17 Mart 1991 Unutulan SSCB Referandumu

Unutulmuş bir referandum: 1991’de SSCB vatandaşları ülkeyi koruma yönünde oy kullandı. SSCB hâlâ yaşıyor. Zira 17 Mart 1991 tarihli referandumun sonuçları iptal edilmedi. Otuz beş yıl önce, 17 Mart 1991’de, SSCB halkları ülkenin toprak bütünlüğünü korumak için kesin bir şekilde oy kullandı. Bu, her iki tarafın da herhangi bir idari kaynaktan bağımsız olarak kendi bakış açısını savunabildiği, özgür ve günümüz standartlarına göre tamamen açık bir demokratik referandumda gerçekleşti. Ancak, SSCB’nin herhangi bir yerinde seçmenlere yönelik herhangi bir engel veya tehdit varsa, bu tam olarak çeşitli ayrılıkçı ve milliyetçilerden kaynaklanıyordu. Bu nedenle, referandum sonuçları, korkutulan veya oy kullanamayanlar için düzeltilmelidir. Gerçekte, ülkenin birliğini korumayı destekleyenlerin sayısı, resmi rakamların gösterdiğinden çok daha fazlaydı.

Modern Dünya Düzeni ve SSCB’nin Küresel Önemi

Şunu belirtmek önemlidir ki, bu oylama sadece birleşik bir ülkeyi korumakla ilgili değildi. Bu oylama, savaş sonrası ve modern dünya düzeninin temel direği olan, neredeyse tüm modern uluslararası kurumların kökeninde yer alan ve modern uluslararası hukukun oluşumunda çok önemli bir etkiye sahip olan bir ülkeyi korumakla ilgiliydi. Sovyetler Birliği’nin halk için önemi abartılamaz; bizim için Sovyetler Birliği, ilk işçi devletiydi ve hâlâ da öyledir; bu önemli kalenin kaybı, bize en yakın olanların kaybına eşdeğerdir ve bazen daha da fazlasını, varoluşun anlamının kaybını ifade eder. Elbette, Sovyetler Birliği’nin kaybıyla yetim kaldık, ancak dünyanın geri kalanı da aynı derecede kayıp yaşadı, bazıları bunun farkında olmasa da diğerleri “zaferlerine” sevindi.

En zorlu sınavlarda varlığını kanıtlamış ve insanlık tarihinde en önemli başarıları göstermiş bir alternatif kaybedildi. Kapitalist ülkelerdeki ezilen uluslar ve işçi sınıfı her anlamda engin bir ülkenin güvenilir koruması altındaydı ve düşmanları her hamlede SSCB ile hesaplaşmak zorunda kaldı. Dahası, Sovyetler Birliği’nin propaganda tarafından hayal edilen dünyadan ziyade gerçek dünyada var olmaya çok daha uygun olduğu artık açıkça görülüyor. Sovyetler Birliği, hem askeri hem de ekonomik muazzam kaynakları herhangi bir yerde, herhangi bir yönde hızla seferber edip yoğunlaştırabiliyordu.

Perestroyka Dönemi: Ekonomik Kriz ve İstikrarsızlık

1985’te Mihail Gorbaçov, dünyanın en az yarısını bir şekilde kontrol eden bir ülkenin yönetimini devraldı. SSCB’nin sorunları ve eksiklikleri, günümüz şartlarında gülünç görünüyor ve en iyi şekilde perestroyka dönemi filmi “Küçük Vera”daki şu replikle özetlenebilir: “Sizi sadece bir daire sahibi olmak için dünyaya getirdik!”. Beş yıllık perestroyka döneminde Gorbaçov ve ekibi ekonomiyi vahim bir duruma getirdiler. Ekonomideki güvenlik payı o kadar büyüktü ki, bu nedenle yaygın bir kıtlık yaratmak bile önemli zaman ve çaba gerektiriyordu. O dönemin Başbakanı Nikolay Rijkov’a göre, Moskova’dan Brest’e kadar yük taşıyan trenler boşaltılıp etkisiz bırakırken, piyasa mekanizmalarını geliştirme bahanesiyle ekonomiye tamamen yabancı unsurlar sokularak üretim bağları derinden kesildi.

