Türkiye

Darbe Sürüyor!

19 Mart darbesi, darbe kelimesinin kendiliğinden ima ettiği bir yoğunlaşmış vuruş olarak değil, o türden bir dizi vuruşu içinde barındıran bir süreç olarak yürüyor. İmamoğlu’nun tutuklanması darbenin güncel/aktüel hedefini pasifize etmeyi ve mümkün olursa “kirletmeyi” hedefleyen bir başlangıç vuruşu olarak…

Bıçak Sırtında Darbe

Türkiye’de siyasal alanın merkezileşmesi ve iktidar-muhalefet ilişkisi tarih boyunca yalnızca oy oranlarıyla değil, devletin ve egemen sınıfların iç mekanizmalarıyla dizayn edilerek şekillendi. Devletin kurucu partisi CHP, iktidarın tamamlayıcısı ve meşruiyet kaynağı olma işleviyle, küresel güçlerce gerekli görüldüğü manidar bir zamanda…

Yürüyen Yazılar Yayında!

Toplumsal Özgürlük Partisi İzmir Kültür Sanat Meclisi’nin kolektif olarak kaleme aldığı 9 makaleden oluşan ‘Yürüyen Yazılar’ kitabı basıldı. Kitabı PDF olarak buradan okuyabilirsiniz. Kitabın basılı halini edinmek için TÖP il örgütleriyle iletişime geçebilirsiniz. Kitapta, 2022-2024 arasında İzmir’de gerçekleşen Zamanımız ve…

Sınıflar Savaşı ve Klâsik Halk Kavramı

El Yazmaları’nın Notu: Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 52. yıldönümü vesilesiyle Sosyalist gazetesinin 2 Mart 1971 tarihli 18. sayısında yayımlanmış olan Sınıflar Savaşı ve Klâsik Halk Kavramı başlıklı yazısını siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. Türkiye’de “Sosyal Devrim Stratejisi” hiç değilse Aydın Gençlik arasında epey…

Türkiye’nin Düzeni

El Yazmaları’nın Notu: Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 51. yıl dönümü vesilesiyle, Kıvılcımlı’nın Türk Solu dergisinin 4. sayısında yayınlanan “Türkiye’nin Düzeni” başlıklı yazısını siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. 8 Aralık 1967 tarihinde yayınlanan bu yazıda Kıvılcımlı, Doğan Avcıoğlu’nun “Türkiye’nin Düzeni” isimli…

Halk güçleri çıkış için yol gösteriyor

Siyasi iktidarın tüm baskı ve şiddet aygıtlarını halka karşı yöneltmesine, her türlü devlet imkânını sınırlarını aşındırarak sonuna değin kullanmasına rağmen teslim alınamayan bir halk gerçekliği var karşımızda. Bugün, parça parça ve dağınık da olsa; halk güçleri tepkisini aktif ya da…

Gözümüzü Açalım İhtilal Var

El Yazmaları’nın Notu: Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 49. yıl dönümü kapsamında hazırladığımız dosyada, Kıvılcımlı’nın 1967 yılında kaleme aldığı, bilgisayarlar yani kendisinin ifadesiyle “buyurucu”lar ile ilgili yazıyı siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. İnsanın kendi yapıp kendi taptığı aygıt, günümüzün en korkunç…

Suriye Makamlarına Sunulan Bildirim (Haziran 1971)

El Yazmaları’nın Notu: Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ölümünün 49. yıl dönümü kapsamında hazırladığımız dosyada, Kıvılcımlı’nın özgeçmişi ile 12 Mart muhtırasını değerlendirdiği 1971 Haziran ayında Suriye makamlarına yazdığı bildirimi siz değerli okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz. Doğum: 1902. İstanbul Birinci Emperyalist Evren Savaşı, Osmanlı…

İşçi Sınıfının Tarihcil Görevi

El Yazmaları’nın Notu: Koronavirüs salgınıyla birlikte kapitalizmin sadece işçileri ve emekçileri değil bütün canlı yaşamı yok etmeye çalıştığı daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Sosyalizm mücadelesi bütün canlı yaşamın kurtuluşu olarak bir adım daha öne çıkmakta. İçinde bulunduğumuz 1 Mayıs…

