Erdoğan

Demokrasi Kazanmadı ama Umut Yeşerdi

“Demokrasi kazanmıştır” retoriği boşuna değil. Rejim tıkanmıştır ve rejime kriz üreten dinamikler her fırsatta kendilerini bir şekilde ifade ediyorlar. İmamoğlu’nun güler yüzlü kapitalizmi ile halk güçleri arasında ciddi ayrım noktaları var. 23 Haziran geride kaldı. Siyasal iktidarın darbe yoluyla İstanbul…

Kem Aletle Kemalet Olur mu?

Salt İstanbul’u kaybetmenin ve hatta iktidarı kaybetmenin ötesinde uluslararası mahkemelerde yargılanıp, soluğu cezaevinde alabilirler. Bu ihtimal, dengelerin sürekli birbiriyle çatıştığı böylesine olağanüstü bir siyaset ikliminde çok uzak bir ihtimal değil.  Ki zaten Türkiye’nin kaotik siyasi arenasında, artık hiç bir ihtimal…

Topal Osman’ların Gemisi

19 Mayıs törenlerinde Samsun’da, AKP genel başkanı öncülüğünde, iktidar ve genel başkanının ihtiyaçları doğrultusunda devletlû bir müsamere sergilendi. Saray rejiminin, 31 Mart seçimlerinin bir vites daha hızlandırdığı, bir nebze daha suyu yüzüne çıkardığı, daha gözle görünür kıldığı çözülüşüne çareler aramakla…

Bu Demir Soğur mu?

En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim.  Saray rejiminin miadı dolmuştur. Bunu en net, en iyi, artık tedirginlik içerisinde hiddetlenen, böylece daha da saldırganlaşan, üst üste hatalar yapan, en yakındakilerine, hatta damadına dahi, derin bir güvensizlik duyan, her geçen gün hem…

ROTA: Gerçekler, Olasılıklar, Söylem ve Program

24 Haziran seçimleri krizler yumağıyla çevrelenmiş iktidar açısından çözüm üretici bir rol oynayamaz. Biliyoruz ki gerçekten adil bir seçim ortamında olsaydık, yani en asgari burjuva demokratik koşullar ortaya çıksaydı Erdoğan iktidarı çoktan un ufak olurdu. Ve biliyoruz ki 24 Haziranda gerçekten adil bir seçim durumu olsa Erdoğan kaybeder. Ancak durum öyle değil ve böyle bir durumda oturup izlemek ve sandık hesaplarına hapsolmak bizler açısından son derece tehlikelidir. Bu süreçte çokça bilinen birkaç noktayı tekrar vurgulamak yararlı olacaktır. 1. Erdoğan iktidarını sarmalayan ekonomik bunalım onun ve kurmaylarının kötü yönetiminin ya da hatalı tercihlerinin sonucunda meydana gelmedi. Var olan ekonomik buhran bir “birikim rejimi” krizidir. Bu birikim rejimi krizi AKP’nin 16 yıldır üzerinde sörf yaptığı dalganın bitmesini ifade ediyor. Krizin farkında olan iktidar çeşitli reçeteler ortaya koyuyor, ancak hakikat yine devreye giriyor. Mehmet Şimşek tarafından açıklanan “yeniden dengeleme” programının süslü adı hiçbir işe yaramıyor. Program Erdoğan iktidarı tarafından uygulanırsa adeta “kendi kuyruğunu yiyen yılan” misali bir etki yaratacak. Hâlihazırda vergi yükünün üçte ikisi alt sınıfların üzerinde olduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Paket bu vergi yükünü arttırmayı hedefliyor. Bu vergi yükünün arttırılması yalnızca iç tüketimi daraltmakla kalmaz, sosyal hoşnutsuzlukları da zirve noktasına çıkartabilir, büyük isyanların fitilini ateşleyebilir. Evet Erdoğan’ın ya da bir başkasının 24 Haziran/8 Temmuz sonrası işi çok zor. Ama bu bizim adımıza hiçbir şeyi çözmez. Erdoğan’ın 24 Haziran sonrası olası bir zaferi ekonomik daralmayla gölgelenecek. Ama böyle bir durumda da ekonominin yıkıcı etkilerini bekleyecek kadar saf olmamamız gerekiyor. Olası bir iktidar değişikliği için de geçerli bir durum bu. Bilmemiz gerekir ki yukarıda verilen kavgadaki herkes (Erdoğan, İnce, Akşener, Karamollaoğlu) borçlananlarla borçlandıranlar arasındaki çelişkide borçlandıranlardan yanalar. Bize başka bir yol gerek. İktidar ve muhalefetin ekonomi yönetimini devralıp almaması konusundaki tartışmaların dışına çıkmak gerekir. Bu, olası bir ekonomik restorasyonun sınırları dışına çıkmak, reel sınıf politikası inşa etmenin imkânlarını yaratmak demektir. Örneğin finansal borçlanma […]

