Kapanağılı Mevkii’den 1 Mayıs Mahallesi’ne

Türkiye’de 1970’lerde, kırsal üretim biçiminden endüstriyel üretim biçimine dönüşümünün nitel bir aşama kaydetmesiyle birlikte kırlardan kentlere ciddi bir göç akışı başladı. Halihazırda 1940’larda başlamış, 1950’lerde ivmelenmiş kırdan kente göç akışı 1960’larda ve 1970’lerde yoğun bir artış yaşadı. 1970’lerde kırdan kente göçün bu kadar yoğun yaşanması, peşine yine yoğun yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşümleri de getirdi. Hem o güne kadar kırsal üretim ilişkilerinin şekillendirdiği bir toplumsallığa sahip insanlar ve gruplar, kendilerini kentin ve endüstriyel üretim ilişkilerinin koşullarına göre şekillendirdi; hem de kırsal üretim ilişkilerinin şekillendirdiği toplumsallığa sahip insanlar, kentsel uzam üzerinde bir dönüşüm etkisine sahip oldu.

Yani insan bir taraftan kendini kentin “rasyonel”, bürokratik işleyişine göre şekillendirirken (hayatın en temel faaliyetlerinde bu şekillendirme kendini gösterir: işçileşmek, eğitim sistemine dahil olmak, tüketmek ve bütün bunlar gibi kent yaşamının yeni zaman-mekan ritmine uyum sağlamayı gerektiren gündelik pratikler), diğer taraftan ise kırsal alandan taşıdığı toplumsal bağları ve komünal gelenekleri sürdürmek adına kenti de yeniden şekillendirdi (yöre olarak veya inanç açısından tabakalaşmış mahallelerde bunu görmek mümkün, bunun yanında memleket dernekleriyle, cemaatlerle, ibadethanelerle de bu bağların sürdürüldüğünü ve kentin yeniden şekillendiğini görüyoruz).

Kırdan kente kitlesel göç bağlamında, yoğun toplumsal dönüşüm, peşine farklı toplumsal sorunları da doğurdu, bu yaşanan çeşitli toplumsal sorunlar arasında en çok öne çıkan sorunlardan birisi de konut sorunu olmuştur. Kapitalizmin halihazırda rant uğruna yapısal olarak ürettiği sorunlardan birisi olan konut sorunu, binlerce insanın kente gelişiyle ve kentteki nüfusun ikiye üçe katlanmasıyla birlikte şiddetini her zamankinden fazla arttırıp başat sorunlardan birisi haline gelmiştir. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropollerde konut sorununun derinden yaşanmasıyla birlikte, bu soruna yanıt olarak gecekondu mahalleleri oluşturulmuştur.

Gecekonduların inşası ile birlikte konut sorununa kısmi bir çözüm bulunmuş olsa da sorun tam olarak çözülememiştir. Gecekonduların inşasıyla birlikte bu sefer konut sorunu etrafında arazi mafyacılığı, kentsel altyapı eksikliği, kamusal hizmetlere erişememe, tapu sorunu, yıkım sorunu gibi yeni sorunlar da ortaya çıkmıştır. Gecekonduların gayriresmi bir statüsünün olduğu ve bundan dolayı resmi olarak devlet tarafından gecekondu sorunlarının nesneleştirilmediği bu bağlamda, bir yanda yerel yönetimlerle kurulan rüşvet ilişkileri etkili olurken diğer yanda özyönetim ve karşılıklı dayanışma pratikleri de görülmüştür. Konut sorununa özyönetim ve karşılıklı dayanışma pratikleri ile yanıt verilen belki de en örgütlü ve güçlü deneyimlerden birisi de 1 Mayıs Mahallesi deneyimidir. 