İktidar çoklu kriz öteliyor

2018 yılında Türkiye’nin içine girdiği döviz krizi, Arjantin’in yaşadığı borç kriziyle birlikte küresel krizin üçüncü fazını işaretledi. Kriz böylece periferiye yansımış oldu. Kırılgan 5’li ya da kırılgan 8’li diye tanımlanan ülkelerin (Arjantin ve Türkiye bu kategorinin içinde yer alıyor) ya da ikinci kuşak kapitalist ülkelerin, krizin bu fazından şiddetle etkilenmesi yüksek olasılıktır. Arjantin’de IMF’yle yapılan stand-by anlaşması sonucunda borç çevriminin kırılması engellendi. Sosyal yıkım programları devreye sokuldu. Uygulanan ultra neo-liberal politikalar devlet başkanı M. Macri seçimleri farkla kaybetmesine yol açtı. Sol Peronist Alberto Fernandez yeni devlet başkanı seçildi. Bu durum yıkıcı neo-liberal programlardan sonra halkçı ve yeni kalkınmacılık diye tanımlanan programların devreye sokulması, ardından neo-liberal programlara yeniden geçilmesi anlamına gelen Arjantin Sarkacı diye tanımlanan duruma uygun bir gelişmeydi. Çöküş sarmalı 2018 yılında döviz kriziyle sarsılan Türkiye ekonomisi hızlı bir ekonomik çöküş sarmalı içine girdi. Çoklu krizi tetikleyecek bu gelişmeler kendini en net Türkiye kapitalizminin taşıyıcı sektörü olarak öne çıkarılan, emlak ve inşaat sektöründe gösterdi. Siyasal iktidarın organik sermayesini oluşturan kesimleri bünyesinde taşıyan sektör (ayrıca savaş ve askeri sanayi kompleksi bu fraksiyona eklenebilir) ve sektörün öne çıkmış şirketleri iflaslarını açıkladı ya da konkordato ilan etti. Aynı süreçte farklı sektörlerde bir dizi şirket iflasları yaşandı. İşsizlik ve enflasyon kritik eşiklere ulaştı. Ekonominin ani durma noktasına geldiği aşamada, senkronize bir kriz sarmalının nesnel zeminleri doğdu. Döviz krizinin tetiklediği emlak krizi ve bankacılık krizi 2019 yılının en temel riski olarak kendini hissettirdi. Ayrıca bu gelişmeler borç çevrimini kıracak mahiyetteydi. Ve durum siyasal iktidara Arjantin’in izlediği yoldan başka çare bırakmayacaktı. Suriye merkezli jeopolitik gelişmeler ve gerilimler bu olasılığı artırıyordu. Parasal genişleme 2019 yılının içinde dünya ekonomisinde yaşanan konjonktürel gelişmelere bağlı olarak yaşanan parasal genişleme süreci ve uygulamaya sokulan “yeni” ekonomik program bu risklerin bir müddet ertelenmesine yol açtı. FED’in parasal genişleme politikası ve Avrupa Merkez Bankası’nın izlediği sıfır faiz politikası, ekonomide görülen yüksek sıkışmayı rahatlatıcı […]

CHP’nin refleksleri: Siyasi hata mı, karakter mi?

Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Osmanlı’dan devralınan despotik devlet geleneği, sermaye fraksiyonları ve devlet sınıflarının çatışmalı koalisyonu şeklinde biçimlenen bir iktidar oluşturdu.  Her ne kadar birbirlerine karşıymış gibi görünseler de AKP ve CHP bu iktidarın farklı fraksiyonlarını temsil ediyor ve aralarındaki gerilim, daha çok hangi fraksiyonun egemenlik kuracağı üzerinden ilerliyor.  Kuruluşundan beri, Osmanlıdan devralınan despotik devlet geleneğinin öz evladı olan CHP’nin siyasi reflekslerini, bu tarihsellikten ayrı düşünmemek gerekiyor. CHP tarihsel rolünü oynuyor Yakın zamanda CHP’nin savaşa olan desteği, bu tarihsel reflekslerin en net örneğiydi. CHP’nin savaş sürecindeki bu tutumunun, İstanbul seçimleriyle birlikte CHP’nin HDP seçmeninden aldığı desteği oldukça olumsuz etkilediği ve seçimlerde CHP’ye destek vermiş halk güçlerinin güvenini sarstığı bir gerçek. Ayrıca savaş, siyasi dengelerin AKP lehine değişmesi demek. Tüm bunlara rağmen, söz konusu olan sermaye fraksiyonlarının çıkarı olunca CHP’nin savaşa kolayca uyum sağlayabildiğini görüyoruz. Ayrıca CHP’nin AKP’ye muhalefetinin, söz konusu despotik devlet geleneğinin hücrelerine kadar sinmiş Kürt düşmanlığı olunca, savaş destekçiliğine nasıl da kolayca dönüşüverdiği hepimizin malumu. Ancak, söz konusu, iktidarda hangi sermaye fraksiyonunun sözünün geçeceği olunca, iç politikada işler kızışıyor. Özellikle İstanbul yenilgisiyle aldığı darbeyi unutmayan iktidar, kendi zeminini sağlamlaştırmak için yoğun bir asabiyet içerisinde. Buna bir de İmamoğlu’nun 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olma ihtimalinin eklenmesi ipleri iyice geriyor. İktidar, İstanbul’da inisiyatifi İmamoğlu’na kaptırmak istemiyor. İstanbul Belediye Meclisi’nin çoğunluğunu elinde bulunduran ve KHK çıkarma yetkisi ile iktidarın tüm olanaklarına sahip olan Erdoğan, bu gücünü İstanbul’un yönetimini fiili olarak İmamoğlu’ndan geri almak için kullanıyor. Bu durum, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin milyon dolarlık ihaleleri söz konusu olduğunda oldukça sertleşiyor. CHP’yi etkisizleştirme hamleleri Sermaye ise, bir yandan kendi çıkarına uygun olan savaşı desteklerken, öte yandan kendi politikalarıyla daha uyumlu bir iktidar arayışı içinde görünüyor. AKP’nin aşırılıklarından arındırılmış, sermaye çıkarlarına birebir uyumlu yeni bir başkanlık sistemi öngören sermaye, şimdilik bunu içinde CHP’nin olduğu bir restorasyon süreciyle götürme alternatifini masada tutuyor. Güç kaybettikçe CHP’nin sermaye […]

Deprem öldürmez kapitalizm öldürür

Tarih sahnesine, insanları şehirlerde kitleler hâlinde yaşamaya başlatarak çıkan medeniyet; bazen düşe kalka bazen sıçraya sıçraya İ.S. 2019 yılına kadar gelebildi. Afetler ve özellikle depremler, bu zamana kadar şehirleri sayısız kere test etti, yeniden inşa edilmesini sağladı. Kapitalizm ise medeniyete hâkim olduğu kabaca son 200 yılda depremi bir tür yeniden-ilkel birikim fırsatı olarak değerlendiriyor. Proletaryanın birikmiş emeğiyle yükselen kentleri, inşaatçılar ve devlet sınıfları normal zamanlarda olduğu gibi, depremlerle de yıkıp yeniden inşa etmek için fırsat kolluyor. Sermaye ve kentler Neoliberal çağda kentleri kabaca, sanayisizleştirilmiş toplu konut ve finans alanları olarak tanımlayabiliriz. Sanayi işçileri her gün servislerle kent dışındaki organize sanayi bölgelerine alınır, kentten soyut bir alanda emek güçleri sömürülür ve bir sonraki güne dinlenmek üzere geri bırakılır. Kentler, büyük bir inşaat, finans ve hizmet mekânı olarak tasarlanır. Bu mekânda yaşamaya çalışan proletaryanın en büyük gider kalemlerinden biri ödediği kira ya da ev kredisidir. Evi kendisine ait olan işçiler sınıf içinde şanslı bir grubu oluşturur. İnşaat burjuvazisi açısından ise konut talebini sürekli tutmak hayati önem arz eder. Zira konut talebinin nüfus artış hızından çok daha yüksek olması gerekir ki kâr oranları düşmesin. Sermaye açısından bu noktada iki sorun vardır: Barınma ihtiyacı, örneğin gıda ihtiyacı gibi sürekli satın alınmaz. İhtiyaç, bir kere giderildi mi uzun süre için yeterlidir. Mekân, sonsuz değildir. Burjuvazi, bu iki sorunu, talep arttırma çalışmalarının yanında mekân arttırarak (enine ve dikine) çözmeye çalışmakta. Şehirler m² hesabıyla yayılırken, m³ hesabıyla da büyümekte. Ama tabi ki bunun da bir sınırı var ve biz bu sınırı çoktan aştık. Ekolojik kriz, kent hakkı sorunları gibi tartışmalar başka yazıların konusu. Allah’ın lütfu: Deprem Depremler, savaşlar gibi şehirleri yıkar. Çok sayıda hasarlı bina da kullanılamaz hâle gelir. Yani üzerine enine ve dikine inşaat yapılacak alanlar açılır. Bu alanlarda konutların yanında yollar, okullar, hastaneler yeniden yapılır. Yıllarca sürecek bu inşaatlar için halktan vergiler toplanır, para birkaç […]

