Geçtiğimiz Şubat ayında 25 kadının, 2025 Aile Yılı’nın ilk 9 ayında 290 kadının öldürüldüğü; kadınların çoğunluğunun eşleri, eski ya da boşanmak üzere oldukları eşleri gibi yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüğü ülkemizde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kadınları aileye daha da bağımlı hale getirme çalışmalarına hızla devam ediyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Vedat Işıkhan geçtiğimiz günlerde iktidara yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak Gazetesi’ne kadınların hem çocuk bakımını gerçekleştirebilecekleri hem de istihdamda olacakları politikaları geliştirmek için hazırlık içerisinde olduklarını ifade ettiler.
Göktaş, kadınların “iş mi aile mi?” ikilemine zorlanmadığı, her ikisini de güçlü bir şekilde sürdürebildiği sosyal politika zeminlerini oluşturmak için “ev temelli çocuk bakım modeli”, gündüz bakımevleri, sosyal yardım projeleri uygulamalarının mevzuatlarının hazırlandığını, pilot bölgelerde denemelerin gerçekleştiğini açıkladı. Bunların yanı sıra Bakanlığın doğum ve babalık izin günlerinin süresinin uzatılmasına dair çalışmaları sürüyor.
TÜİK’in 2025 yılında yayınladığı verilere göre %8,3 azalan doğum oranı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı kırmızı alarma geçirmiş durumda. Artan hayat pahalılığı, sağlık hizmetinin özelleştirilmesi, çocuk bakımının tüm sorumluluğunun kadına yüklenmesi bu oranın azalmasındaki önemli faktörler arasında yer alıyor. Tüketici Birliği Federasyonu’nun Market Endeksi çalışmasında bu yılın şubat ayında fiyatı en çok artan beş ürün grubunda %18,62’lik artışla çocuk bezi, ilk sırayı çekiyor.
Bakanlığın 2025 yılını “Aile Yılı” ilan etmesinin ardından yayınladığı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler raporunda ise 2.343 özel kreş ve gündüz bakımevi ile 91.098 çocuğa hizmet veriliyor, 3.201 çocuk ise ücretsiz bakım hizmetinden yararlanıyor. TÜİK, 0-6 yaş grubundaki çocukların sayısına dair güncel verileri yayınlamamış olsa da 2024 yılı verilerini baz alarak yapılan bir hesaplamada yaklaşık 7.5-8 milyon çocuğun yaşadığı göz önüne alınırsa Bakanlığın açıkladığı rakamlar, 0-6 yaş grubundaki çocukların %1’inin devletin verdiği hizmete erişebildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Bakanlık, kadınlara şiddete ve sömürüye maruz kaldıkları aile yapılarını kurmaları ve çocuk doğurmayı birçok teşvik programıyla birlikte salık verirken Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele V. Ulusal Eylem Planı kapsamında yeni adımlar atmayı hedeflediklerini söylemeyi ihmal etmiyor. 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığından beri artan erkek şiddetine karşı kamuoyundan gelen tepkilere Bakanlık’ın yaptığı geri dönüş, İstanbul Sözleşmesi’ndeki kazanımların yanına yaklaşamayacak bu eylem planına sığındıklarını ifade etmek oluyor.
Bir diğer Bakan Işıkhan ise kadınların doğum yaptıktan sonra iş hayatına geri dönene kadar geçen sürede yaşanan kopukluğun süreklilik arz etmemesi için “her iki rolü [annelik ve işçilik] de sürdürebildiği bir çalışma hayatı yapısını güçlendirme” hedefiyle ilerlediklerini ifade etti. Pozitif ayrımcılık projeleri ve para destekleri ile kadınları doğum sonrası yeniden istihdama katmayı amaçladıklarını ifade etti. Doğum artış hızının düşüşünü kadın istihdamını arttırarak yükseltebileceklerini iddia eden Bakan, “Çalışma hayatını daha kapsayıcı, daha esnek ve daha aile dostu hale getirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” şeklindeki açıklamalarla esnek ve güvencesiz çalışma koşullarını kadınlar için kalıcı hale getirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Bunu gerçekleştirirken Kadın İstihdamı İçin Pozitif Ayrımcılık Projesi kapsamında işverenlere işe aldıkları her kadın için aylık 32 bin 500 liraya kadar prim ve ücret desteği sağlandığı da ifade edildi.
Yani, kadın emeğini esnekleştirmenin yanı sıra istihdamdaki kadınlar için işverenlere asgari ücretten daha fazla destek sağlanıyor. Kadınlar iş gücüne katılırken işverenler tarafından yaşadıkları cinsiyetçilik, yani istihdamdaki kadın sayısının azlığının ana sebepleri gözardı edilerek işverenlere rüşvet vermek için fırsat bulan Çalışma Bakanı bütçenin ceplerini bir kez daha işverenler için silkeliyor.
Tüm Yük Kadınların Sırtında
Hem Bakan Göktaş’ın hem de Bakan Işıkhan’ın gündemlerine aldıkları “aile ve iş aynı anda” modelleri kadınların kamudaki görünürlüklerini gerçekten arttırmaya yönelik mi? Yoksa iktidarın yeni emek rejimini kalıcılaştırmasına yönelik mi?
Hibrit ve esnek çalışma şartları ile istihdama katmak istedikleri modellerde kadınları, hem evdeki bakım yükünü üstlenmesi hem de hane gelirine destek sunması yönünde teşvik ediyorlar. Bu programlarda kadın yine yoksulluğu idare etmek için hane gelirine destekçi, çocuğa bakım emeği veren konumlarını sürdürüyor. Kadınları çifte sömürüye ikna etmek için sosyal ve temel haklar, bakanlıklar tarafından sadaka veriliyormuşçasına servis ediliyor.
İktidar tarafından ilan edilen “Aile ve Nüfus 10 Yılı” kapsamında Türkiye’de azalan doğum oranları artırılarak ucuz ve yedek iş gücünün devamlılığı sağlanmaya çalışılırken kadınlar erkek egemenliği tarafından dayatılan rollere hapsediliyor. “İşe de giderim, çocuk da yaparım” demesi beklenen “güçlü kadın” modelleri “güçlü Türkiye”nin yapı taşları olarak görülüyor. Fakat artan kadın cinayetleri ve yoksulluk bakanlıkların çizdiği pembe tabloyu darmaduman etmeye devam ediyor.

