Bellek

İşçi Sınıfının Tarihcil Görevi

El Yazmaları’nın Notu: Koronavirüs salgınıyla birlikte kapitalizmin sadece işçileri ve emekçileri değil bütün canlı yaşamı yok etmeye çalıştığı daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Sosyalizm mücadelesi bütün canlı yaşamın kurtuluşu olarak bir adım daha öne çıkmakta. İçinde bulunduğumuz 1 Mayıs…

Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz

El Yazmaları’nın Notu: 11 Ekim 1971’de yaşamını yitiren Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın 48. ölüm yıl dönümü vesilesiyle hazırladığımız yazı dizisi çerçevesinde kendisinin 1970 yılında Sosyalist Gazetesi’nde kaleme aldığı “Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz” başlıklı yazısını ilginize sunuyoruz. Kıvılcımlı’nın dönemin yükselen hareketi…

Tarihten gelen isyan: Sarı Yelekliler ve Fransa’da sınıf savaşımları

Fransa’da yaklaşık bir aydır ortalığı kasıp kavuran ve herkesin bir biçimde takip ettiği bir hareket tartışılıyor: Sarı Yelekliler (Gilet Jaunes) Fransa gibi, dünya tarihinin akışına yön veren çapta isyancı ve direnişçi geçmişe sahip bir ülke söz konusu olunca, toplumsal-siyasi belleğimizi etkileyen tarih sayfaları da peşi sıra açılıveriyor. 1789 devrimine, 1848 isyanlarına, köylü ayaklanmalarına, barikat savaşlarına, 1871 Paris Komünü’ne, kadın mücadelelerine, LGBTİ aktivizmine, hak mücadelelerine, sınıf savaşımının bütün biçimlerine sahne olmuş koca bir tarihe sahip Fransa’da bugünlerde, kendilerine “Gilet Jaunes” (Sarı Yelekliler) diyen bir hareket ülkenin çeşitli bölgelerinde ve kent merkezlerinde sokakları tutuyor, barikatlar kuruyor, blokajlar gerçekleştiriyor. Kim bu Sarı Yelekliler? Peki, medyanın yıkım ve şiddet gösterileri ile sunduğu, hükümetin vandalizm olarak yaftaladığı, soldan gelen eleştirilerde “ırkçı, homofobik, aşırı sağcı” tanımlamalarının yapıldığı Sarı Yelekliler kim? Arkalarında herhangi bir siyasal ya da sendikal örgütlülük, liderler ya da temsilciler grubu olmadan, sosyal medya üzerinden yapılan, “17 Kasım’da akaryakıt zammına karşı milli blokaj” çağrısıyla, öncelikle taşrada, kent periferisinde (hatta aşırı sağcı Le Pen’in yoğun oy aldığı bölgelerde) sokağa çıkan Sarı Yelekliler, ismini de ülkede her Fransız vatandaşının aracında bulunması yasal zorunluluk olan fosforlu sarı güvenlik yeleklerinden alıyor. Fransız Hükümeti’nin verdiği rakamlara göre, eylemin ilk dalgası olan 17 Kasım’da ülke genelinde yapılan eylemlere 289.710 kişi katılmış ve 2034 noktada blokajlar gerçekleşmiş. Sarı Yelekliler, 17 Kasım’dan beri hareket halinde, ancak özellikle özel çağrılar yapılan ve yoğun katılımlarla gerçekleşen Cumartesi günlerini eylem dalgası olarak nitelendiriyorlar. Her Cumartesi günü katılımın biraz daha artış gösterdiği Sarı Yelekliler hareketinde şimdi de 8 Aralık’ta eylemin dördüncü dalgası için çağrılar yapılıyor. Cumartesi eylemlerinde, çatışmalar, yol kapatmalar, mekân işgalleri artış gösteriyor. Üstelik Fransız ana akım medyasında şiddet gösterilerinin paket halinde servis edilmesine rağmen, çeşitli anket şirketlerinin gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamalarında, Fransız halkı yüzde 72-76 oranında Sarı Yelekliler hareketini destekliyor. Macron iktidarı geri adım atıyor Bu süre içerisinde, Sarı Yelekliler hareketine burun kıvıran Macron hükümeti […]