Kayyımlar ve Türkiye’de yerel yönetimler

2016’nın Eylül ayında çıkarılan KHK ile birlikte Belediye Kanunu’nda düzenleme yapıldı. Bu düzenleme; “terör örgütü propagandası-üyeliği-yardım ve yataklığı” yapan belediye yöneticilerini görevden uzaklaştırmayı ve yerlerine 15 gün içerisinde yeni görevlendirmelerin yapılmasını ön görüyordu. Yeni görevlendirmelerden kasıt, belediye meclisinin toplanması bile doğrudan ona bağlı olan kayyımların ta kendisiydi. 2016 yılında 95 belediyeye kayyım atandı, 31 Mart 2019 yerel seçimlerine kadar bu kayyımlar görevlerine devam ettiler. Ve bizler 31 Mart yerel seçimleri sonrası, halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarının teşhir ettiği kayyım gerçeğiyle yüzleştik. Kayyımlar bu iki buçuk yıl içerisinde milyarlarca lira borç bırakmakla kalmamış, halk çıkarlarını, yerel hassasiyetleri gözeten bütün çalışmaları, projeleri iptal etmiş ve yenilerini de desteklememişlerdi. Özellikle kadın çalışanları işten çıkarıp, kadın merkezlerini kapatmışlardı.   Yine, yeniden Şimdi aynı resme bir kez daha bakıyoruz. Seçimlerden hemen sonra belediyenin tasarrufunda bulunan ve yapması gereken projelerin tamamı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda ilgili bir müdürlüğe bağlandı. Müdürlüğün onayı olmadan, belediyelerin kendi içinde bağımsız, halkla birlikte ve özerk proje uygulama yetkileri elinden alındı. 31 Mart’tan sonra yerel seçimlerde büyük yenilgi yaşayan AKP/MHP iktidarı her şeyi yasal kılıfına uydurup, yerel yönetimlerin halihazırda var olan azıcık özerkliğini de elinden almış oldu. Yetmedi, halkın kendi oylarıyla seçtiği belediye yöneticilerini bir bir görevden alıp tutuklatmaya ve yerlerine kaymakam ve valileri atmaya başladı bile. Şimdiye kadar, en son İpekyolu Belediyesine de atanan kayyımla birlikte 16 belediyeye; Şırnak, Van, Hakkari, Diyarbakır, Mardin belediyelerine kayyım atandı. Biz bu yazıyı yazarken başka bir kayyım ataması haberi almamız ise oldukça olası bir durum. HDP’li belediyeler üzerinden gerçekleşen bu sürecin HDP ve onun etrafında şekillenen muhalefeti zayıflatmak, halihazırda Suriye’de yürütülen savaşla birlikte Türkiye’de de yaratılan Kürt düşmanlığını derinleştirmek, devlet ve Kürtler arasında süregiden savaşta psikolojik bir üstünlük kazanmak gibi amaçları var elbette.   Fakat oldukça önemli bir diğer yönüyle de, demokrasinin kilit unsurlarından biri olarak yerel yönetim anlayışı ve kurumları ilga edilmek isteniyor.  Bu ne anlama gelir? […]

Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz

El Yazmaları’nın Notu: 11 Ekim 1971’de yaşamını yitiren Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın 48. ölüm yıl dönümü vesilesiyle hazırladığımız yazı dizisi çerçevesinde kendisinin 1970 yılında Sosyalist Gazetesi’nde kaleme aldığı “Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz. Kıvılcımlı’nın dönemin yükselen hareketi…

Topal Osman’ların Gemisi

19 Mayıs törenlerinde Samsun’da, AKP genel başkanı öncülüğünde, iktidar ve genel başkanının ihtiyaçları doğrultusunda devletlû bir müsamere sergilendi. Saray rejiminin, 31 Mart seçimlerinin bir vites daha hızlandırdığı, bir nebze daha suyu yüzüne çıkardığı, daha gözle görünür kıldığı çözülüşüne çareler aramakla…