ROTA: Nisan buluşması ve baskın seçimler

Ancak kurucu bir irade yüklenilirse ve gündelik mücadelelerin önünü aydınlatacak-yolunu kaybetmesini engelleyecek bir umut ışığı yakılabilirse sonuç alınabilir. Umut ışığı, kazanımların anayasal güvenceye kavuşacağı bir demokratik anayasa ve bu anayasanın omurgası olacağı demokratik bir cumhuriyettir.   Kaotik bir ortamda sarsılan Türkiye’de siyasal gündem sürekli ve hızla değişiyor. 22 Nisan’daki Özgürlük Buluşması’na hazırlanırken, adeta baskın yapılarak seçimlerin 24 Haziran’da yapılacağı açıklandı. Aldıkları karar, iktidarın içerisinde bulunduğu açmazın göstergesi olmasının yanı sıra “gizli” bir planı olduğunu da gösteriyor. Tutup tutmayacağını kısa sürede göreceğiz, ama elbette halk güçleri de kendi tutumlarıyla sürecin akışında etkili olacaklar. Önümüze koyduğumuz işler ise, işleyen süreç seçim gündemine hapsedilemeyecek kadar önemli. Bu bakımdan, kurultay vesilesiyle öne çıkan ve sadece seçim tartışmalarına hapsedilemeyecek görevlerimizi ısrarla vurgulamak ve hayata geçirmek gerekiyor. Elbette, biliyoruz, seçim gündemi şimdi sahnenin önünde. Ve sıradan değil belirleyici bir seçimle yüzleşeceğiz. Ama yine de, bizzat seçim sürecinin yarattığı olanakları ve onun özel gündemini neden halk güçlerinin kendi gündemlerine hizmet edecek bir özel tarzda kullanmayalım? Sadece seçim hesabı mı? Muhtemelen siyasi tarihin en gergin zamanları arasında sayılacak bir özel dönem bizleri bekliyor. Ancak, önümüzdeki günlerde şimdikinden daha da yükselecek olan kaotik gerginliğin solun zaten pek de olmayan soğukkanlılığını yok etmesini engellemeliyiz. Doğması muhtemel olan ve sağa ya da sola sıçrama biçiminde kendisini gösterecek her türden panikçi tutumun önünü kesmenin en iyi yolu, yapılması gerekenleri yapmaktan geçiyor. Seyirci ya da yorumcu-siyasal trafik polisliği konumlarının konformist “doğrucu Davut” rolü yerine, baskın biçiminde dayatılan seçim koşullarının içinde nasıl yol alınabileceğine odaklanmak gerekiyor. Ancak, hemen yaşadığımız şu 2-3 gün bile gösteriyor ki, seçim hesapları büyük oranda günü kurtarma amacı üzerinden yapılıyor. Seçimler süreci, aslında tümüyle destek olabilecekken, çoğunlukla toplumsal dinamiklerin kalıcı ihtiyaçlarını dillendirmekten imtina eden bir şekilde yaşanıyor. Tüm hesaplar seçim sonuçlarına endeksli olunca da, sandıktan çıkan sonuçlar fazladan umutlanma ya da hızla moral bozukluğu ve çökkünlük yaratıyor. Üstelik şimdi baskın misali […]

7 Haziran’dan Sonra*

Seçim dizisinin ilk ikisinde rakiplerinden sıyrılıp ipi önde göğüsleyen AKP, üçüncüde kuyruğundan yakalandı. Şimdi, sanki hep onların olacakmış gibi sımsıkı yapıştıkları iktidarın zirvesinden yuvarlanma riski güçlenince, şaşkın gözlerle inanamayarak etraflarına bakıyor, kabullenemeyerek ya da hala anlayamayarak git-geller yaşıyor, kimi kez küsüyor, bazen pişkinlik yapıp yüzsüzlüğe vurarak hiçbir şey olmamış gibi şişiniyor, bazen de öfkeyle ve aptalca bağırıp çağırıyorlar. Elbette, soğuk gerçeği bir süre sonra netçe görecek, kenarına geldikleri mutlak iktidarın ulaşamayacakları bir uzaklığa uçup gitmesine de alışacaklar. Üstelik her şey yeni başladı, zaman aktıkça kim bilir neler yaşanacak ve günün sonunda acaba kim nerede olacak, henüz belli değil. Açık ki, işlenen onca suçun bir faturası var ve ilk fırsatta önlerine koyulacak. “Emri ben verdim” pervasızlığıyla işlenen onca cinayet, “ben yaparım, bir şey olmaz” tarzında yapılan onca yolsuzluk, bölgede ne kadar katliamcı çete varsa hepsine akıtılan para ve silahlarla yürütülen savaş kışkırtıcılığının hesabı sorulabilir. Gelecek kuşakların cebinden çalıp “borçlanarak” şişirilen “ekonomi balonunun” yakınlaştığı anlaşılan patlayışıyla ortaya dökülecek gerçekler de, o pek övündükleri “ekonomik başarılarının” iç yüzünü-vurgunculuklarını açığa çıkarabilir. Kendi düzenlerine ait yasaların ve hatta anayasanın sanki çok normalmiş gibi rahatça çiğnenmesiyle kazanılan rütbe ve mevkiler; evet, bunlar ve arkalarından sökün edecek çok daha fazla “ağır suç” kapsamındaki “faaliyetler” de, şimdi yargılanma riskiyle karşılaşmış durumda. Evet, sadece iktidar değil, vurgunculukla cebe atılan zenginlikler ve koltuğuna oturulan bütün mevkiler, üstelik hesabı sorulup cezası çekilerek kaybedilebilir. Tehlike büyük, iktidarın zirvesinde sinirler gergin, belli ki korku dalgaları geziniyor ve hatta kimileri batan gemiyi terk etme hazırlığında. Sefilliğin Tablosu İktidarın gücünün arkalarından çekilme olasılığı bile bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmaya başladı. Korkak, çapsız, birbirinin kuyusunu rahatça kazabilecek fırsatçılardan oluşan bu sinsi ve bayağı güruh, bütün çirkinlikleriyle hoplayıp zıplıyorlar. Öyle ki, burnunuzu tıkamadan yanlarından geçerseniz pis kokudan bayılabilirsiniz. Arınç’ın, seçim gecesinde, yaşadığı korkuyu açığa vuran şaşkınlık, öfke ve dehşetle karışmış ve “bir an önce kaçma” isteğinin tablo gibi […]