Yapay Zekâ Ekonomisi, Hammadde Krizleri ve Finansal Balonlar Kıskacında

Küresel kapitalizmin yapay zekâ mucizesi olarak pazarladığı yeni birikim modeli, yeryüzünün fiziksel sınırlarına ve jeopolitik gerçekliğe toslamış durumda. Borsalarda yaşanan sert düşüşler ve teknoloji hisselerindeki “çip bozgunu”, bu sürecin sadece geçici bir piyasa dalgalanması olmadığını gösteriyor. Yapay zekâ ve çip teknolojisindeki sıçramaları üretici güçlerin gelişimiyle ilgili bir gösterge olarak görmek mümkün. Fakat bu gelişim, kapitalist mülkiyet ilişkileriyle yapısal bir çatışmaya da giriyor. Yapay zekânın fiziksel altyapıdan bağımsız, uçucu bir bulut teknolojisi olduğu şeklindeki anlatı da ciddi çevresel zararlar ve somut maddi koşullar karşısında boşa düşüyor. Aslında tüm bunlar, Marx’tan ilhamla Foster’ın metabolik yarılma olarak tanımladığı doğa-insan kopuşunu aklımıza getiriyor.

Hürmüz’ün Etkisi

Katar’daki Ras Laffan tesislerine yönelik saldırılar, küresel yarı iletken üretimini ve yapay zekâ altyapısındaki bir süredir devam eden krizi derinleştirdi. Dünyanın helyum arzının üçte birini sağlayan bu merkezin devre dışı kalması ve Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durması, bize yüksek teknoloji üretiminin ne kadar hassas bir maddi altyapı ve dolaşım zemini üzerinde yer aldığını gösteriyor.

Yapay zekâ çılgınlığı yüzünden bilgisayarlarda ve veri merkezlerinde kullanılan yarı iletken bellek fiyatları şimdiden önemli ölçüde artmış durumda, bu artışın sürmesi bekleniyor (Kaynak)

“%99,9999” oranında saf helyum1 tedarikinin sekteye uğraması Samsung ve SK Hynix gibi tekellerin üretim hatlarına darbe vurdu. Bu tekeller özellikle yapay zekâ çipleri (grafik işlem birimleri ve yüksek bant genişliğine sahip bellekler) üretiyorlar. Tedarik sorunu yeni nesil yapay zekâ veri merkezlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek yoğunluklu soğutma ve süper iletken altyapılarını da krize soktu.

Yapay zekâ veri merkezlerini arttırma ve büyütme arzusu ile bireysel donanım talebi sektörü halihazırda yapısal bir çip krizine sürüklemişti. J.P. Morgan’ın küresel piyasa analizlerinde de vurgulandığı gibi, üreticilerin kapasitelerini yapay zekâ için kritik olan yüksek bant genişlikli bellek alanına kaydırması da standart bellek pazarında ciddi bir arz açığı ve maliyet baskısı yaratmıştı. Hürmüz Boğazı’nda geçişlerin durmasıyla yaşanan arz şoku ise var olan sorunu derinleştiren bir etkiye yol açtı. Yarı iletken piyasası analizleri de üreticilerin kârlılığı yüksek yapay zekâ çiplerine öncelik vermesi nedeniyle, otomotivden sağlığa, tüketici elektroniğinden dayanıklı tüketim mallarına kadar geleneksel imalat alanlarının ciddi çip kıtlığı çektiğini gösteriyor.

Bu krizi 2021 yılında yaşadığımız talep şokundan ayıran temel bir nokta var. 2021 krizinde sorun genel olarak fabrikaların yanlış planlamasından kaynaklanırken, 2026 krizini doğrudan fiziksel girdilerin yokluğu belirliyor. Kapitalizmin tam zamanında üretim mantığı nedeniyle stratejik stok barındırmaması, çip fabrikalarının birkaç gün içinde üretimde kesintilere gitmesine yol açtı. Tüm bunlar üretim hatlarının durmasına yol açıyor ve tüketici elektroniği fiyatlarında artış beklentisini ortaya çıkarıyor.

Çin’in Teknolojik Hamlesi

Batı merkezli teknoloji hegemonyasını sarsan bir diğer gelişme ise Çin’den geldi. Çinli bellek üreticisi CXMT’nin Şangay borsasındaki %466’lık rekor yükselişi, sermayenin yön değiştirmeye başladığına işaret ediyor. Üstelik Çin’in Hollandalı ASML şirketinin tekelinde olan derin ultraviyole litografi2 makinelerini kendi imkânlarıyla geliştirdiğine ilişkin haberler, Batılı çip üreticilerini bir var olma mücadelesine sürükleyebilir. Bu yaşananlar, ABD’nin ihracat yasaklarının aslında Çin’in yerli kapasitesini hızlandırdığına dair uyarıların doğru olabileceğini düşünmemize yol açıyor.

Piyasadaki bu sıkıntılı süreç, Apple ve Tesla gibi devlerin tedarik zincirlerini korumak adına Washington koridorlarında yoğun bir lobi faaliyetine girişmesine neden oldu. Batı medyasındaki güncel analizler de ABD’li teknoloji lobilerinin “Çin tekel kuruyor” söylemini, aslında kendi kurumsal çıkarlarını korumak ve regülasyonları savuşturmak için bir koz olarak kullandığını söylüyor. Yarışın asıl boyutunu askeri bir süper zekâ3 yaratma çabasından ziyade Çin’in ucuz ve erişilebilir yapay zekâ modellerini reel ekonomiye ve küresel altyapı ağlarına entegre etme becerisi oluşturuyor. Veri merkezlerinin mevcut doyumsuz kaynak ihtiyacı birçok sektörü donanım krizine sokarken, sermaye fraksiyonları arasındaki rekabetin, burjuva devlet aygıtını nasıl araçsallaştırdığını da görmüş oluyoruz.