Eylemin ve Eylemenin Özgürleştiriciliği

Tarihsel kurtuluş ve özgürleşmenin militanı olan devrimci kadro, kendi pratiği süresince sıradan bireylerin kaldıramayacağı ya da aşamayacağı sertlikte gerilimler ve karmaşık sorunlarla karşılaşır. Evet, bu engelleri aşmak oldukça zorlayıcıdır; ama aşılan her gerilim ve sorun sonrasında, yüksek bir kendine güven ve…

Taşra’da Öncü Olmak

Taşra merkezin dışında olan, merkezi çevreleyendir. Taşra, taşralı olmak kapitalist toplumda burjuvazinin yuvalandığı şehirlerin dışında kalan bölgeler için kullanılan bir deyim olagelmiştir. Günümüzde bu gelişmiş kapitalizm merkezleri (metropol), azgelişmiş (taşra) karşılaşmasıyla adlandırılmaktadır. Adana, İstanbul’a göre taşrada kalır. İstanbul’a göre Gazi Mahallesi taşradadır. Gelişmiş büyük şehirlerde (metropol) egemen olan hem alt yapıda hem üst yapıda burjuva- kapitalist ilişkilerdir. Taşrada alt yapıda kapitalist ilişkiler hâkimken üst yapıda eski feodal değerler hala tam olarak kaybolmamıştır. Metropollerde egemen insan ilişkileri; para, kariyer, yarışma ve bencilliktir. Taşrada toplumsal duygular, dayanışma, insancıl ahlak varlığını sürdürür. Toplumsal maddi yaşam koşulları bireyin bilincine psikolojisine duygularına, ideolojiyi kavrayış biçimine etki ederek kişilikleri ona göre şekillendirmektedir. Esas konumuz taşralı, düzene muhalif önder kişiliklerin özellikleri. Açıklamalarımı bu temelde yapacağım. Hepimiz taşra çocuğuyuz. Kökenlerimiz köylere, kasabalara dayanır. Bundan dolayıdır ki şu anda bile ortamın, mücadelemiz içinde bize hangi frenleyici kişilik normlarını kazandırdığını bilince çıkarmak zorundayız. Bu yazıda taşralılık değerlerinin olumsuz yönlerine değinilecektir. Bu taşralılığın olumlu, mücadele içinde avantaj olan değer ve özelliklerin reddedildiği anlamına gelmemeli. Taşralı, yaşamıyla kapitalist düzene muhaliftir. Sadece ekonomik olarak yoksullaşma ile değil, insanlık- kültürel değerlerin yozlaşması tek başına taşralıyı muhalif olmaya itebilir. Düzene karşı olma tepkisel de olsa yaşam biçimidir. Bu özellikler özgürlük ve demokrasi mücadelesi öncülerinin kişiliklerine de yansır. Mücadele vermek günlük olağan bir görünüm arz eder. Olağanüstülükler ortadan kalkmıştır. Bu temelde yürütülen bir öncü mücadele sadece düzenin uygulamalarına göre konumlanmadır. Bu durum öncü kişilerde iktidar ufkunun, köklü değişimler yaratma ufkunun, kaybolmasına neden olabilmektedir. Kişiliklerimizde öyle bir yön var ki bizi kemiren, o da; ömrümüz boyunca düzene karşı mücadele veririz. Hep muhalefetiz. Ama sadece o kadar. Taşralı öncülerde çilecilik vardır. Arabesklik değildir. Ama harekete geçiren hep acılardır sanki. En büyük gücünü acılardan alır. Dayanıklılığını, geçmişte yaşadığı acıları aşma becerisini düşünerek ölçer. “Göğsümüzde acılara daha çok yer var” diyerek acılara davet çıkarır. Kendisinin ve toplumun acılarını ta iliklerinde […]