Alfa Yayın Grubu Emekçileri Kötü Çalışma Koşullarına Ses Yükseltti!

Alfa Yayın Grubu (Everest, Kapı, Artemis, Büyülü Fener, Mona) emekçileri, geçtiğimiz günlerde X platformunda Yayınevi Emekçileri Platformu hesabı aracılığıyla kamuoyuna seslendikleri bir metin yayınlayarak içinde bulundukları kötü çalışma koşullarına karşı isyanlarını dile getirdiler.

“Nefes Alamıyoruz!” başlığını taşıyan bu çağrı metni, bir şikâyet değil, aynı zamanda bir uyarı ve dayanışma çağrısı niteliği taşıyor. Emekçiler, çalışma ortamlarının fiziksel ve psikolojik açıdan sağlıksız olduğuna dikkat çektiler. 

Bu çağrının hemen öncesinde, Everest Yayınları Koordinatörü Sonat Yurtçu’nun yaptığı açıklama dikkat çekti. Yurtçu, sağlıksız ve tehlikeli çalışma koşulları nedeniyle yayıneviyle ilişiğini kestiğini duyurdu. Açıklamasında özellikle iş güvenliği açısından ciddi riskler barındıran koşullara değinen Yurtçu’ya kısa sürede yazarlardan, editörlerden ve çevirmenlerden destek geldi. Yayınevi binasında çökmüş tavanlar, açıkta bırakılmış elektrik kabloları gibi görüntülerin basına yansıması ise durumun vahametini gözler önüne serdi.

Koordinatör Yurtçu’nun istifası ve yayınevi emekçilerinin yaptığı çağrı sonrasında yayınevi yönetiminden gelen açıklama ise beklentileri karşılamaktan uzak. Sorumluluk almayan ve sorunu küçümseyen bir dil içerdiği düşünülen bu açıklama, kamuoyunda ve özellikle edebiyat çevrelerinde tepkiyle karşılandı. Okurların, yazarların ve sektörde çalışan diğer emekçilerin bu açıklamayı sahiplenmemesi, yayınevlerinin sömürüsüne yönelik bir süredir biriken memnuniyetsizliğin de bir yansıması olarak değerlendirilebilir.

Güçlü Bir Örgütlü Mücadele Şart

Yayınevi emekçilerinin uzun süredir dile getirdiği sorunlar yalnızca fiziksel çalışma koşullarıyla sınırlı değil. Düşük ücretler, güvencesiz çalışma biçimleri, uzun ve belirsiz mesai saatleri, çevirmenlerin hak ettikleri telifleri alamamaları gibi pek çok yapısal problem sektörde kronik hale gelmiş durumda. Kültür üretimi gibi nitelikli ve yaratıcı bir alanın içinde yer almasına rağmen yayıncılık sektöründe de klasik bir patron-işçi gerçeği, emeğin görünmez kılındığı ve çoğu zaman değersizleştirilmesi bir kez daha gündeme geliyor. 

İşini kaybetme korkusuyla sessiz kalan yayınevi emekçileri olduğunu tahmin etmek güç değil. Örgütlü, sendikal bir mücadele, herkes için bu zorunlu sessizliğin çıkış kapısı.

Bu süreçte yapılan dayanışma çağrısı, yalnızca mevcut sorunların görünür kılınmasını değil, aynı zamanda kolektif bir mücadelenin gerekliliğini de vurguluyor. Emekçilerin örgütlü bir şekilde haklarını talep etmelerinin, hem çalışma koşullarının iyileştirilmesi hem de sektörde daha adil bir düzenin kurulması açısından önemli olduğu açık. Yaşananlar, kültür-sanat alanında üretimin arkasındaki emeğin ne denli zor koşullar altında sürdürüldüğünü hatırlatırken, okur-yazar-çevirmen dayanışmasının ne kadar hayati olduğunu da ortaya koyuyor.