Arazi Mafyacılığına Karşı Halk Komitesi

Bugün Ataşehir ve Ümraniye bölgelerinde yer alan 1 Mayıs Mahallesi, 1960’lardan itibaren Kapanağılı Mevkii olarak bilinen, sadece mandıraların ve taş ocaklarının olduğu büyük çoğunluğu boş olan bir araziydi. Kapanağılı Mevkii’nde o senelerde mandıralar ve taş ocakları dışında 10-15 ev vardı.1 Bölgeyi ilk arazi mafyası ve rantiye sınıfı keşfetmişti çünkü bölge hem İstanbul’un göbeğindeydi hem de sanayinin hızla yayıldığı bir alandaydı. Bundan dolayı daha mahalleye yerleşimler gelmeden, arazi mafyası arsaları parselleyerek satıyor ve gecekondu inşa edenlerden para talep ediyordu.2 Mahalleye devrimcilerin gelişini ise arazi mafyacılığı tetikledi. Mahalleye gelip ev yapan birkaç devrimci işçinin, “arsa parası” talep eden gecekondu mafyası ile sorun yaşaması üzerine işçilerin müdahalesi ile 1 Mayıs Mahallesi’ni doğuracak kıvılcım çakılmıştı.3

Devrimcilerin tekil tekil mahallede olması ve özellikle bölgedeki gözlemledikleri arazi mafyacılığı sorunu, farklı geleneklerden devrimci hareketlerin mahalleye örgütlü olarak gelmesine yol açmıştı. Devrimcilerin bundan dolayı ilk aşamadaki hedefleri, arazi mafyacılığıyla mücadele etmek ve arazi mafyacılığı yapan çeteleri bölgeden kovmaktı.

Mahallede yerleşimlerin başlamasından itibaren sorunsallaştırılan ilk temel mesele arazinin nasıl dağıtılacağıydı, bu mesele üzerine bölgede arazi dağıtımının yönetilmesini sağlayacak mahalledeki herkesin başvurduğu başta “dernek” adı verilen sonradan Halk Komitesi’ne dönüşecek bir yapı oluşturulmuştu.4 Burada halk, toplantılar düzenleyerek gecekondu inşası ve arsa dağıtımı üzerine olan sorunları tartışıyordu. Bu toplantılarda yer alan devrimciler de gecekondu sorununa dair kendi halkçı bakışlarını sunarak kitle desteğini arkalarına alıyorlardı. Devrimcilerin gecekondu sorununa dair programı yani arsa ve gecekondu dağıtımının mahalledeki herkesin ihtiyacına yönelik ve adil olması, gecekondu mafyasının öncelikli olarak sorunsallaştırılması, halk arasında devrimcilerin bulduğu karşılığı da gittikçe arttırdı.5

1977 Mayıs ayında bir toplantıda halk, istedikleri kişiler tarafından temsil edilmeleri gerektiğini tartışarak bir kurulun kendileri tarafından seçilmesine karar verdi. En çok oy alan 8 kişi seçildi ve mahalledeki arsa dağıtımı ve gecekondu inşa etme gibi bütün işleri yönetecek olan ve halk tarafından seçilen Halk Komitesi kuruldu. Halk Komitesi, mahallede uzun yıllar bölgede etkili olacak özyönetim deneyiminin başlangıcı olarak, gecekondu inşa etme ve arazi paylaşımını yönetecek olan yetkili yapı olarak mahallede yerini almıştı böylece.

Halk Komitesi’nin ilk biçiminde, seçilen 5 komite üyesi devrimci gruplardan geliyordu. Bunun dışında seçilmiş 3 kişi ise mahallede ilişkileri sayesinde seçilmiş gecekondu mafyacılığı yapan çetelerdendi, sonrasında bunlardan ikisi çekilip mahalleden ayrıldı, diğeri ise devrimcilere uyum sağlamaya çalıştı.