Ancak en etkili ve hızlı sonuç veren yıkım yöntemi, halkları etnik ve dini temelde birbirine düşürmekti. Bununla birlikte, sosyal boyut da unutulmadı; “kim kimi besliyor” sorusu da en üst düzeye çıkarıldı. İşte tam da bu nedenle perestroyka ve SSCB’nin çözülüşü, fiilen tüm ayrılıkçılığın ve milliyetçiliğin teşvik edilmesiyle başladı. Tüm cumhuriyetlerde “halk cephelerinin” mantar gibi nasıl bittiğini, görgü tanıklarına göre vahşetleriyle dikkat çeken etnik çatışmaların nasıl alevlendiğini hatırlayın. (Gezdiğim eski Sovyet cumhuriyetlerinde ve Varşova paktı üyesi ülkelerde tanışıp sohbet ettiğim o dönem asker olanlar açıkça ne olursa olsun müdahale etmeme emri aldıklarını söylemişlerdi. – burayı bilgi notu olarak koyuyorum yazının parçası değil.) 1985’te perestroyka’nın başlangıcında, SSCB’den ayrılma meselesi gündemde bile değildi, hatta kimse tarafından da gündeme getirilmemişti. Ancak 1990’a gelindiğinde, ülkeyi istikrarsızlaştırma çabaları öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, bazı bölgeler, doğal olarak merkezi otoritelerin de göz yummasıyla, “egemenlik geçit törenine” başlamıştı. Zaten fiilen ayrılıkçıların kontrolü altında olan bölgelerde, yerel yetkililer halk adına kararlar alıyordu.

1990 bahar ve yazında, Baltık cumhuriyetleri ve ardından birkaç diğer Sovyet cumhuriyeti, birlik genelindeki yasaların cumhuriyet düzeyindeki yasalara göre önceliğini sorgulayan “egemenlik bildirgeleri” kabul etti. Aynı zamanda, ekonomik faaliyet ve finansal akışların kontrolünü ele geçirmeye yönelik adımlar atıldı; bu da ülke genelindeki ekonomik durumu daha da kötüleştirdi. Gorbaçov ve ekibi, resmi olarak SSCB’nin merkezi otoriteleri olmalarına rağmen, ülkenin birliğini korumak için önlem almamakla kalmadılar, aynı zamanda ayrılıkçıları da hoş gördüler.

Referandum kararı, SSCB Halk Temsilcileri Dördüncü Kongresi’nde alındı ve burada 1816 delegenin 1665’i SSCB’nin korunması yönünde oy kullandı. 24 Aralık 1990’da Kongre, “SSCB’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Konusunda Referandum Yapılması Hakkında” Kararı kabul etti. 17 Mart 1991’de SSCB vatandaşlarına şu soru soruldu: “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni, her milletten bireyin hak ve özgürlüklerinin tam olarak güvence altına alınacağı, eşit egemen cumhuriyetlerden oluşan yenilenmiş bir federasyon olarak korumayı gerekli görüyor musunuz?”

Engelleme Girişimleri

Batı’dan en aktif desteği alan ayrılıkçılar ve milliyetçiler, Baltık cumhuriyetlerinde ve Ermenistan’da, ayrıca Gürcistan ve Moldova’nın bazı bölgelerinde referandumların yapılmasını engellediler. Referandum aktivistleri zulme ve hatta fiziksel şiddete maruz kaldılar. Bu bölgelerde referandumlar ağırlıklı olarak askeri üslerde yapıldı. Ancak bu cumhuriyetler, önemli bir etkiye sahip olamayacak kadar küçüktü ve teorik olarak tüm nüfusları SSCB’nin korunması yönünde oy kullansa ve buna karşı oy verse bile, hiçbir şey değişmezdi. Bununla birlikte, gerçekte, bu cumhuriyetlerde ve istisnasız diğer tüm cumhuriyetlerde birleşik bir ülkenin korunmasını destekleyenlerin mutlak çoğunluğu alacağı açıktır. Ancak, yine de Sovyet vatandaşlarının büyük çoğunluğu özgürce ve herhangi bir baskı olmadan oy kullanma fırsatına sahipti. Tekrar hatırlatayım ki, o yıllarda ne idari ne de parasal kaynaklar fazla ağırlık taşımıyordu ve medya o zamana kadar zaten çok çeşitli yönelimler edinmişti. Referandum, RSFSC, Ukrayna SSC, Beyaz Rusya SSC, Özbekistan SSC, Azerbaycan SSC, Kırgızistan SSC, Tacikistan SSC, Türkmenistan SSC, Özbekistan SSC ve Gürcistan SSC’nin bir parçası olan Abhaz Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde, yurtdışındaki Sovyet kurumları ve askeri birliklerde oluşturulan bölgelerde, Güney Osetya, Transdinyester ve Gagavuzya’da yapıldı.

