amacıyla köy ve mahalle meclisleri kurmaya başlamışlar. Ayrıca faaliyetlerini yerel düzeyde sınırlamayıp hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki şehirlerde Vartolu göçmenlerden oluşan konseyler kurmuşlar. Bu konseylerin temsilcileriyle birlikte Alevi dernekleri, çevre örgütleri ve Kürt özgürlük hareketinin örgütleri gibi diğer demokratik kitle örgütlerinden temsilcilerin de yer aldığı Varto Ekoloji Platformu’nu oluşturmuşlar. Platformun meclisi güncel olarak 100’ü aşkın kişiden oluşuyor.
Direnişin Başardığı
Bu bölümde ise direnişin geniş bir destek bulmasında bana göre kilit rol oynayan faktörleri vurgulamak istiyorum. Bunlardan ilki, daha önce de bahsettiğim İçmeler köyü muhtarının öncülüğüdür. Özellikle kırsal bölgelerdeki yerel direnişlerde, projeye karşı halkı bilgilendirmek ve harekete geçirmek için muhtarların liderliğinin önemini Akbelen ve Bergama gibi örneklerde görmüştük. İkinci faktör Varto halkının kendisi halihazırda politik bir halk. Bu topraklarda uzun süredir Kürt/Alevi kimliklerini boyunduruk altına alan ve onları bu şekilde sömüren devlet-sermaye ilişkisine karşı bilinçliydiler. Türkiye’nin diğer bölgelerinde oluşan yerel direnişlere kıyasla hızlı mobilizasyonlarının önemli nedenlerinden birinin bu olduğunu söyleyebilirim.
Üçüncüsü ise bana göre Alevilik inancının ve kültürünün doğayla bütünlük anlayışı. Bu, Latin Amerikalı yerli halkların Toprak Ana anlayışına da benziyor. Bu anlayış bölgedeki insanların ekolojik bilincinde önemli bir rol oynuyor olabilir. Ayrıca göçmen Vartolular da çoğunlukla ekonomik nedenlerle ya da 1966 depreminden ötürü başka şehirlere taşınmış olsalar da memleketleriyle yakın bağlarını hâlâ sürdürüyor. Bu yüzden başka şehirlerdeki göçmen Vartolular dernekleri sayesinde direnişin bu bölgelere de yayılmasını sağlamış, birçok bölgeden uluslararası ve ulusal ağları kurabilmişler.
Bir diğer önemli faktör ise direnişin Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’ne karşı anti-emperyalist söylemle kazandığı meşruiyet. İçmeler köyü muhtarı ile yaptığımız sohbette her kesimden meşruiyet kazanmanın hayati önem taşıdığını aktardı. Kürt halkı bu topraklarda yıllardır kolayca kriminalize edilebildiği için şirketin Amerikan kökenli olduğunu vurgulamaya karar vermişlerdi. İlginç bir şekilde, vali ve kaymakamın bile direnişin önüne büyük bir engel çıkarmadığını da aktardı.
Türkiye’de JES’lere karşı verilen diğer mücadelelerin hafızası da Varto’da bu tür bir kitlesel direnişin ortaya çıkmasında rol oynamış görünüyor. Germencik/Aydın’da JES’lerin yarattığı ekokırım bölgede yaklaşık 500 bin incir ağacını yok etmişti. Bu olayın direnişin sözcüleri tarafından çokça kez tekrarlandığına şahit olduk. Ethemcan Turhan’ın Cem İskender Aydın ile birlikte Praksis’te yazdığı makalede1 sunduğu verilere göre, Türkiye 2005 ile 2022 yılları arasında JES’ten elde ettiği elektrik üretim kapasitesini 15 MW’tan 1686 MW’a çıkarmış ve bu alanda dünya dördüncüsü konuma yükselmişti. Bu artışın temel nedeni, 2000’li yılların başından itibaren hükümetin yenilenebilir enerji santrali projeleri için Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) uluslararası iklim finansmanı almasıydı. (2023: 132). AKP hükümeti bu yıllarda “Yeşil Dönüşüm”ün ülkede entegre edilmesi için enerji sektörünün özelleştirilmesinin önünü açtı. Özellikle HES, JES, GES, RES projeleri için yerli ve uluslararası enerji şirketlerine sübvansiyonlar, teşvikler ve ucuz krediler verdi. Böylece Türkiye, o yıllardan sonra pek çok sosyo-ekolojik yıkım ve çatışmaya şahit oldu. Bu durum, projelerin başlangıcında Germencik’in girişine asılan “İncirin Vatanı, Jeotermal Enerjinin Şehri” tabelasını birkaç yıl sonra “Jeotermal enerji atom bombasının üvey kardeşidir” sloganlarıyla büyüyen bir ekoloji hareketine dönüştürecekti.
Muhtarı ziyaretimiz sırasında, şirketin sağlam kayaya çarptığını fark etmeye başladığını ve projeden pişmanlık duyduğunu da öğrendik. Ancak Türkiye’nin birikim rejimi, ekstraktivizm yoluyla ucuz hammadde transferi anlayışına ve bu tür enerji projelerine sıkıca bağımlı. Tüm bu karşı çıkışa rağmen, şirket ülkenin kolluk güçleriyle birlikte gelip bir gece aniden sondaj yapmaya başlayabilir, bunun pek çok kez örneğini görmedik mi? Halkın haklarını, yaşamı, suyu, toprağı koruyacak kurumsal bir kapasite yoksa halkın fiili direnişe başvurmaktan başka bir şansı var mı?
- Turhan, Ethemcan & Aydın, Cem İskender. (2023). Hegemonik akıntıya karşı durmak: Türkiye’de genişleyen yenilenebilir enerji karşıtı mücadeleler üzerine düşünceler. Praksis, 63(3), 125-137. ↩︎