Devrimcilerin Halk Komitesi’nde yönetimi elde etmesinden sonra komite mahallenin tek yetkili yönetim organı gibi işler hale gelmişti. Artık, gecekondu ve arazi dağıtımını düzenlemenin yanında, Halk Komitesi’nin temel gündemlerinden birisi mahalleyi yaşanılabilecek hale getirmek olmuştu. Bunun yolu da mahallenin resmi makamlarca tanınmasından, bu sayede kamu hizmetlerinin gelmesinden ve kamu hizmetleri gelene kadar ise yaşamın dayanışmayla beraber kurulmasından geçiyordu. Bir Ağustos günü mahallenin ismi, o sene olan 1 Mayıs 1977 katliamında ölen işçilerin anısını yaşatmak adına mahallenin ortak kararıyla 1 Mayıs Mahallesi olarak belirlendi.6

Halk, Halk Komitesi aracılığıyla ortak belirlenen arazi dağıtım ve gecekondu inşa ilkeleri çerçevesinde alınan bütün kararlara dahil oluyordu. Halk Komitesi, halkla sürekli toplantılar düzenleyerek halkın taleplerini dinliyordu. Kamu hizmetlerinin olmadığı bir bağlamda, hem kamu hizmetlerinin getirilmesi için yerel yönetimle ilişkiler kuruluyor hem de bunun yanında bütün yaşam dayanışma ile kuruluyordu; gecekondu inşaatı için gerekli malzemeler getiriliyor, mahalleye toplu sağlık taraması ve muayenesi yapılması için doktorlar ve hemşireler getiriliyor, okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma kursu bile veriliyordu, halkın yaşamı için ne gerekiyorsa dayanışma ile sağlanıyordu.7 Arazi mafyacılığını önlemek adına çıkılan yolda bir özyönetim pratiği yaratılabilmişti böylece. Bu özyönetim pratiği, 2 Eylül 1977’deki büyük yıkımdan sonra daha net biçimde göz önüne çıkacaktı.

2 Eylül 1977: 1 Mayıs Mahallesi’nin Kuruluşu

2 Eylül 1977 tarihinde o zamana kadar yıkımlara rağmen her seferinde kendini yeniden inşa etmiş 1 Mayıs Mahallesi’ne büyük bir yıkım geliyordu. 5 panzer, 6 buldozer, 500 silahlı polis ve 500 askeri komando gücü ile devletin amacı, bir daha yeniden kurulamayacak şekilde mahalleyi yıkmaktı.8 Devletin devasa baskı gücüne karşı 1 Mayıs halkı taş ve sopalarla yanıt verdi, devlet 7 devrimciyi çıkan çatışmalarda öldürdü.9 Devlet, o güne kadar görülmemiş bir biçimde gecekonduları yıktı. Fakat devlet, defalarca yıkılıp yeniden kurulmuş bu mahallede, yıkımlarla bir şeyleri bitirebileceğini sanarak hata ediyordu.

Sonuç olarak yine mahalle yeniden kuruluyordu, fakat önceki yeniden kuruluşlardan farklı bir nitelikteydi bu yeniden kuruluş, yıkımın büyüklüğü ölçüsünde bir yeniden kuruluş oluyordu. Öğrenci gençliği de mahalleye akın akın gelip bu yeniden kuruluşta yer alıyordu.10 Halk Komitesi bu büyük yıkımla birlikte mahalle yeniden kurulurken, gecekondu inşası ve arazi dağıtımı ilkelerini işletebilme fırsatı bulmuştu. Yani mahalle sıfırdan kurulurken yapılacak dağıtım, herkesin ihtiyacına göre ve onun da yanında ayrılan araziler mahallenin ihtiyacına yönelikti. Ticari amaçlı veya ihtiyacından fazla miktarda arsa alınmasına, kondu yapılmasına Halk Komitesi müsade etmiyordu.

Yıkımdan sonra artık her şeyin temelini sağlam atma fırsatı doğmuştu, böylece mahallenin planlaması da ona göre yapılacaktı. Halk Komitesi bundan dolayı mahallenin yeniden kuruluşunda, Türkiye Mühendis Mimarlar Odası üyesi mühendislerle, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle, gönüllü şehir planlamacılarıyla birlikte mahallenin planlamasını hazırlanmıştı. Şu an mahallede olan okulların yerleri bile o zamanki yapılan planlama sonucu belirlenen yerlerdeydi. Kentsel altyapı, ulaşım, kamu hizmetlerine erişim, insan sağlığına elverişlilik; hepsi göz önünde bulundurularak bir kent planı çıkartılmıştı. Bu özelliğiyle birlikte de şehir planlamasının yapıldığı bir gecekondu mahallesi olarak tarihe geçmişti.11

Bu denli büyük çapta bir yeniden kuruluş, 2 Eylül 1977 tarihini, 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluş tarihi olarak tesis etmişti, 2002’den beri hâlâ 2 Eylül tarihi 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluş festivali olarak kutlanmaktadır.