Nvidia’nın Dönüşümü

Bu ekonomik sürecin merkezindeki Nvidia, donanım üreticisi olmanın ötesine geçerek sermaye birikiminin finansal aygıtına dönüşüyor. Şirketin büyük tekellerle oluşturduğu 500 milyar dolarlık fon, yapay zekâ açısından oldukça önemli olan grafik işlem birimlerinin artık yeni bir finansal varlığa dönüştüğünü gösteriyor. Nvidia müşterilerine devasa krediler açıp onlara kendi çiplerini sattığı döngüsel finansman modelleriyle, kâr oranlarındaki düşüşünü telafi etmeye çalışıyor.

Analistler bu durumu Nvidia’nın yapay zekânın merkez bankasına dönüşmesi olarak tanımlıyorlar. Ancak bu yapı 2008 krizindeki yüksek riskli kredileri andıran yapısal bir varlık balonu ve zincirleme borç ödememe riski barındırıyor. Çiplerin değerinin hızlı teknolojik değişim nedeniyle çabucak düşebileceği gerçeği, bu devasa kredi balonunun patlama ihtimalini de her an canlı tutuyor. Nvidia çiplerinin değerine %25’lik bir teminat sunarak finans tekellerinin riskini üstleniyor. Bu hamle kârın şirkete, risk ve zararların halka yüklendiği klasik bir finans-kapital mantığıdır.

Ekolojik Tahribatın Gizlenen Yüzü

Yapay zekâ altyapısının büyümesinin arka planında yıkıcı bir doğa tahribatı da yatıyor. Veri merkezleri devasa miktarda elektrik ve su tüketirken ekolojik krizi hiç olmadığı kadar derinleştiriyorlar. Örneğin tek bir büyük dil modelinin eğitimi 50 gigawatt-saat enerji tüketirken, Google ve Microsoft gibi tekellerin emisyonlarındaki %48’e varan artış, teknolojik verimliliğin doğaya el koyma hızını artırdığını söyleyen Jevons Paradoksunu doğruluyor.

Sermayenin altyapı ve veri merkezlerine yatırdığı sabit sermaye arttıkça kâr oranları üzerindeki baskı da artıyor. Şirketlerin “sıfır emisyon”, “net-sıfır”, “yeşil dönüşüm” iddiaları, karbon muhasebesi yöntemleriyle kağıt üzerinde emisyonları sıfırlanmış gibi gösterme çabasından ibaret kalıyor. Teknoloji tekelleri devasa doğalgaz sözleşmeleri yaparak fosil yakıt kullanımlarını arttırırken, fosil yakıtlara dayanan veri merkezlerinin tüketimlerini dünyanın başka yerlerinden edindikleri karbon sertifikalarıyla aklamaya çalışıyorlar. Daha da kötüsü yapay zekâ araçları fosil yakıt şirketleri tarafından yeni petrol ve gaz rezervlerinin keşfi ve üretimin artırılması için de kullanılıyor. Şirketler daha fazla kâr için boş vaatlerde bulunmaktan hiç çekinmiyorlar.

Büyümenin Sınırları ve Toplumsal Direniş

Sermaye her zaman yaptığı gibi doğayı ve insan yaşamını sermaye birikiminin bir aracı olarak kullanmayı sürdürüyor. Ancak tüm bunlara rağmen Oregon’dan İspanya’ya, Şili’den İrlanda’ya kadar birçok bölgede su kaynaklarının kuruması, veri merkezlerinin gürültüsü, yenilerinin inşa edilmesi gibi nedenler halkın meşru direnişini de doğuruyor. Dünyanın birçok bölgesinde veri merkezleri özelinde sermaye düzenine karşı yükselen bu mücadeleler, mevcut düzenin mutlak olmadığını, olmayacağını bize gösteriyor. Sadece 2025’in ikinci çeyreğinde yaklaşık 98 milyar dolarlık veri merkezi projesinin yerel direnişler sonucu engellenmiş veya ertelenmiş olması, direnişlerin gücünü ve önemini ortaya koyuyor.

Sonuç olarak 2026 yılının çip krizi, kapitalizmde teknolojinin tarafsız bir araç olmadığını bize tekrar hatırlatıyor. Sermaye teknolojiyi, doğayı ve insan emeğini birikim hırsına tabi kılan bir sömürü aracı olarak kullanıyor. Yapay zekâ, işlem gücü arttıkça yeteneğin doğrusal artacağını varsayan ölçekleme yasalarına bel bağlamış devasa bir spekülasyona dönüşürken, hammadde kıtlığı, finansal balonlar ve toplumsal muhalefet bu sürecin sınırlarını çiziyor.

  1.  Hassas bilimsel araştırmalar, laboratuvar cihazları (örneğin NMR spektrometreleri), fiber optik kablo üretimi, yarı iletken ve elektronik endüstrisi gibi ultra yüksek saflıkta gaz gerektiren alanlarda kullanılıyor.
    ↩︎
  2.  Silikon levhalar üzerine mikroçipler üretmek için kullanılan, yaklaşık 193 nanometre dalga boyuna sahip ultraviyole ışık yayan bir fotolitografi teknolojisidir. Günümüzde özellikle otomotiv, bilgisayar ve akıllı telefon sektörlerinde kullanılan ana akım yarı iletken devrelerin basılmasında kritik bir rolü vardır.
    ↩︎
  3.  İnsan zekâsını ve bilişsel kapasitesini her alanda geride bırakan kuramsal bir yapay zekâ seviyesi
    ↩︎