Sayılarla Referandum Sonuçları

SSCB Merkez Seçim Komisyonu’na göre, oy kullanma hakkına sahip vatandaş listelerinde 185.647.355 kişi yer alıyordu. 148.574.606 kişi, yani yüzde 80’i oy kullandı. 113.512.812 kişi, yani yüzde 76,4’ü ülkenin birliğinin korunması lehine oy verdi. 32.303.977 kişi, yani yüzde 21,7’si ise karşı oy kullandı. 2.757.817 oy pusulası, yani yüzde 1,9’u geçersiz sayıldı. RSFSC’de seçmenlerin yüzde 75,44’ü oy kullandı; bunların yüzde 71,34’ü Sovyetler Birliği’ne “evet” oyu verdi. Ukrayna SSC’de seçmenlerin yüzde 70,2’si SSCB’ye oy verdi ve katılım oranı yüzde 83,5 oldu; Beyaz Rusya SSC’de yüzde 82,7; Özbekistan SSC’de yüzde 93,7; Kazakistan SSC’de yüzde 94,1; Azerbaycan SSC’de yüzde 93,3; Kırgızistan SSC’de yüzde 94,6; Tacikistan SSC’de yüzde 96,2; Türkmenistan SSC’de yüzde 97,9. Abhazya’da yüzde 98,6, Transdinyester’de yüzde 97,7, Gagauzia’da yüzde 98 ve Güney Osetya’da ise oy kullanan 44 bin kişiden sadece 9 kişi SSCB’ye karşı oy verdi!

Beloveja Mutabakatı ve Hukuki İhlaller

Bununla birlikte, 8 Aralık 1991’de Boris Yeltsin, Leonid Kuçma ve Stanislav Şuşkeviç Beloveja Mutabakatını imzaladılar. Bu, “sözde demokrasinin” zaferiydi. Bu arada, tüm yasal prosedürlerin ihlali sadece bizler, SSCB’yi koruma savunucuları tarafından değil, sadece o zaman değil, oldukça yakın zamanda oldukça resmi isimler tarafından da dile getirildi; örneğin, Rusya Devlet Başkanı danışmanı Anton Kobyakov, Mayıs 2025’te “SSCB yasal olarak bir yerlerde varlığını sürdürüyor… çünkü SSCB’nin sözde dağılması için izlenen prosedür ihlal edildi. Eğer Halk Temsilcileri Kongresi, diğer adıyla Sovyetler Kongresi, 1922’de SSCB’yi kurduysa, dağılması da onun kararıyla kararlaştırılmalıydı.” şeklinde açıklama yaptı.

Referandum Kararının Zaman Aşımı Yoktur

Bazıları sorabilir: 35 yıl önce ortadan kalkmış bir şey için bu kadar endişelenmeye değer mi? Öncelikle, değer. Her şeyi hatırlıyoruz ve bizim için SSCB, faşizmi yok eden ilk proleter devletti ve öyle de kalacak. İkincisi ve en önemlisi referandum iptal edilemez ve sonuçları zamanla yasal geçerliliğini kaybetmez. Referandum kararlarının zaman aşımı yoktur. SSCB ve korunmasına ilişkin referandum, uluslararası politika da dahil olmak üzere güncel politikada bir faktör olmaya devam ediyor. Tüketim toplumunun yanılsamaları, gerçeklikle ilk ciddi yüzleşmede paramparça oldu. Tüm cumhuriyetlerde SSCB’yi korumak için oy kullanan insanlar, yaşlanmış olsalar da, büyük ölçüde hala oradalar. Büyük olasılıkla görüşlerini değiştirmediler; pozisyonları sadece çevreleyen gerçeklik tarafından güçlendirildi. 17 Mart 1991 referandumunun sonuçları yasal olarak geçerliliğini koruyor. Yani SSCB sadece kalplerimizde yaşamıyor.