Gerçek Kahraman: Halk

Karşılıklı dayanışma ve örgütlenme pratiğinin yarattığı bu mahalle, tüm bu özellikleriyle birlikte çok özel bir konuma sahiptir. 1980 askeri faşist darbesinden sonra ismi değiştirilmesine rağmen bile günümüzde hâlâ çoğu insan mahalleyi “1 Mayıs Mahallesi” ismiyle tanıyıp bilmektedir. Bazı kesimler için bu isim “kurtarılmış bölge”, “polisin giremediği mahalle” gibi kentsel marjinalliğin uzamsal damgalarını ifade etse de, mahalleli için kendi inşa ettikleri bir geçmişin ifadesidir. Yani bu ismin hâlâ kullanılıyor olması mahallenin var olmuş olduğunu ve dolayısıyla şu an da var olduğunu anlatıyor bize.

1 Mayıs halkının oluşturduğu Halk Komitesi, insanların kent yaşamında kolayca yabancılaştığı gündelik hayatın işleyişini, her yönüyle yeniden insanların iradesine teslim ediyordu. Gündelik hayatın işleyiş süreçlerinin yabancılaşmış ve insan eyleminden kopuk biçimde kurgulandığı modern kent hayatında, böyle bir deneyim benzersiz bir bilinç taşıyordu. 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’ndeki, 70’lerin sonunda Fatsa’daki veya Yeni Çeltek’teki bilince benzer ama bir o kadar da kendi içinde özgün ve benzersiz bir bilinçti bu; tüm bu bilincin indirgenebileceği tek nokta, sadece dünyayı var edenlerin aynı zamanda bu dünyayı yönetebileceğiydi.

Ne kadar anlatılanlara bakarsak bakalım modern kent bürokrasisinde gözünü açmış insanlar olarak bizim için, gündelik hayatın işleyişinin insana yabancı anonim devlet aygıtına devredildiği ve insan eyleminin bu işleyişte yerinin olmadığı bir bağlamda, aslında bu bilincin hepsi yeterince anlaşılamayacak boyutta. Çünkü bürokrasi, kapitalist modernite, rasyonalite, gündelik hayatta insana metafizik bir büyülenme yaratır: gündelik hayatta alınan kararlar, gündelik hayatın işleyişi ve akışı sanki insandan yabancı bir güç tarafından hallediliyormuş gibi kurgulanır. Nihayetinde aslında temelinde insan faaliyetine içkin olan bir işleyiş, hiç insan yokmuş gibi kavranır. Güçlerinin büyük bir kısmını uyguladığı tahakküm mekanizmalarının yanlış tanınmasından alan egemenler için egemen olmanın tek yoludur bu. Bu tarz deneyimlerin en büyük yetkinliği bu tarz metafizik büyülenmelere karşı hakikati tesis edebiliyor olmalarıdır, 1 Mayıs Mahallesi deneyiminde de yarattığı bilinç itibarıyla bu görülür.

Devletin Bitmeyen Saldırısı

Kapitalist bürokrasinin toplumsal ilişkileri yapılandırdığı modern kent içerisinde çölde bir vaha gibi kalmış ve uzun yıllar yıkımlarla, 1980 askeri faşist darbesinin yarattığı baskı ve şiddetle bile kendi içerisinde dayanışmayı koruyabilmiş 1 Mayıs Mahallesi, uzun yıllardır devletin çeşitli stratejileriyle çözülmeye çalışılıyor. Sosyalist değerler etrafında bir araya gelmiş bu dayanışmayı baskıyla, şiddetle ve yıkımlarla  kıramayacağını anlayan devlet, devrimcilerin halkla bağ kurduğu başka halkçı mahallelerde de gerçekleştirdiği gibi uyuşturucuyu, çeteleşmeyi ve bağımlılığı mahalleye sokuyor.

