Militan

Edward Said’in Münevveri

  ‘‘Artık kişinin evindeyken, kendini evinde hissetmemesi bir ahlak meselesidir” Her ne kadar ilkel kabile toplumlarından bu yana izini sürebilmek mümkün olsa da aydın ve entelektüel kavramları esas ehemmiyet ve manasını, içtimai ihtivasını modern zamanlarda kazanmıştır. Bu haliyle bu kavramların…

Özgürlüğe doğru kopuş

Sanırım herkes şaşırıyordur; bir dönem komünist siyasal mücadelede bulunmuş hatta ağır bedeller ödemiş bazı insanların, şu ya da bu sebeple siyasal mücadeleyi bıraktıktan sonra hızla sistemle bütünleşmesi ve mücadele içindeyken edindiği neredeyse bütün kazanımlarını terk ederek sistemin sıradan bireylerinden birisine dönüşüvermesi, gerçekten de şaşırtıcı değil mi? Aslında, oldukça basit ama aşılması olağanüstü zor bir sorunla yüzleşmek gerekiyor. Sorun, aktif siyasal mücadele döneminde nedense “ihmal” edilen bir gerçeklikten kaynaklanıyor. Militan, mücadelesini sürdürürken, bizzat kendisinin de bir mücadele alanı olduğunu sanki hiç görmüyor. Dolayısıyla, aktif mücadelenin “gölgelediği” sistem kişiliği, mücadelenin parıltısı ortadan kalkınca çırılçıplak ortaya çıkıveriyor. O, mücadele içindeyken, içinde yetiştiği ama şimdi yıkmaya çalıştığı sistemin toplumu hücrelerine dek sarıp sarmalayarak kendisine uygun bir yapıya soktuğunu ve elbette o toplumun bireylerine/ o arada militanın kendisine de nasıl en ince ayrıntılara dek dağılan “yüklemeler” yaptığını düşünüp çözümlemiyor. Yıkılmaya çalışılan sistem sanki “dışsal” bir “kötülük”, ama devlet denen bir sopa sayesinde halkı korkutarak kendi hükmünü sürdürebiliyor. Dolayısıyla, bir biçimde devlet zorlanıp yıkılırsa bütün sorunlar çözülecek, her yer cennete dönüşecektir! Evet, devletin yıkılması epey zor da, keşke her şey o kadar “kolay” olsaydı! Asıl sorun ondan sonra başlıyor! Tarihin güncelliği Toplum bir Tarihin içinden çıkıp gelir ve yüzeysel bir bakışla sanılacağı gibi Tarih sadece geçip giden bir şey değil, ama aynı zamanda şimdi ve burada da hareket halinde olarak iş gören bir güncel gerçeklik, aktüel bir öznedir. Hem on binlerce yıllık “avcılık-toplayıcılık” döneminden hem de sonrasındaki “medeniyet” döneminden kalma “komünal” ve “medeni” gelenekler sürüp gelerek günümüzde de hükmünü yürütüyor. Güncellik ve Tarih her an/her dönem çarpışır, o çarpışma kırılmalar yaratarak Tarih’i geleceğe doğru fırlatır. Tarih gelecekte de sürüp gider, ama “aynen” değil, yaşadığı “çarpışmanın” kendisine verdiği ivmelerin özgün etkileriyle açılıp saçılarak ve değişip dönüşerek! Tarihin son 500-600 senesinde ortaya çıkıp egemen olan kapitalist egemenlik sistemi, merkezinde olan sermayenin somut-tarihsel hareketinin çıkarları yönünde oluşturduğu toplumsal ve […]

Yeni Dönem Kişiliği

Tarihin akışındaki hızlanmaya bağlı olarak, halk güçlerinin ve işçi sınıfının önü açılıyor. Sisteme karşı gerçekleştirilen her hamle, halk güçlerine ve işçi sınıfına inisiyatif kazandırıyor. Yapılan her hamlenin etki gücü çok yüksek. Böylesi bir süreçte, döneme uygun bir hız ve yoğunlaşmayla derinleşen her kadro, tarihin içine yerleşen-tarih yapıcı bir kişiliğe dönüşebilir. Üst Düzey Konsantrasyon Sıkışan sistemin hayatın çok değişik alanlarında ve farklı düzeylerde gerilimleri yükseltmesinin yarattığı olağanüstü ortamda, siyasal pratik içinde sürece müdahale edişte şaşkınlığa düşme, karmaşaya kapılma ve yönünü kaybetme gibi durumlar ortaya çıkıyor. Ve, bu genel zaaflar kişisel yetmezliklerle birleşerek gücünü arttırıyor, devrimci kadro üzerinde bloke edici, dibe çeken ya da güçsüzlük yaratan bir etki alanı oluşturuyor. Oysa, her aşama öncekinden daha yüksek bir yetkinlik talep eder. Hele şimdiki olağanüstü ortam, çok yönlü bir yetkinleşmeyi emrediyor. Bu yetkinleşmenin bir yönü, kendi kişiliğini ciddiye alma ve ona yoğunlaşmadır. Diğer yönü ise, pratik faaliyetin gereklerini tespit ederek ona-özellikle de hedeflere yoğunlaşmadır. Siyasal mücadele alanında zafere ulaşmak için mevziye kilitlenerek engelleri ortadan kaldırmak, bir mevziden diğer mevziye sıçramak gerekiyor. Bu aşamada yaşanacak dağınıklık veya öngörü zayıflığı, yenilgiye sebep olacaktır. Konsantrasyonun süreklileştirilememesi, bilincin ve pratiğin günlük zorlamalara boyun eğerek zikzaklar çizmesine neden olacak, sonuca ulaşma ve başarmanın temposunu düşürecektir. Çok Yönlülük Kapitalist sistem, bireylerin düşünce süreçlerini kısırlaştırır, iradelerini güdükleştirir, kendi sorumluluklarını alamayan ve kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye aciz bir kişilik tipolojisi ortaya çıkarır. Yaşam öyle akar ki, bireyin kendi kişiliğinin farkına varmasına ve o kişiliğinin başka bir düzeye sıçramasına engel olunur. Devrimci kadro-militan, yaşamın akışının ortaya koyduğu sınırsız durumlar ve olasılıklarla dolu muazzam zenginliği kendi kişiliğiyle bütünleştirir. Her olaya özgü bir kavrayış ve müdahale ediş yeteneği kazanır. Bu yeteneğe ek olarak, öne çıkmasını istediği olasılığa iradesini yükleyerek onun savaşçısı olur. Güç ve beceri sahibidir, iddialıdır, ve bu yeteneklerini pratik mücadele içinde ortaya çıkan yetmezliklerini sürekli aşarak sürekli yetkinleştirir. Kendi kişiliğinde bulunan tembellik gibi kaba […]