Uyuşturucu, çeteleşme ve bağımlılık sadece mahallenin içerisindeki karşılıklı dayanışma bağlarını kırmakla kalmıyor, aynı zamanda rantiye sınıfı için rantsal dönüşüme son derece uygun koşullar da hazırlıyor.

Devlet, bürokratik alan aracılığıyla, kentin belirli bölgelerini uzamsal damgayla sistematik olarak lekeleyerek, özellikle 1 Mayıs Mahallesi gibi mahalleleri kentin “lanetli” bölgeleri olarak tesis ediyor. Medya yoluyla da bu tarz mahalleleri şeytanlaştırıcı bakış sunulunca, 1 Mayıs Mahallesi gibi mahalleler özellikle, devletin güvenlik politikalarının başlıca hedefi haline getiriliyor.12 Mahallede son yıllarda inşa edilmiş “kalekol”13, gün geçtikçe arttırılan polis gücü, her köşe başına konulan kameralar ve buna rağmen uyuşturucu satışının/kullanımının ve çeteleşmenin herhangi bir şekilde azalmaması, devletin uzamsal damga yoluyla bu güvenlik politikalarını nasıl meşrulaştırdığını ve bunun yanında mahalle halkına nasıl baskı kurduğunu net biçimde gösteriyor.

Dayanışmayla inşa olmuş ve kendini devlet bürokrasisinden bağımsız bir biçimde kurabilmiş bir gecekondu mahallesinin olması elbette burjuva devlet için kabul edilemezdir. Ama bundan da öte, mahallenin yanı başında bulunan, 2023 yılında açılışı yapılmış Finans Merkezi ve küresel finansal sermayenin Türkiye temsilcilerinin orada yer alacağı göz önüne alındığında, devletin saldırılar konusunda gözünü kararttığı açıktır.

Saldırıların çeşitliliğine karşı -biçimler değişse de- çözüm, 1 Mayıs halkının alışık olmadığı ve daha önceden gerçekleştirmediği herhangi bir şey değildir. Çözüm, yine 1 Mayıs halkının 2 Eylül’de sıfırdan yeni bir kent kurduğu veya 2000’lerde uyuşturucuya karşı kitlelerce yürüdüğü gibi halkın örgütlü gücü ve karşılıklı dayanışmasından ibarettir.


  1. Aslan, Şükrü. (2019)[2004]. 1 Mayıs Mahallesi. İstanbul. İletişim Yayınları (ss. 97) ↩︎
  2. a.g.e (ss. 100) ↩︎
  3. a.g.e (ss. 100) ↩︎
  4. a.g.e (ss. 106) ↩︎
  5. a.g.e (ss. 106) ↩︎
  6. Ertuncay, Ali Türker & Aslan, İsmail. (2017). İçeriden Anlatılar: 1 Mahallesi’nin İnşası. Patika Kitap. (ss. 64) ↩︎
  7. a.g.e (ss. 46) ↩︎
  8. (1978 Ocak sayısı). 1 Mayıs Halkının Mücadelesinden Öğrenelim. Güney, (ss. 20-24.) ↩︎
  9. Işıtan, İ. (Director). (1978). 2 Eylül Direnişi [Film]. ↩︎
  10. a.g.e Aslan, Şükrü. (ss. 122) ↩︎
  11. a.g.e Aslan, Şükrü. (ss. 122-123) ↩︎
  12. Wacquant, Loic. (2024)[2022]. Bourdieu Şehirde. çev. Tuğba Zeynep Şen. İstanbul. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları (ss. 94-104) ↩︎
  13. Yüksek güvenlikli askeri tipte karakol. Genellikle yoğun çatışmaların olduğu sınır bölgelerinde bulunur. ↩︎