Akbelen’de sermay talanına karşı toprağını savunan İkizköy sakini Esra Işık, Saray yargısı eliyle tutukladı.
Doğa ve yaşam alanları sermayenin birikim alanlarına dönüştürülürken, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan halka, sermayenin çıkarları uğruna baskı ve açık şiddet uygulanıyor. Buna rağmen halkın ve köylülerin kararlı direnişi sürüyor. Yargı eliyle Esra Işık şahsında cezalandırılmak istenenin, halkın bu sarsılmaz iradesi olduğu açıkça görülüyor.
Öte yandan Gaziantep’te Sırma Halı işçilerinin haklı taleplerini dile getirdiği için tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in durumu da bu saldırı politikasının açık bir parçası niteliğinde. Bu tutuklamaların münferit değil, doğrudan doğruya merkezileşmiş bir siyasi iradenin ürünü olduğu anlaşılıyor.
Demokratik Talepler Gözaltı, Tutuklama Getiriyor
Sermayeye koşulsuz biat eden Saray rejimi, sermayenin karını önceleyen, birikim rejimine karşı çıkan, hakkını arayan her toplumsal kesime karşı açık şiddet kullanmaktan kaçınmıyor. Böyle bir yönetim anlayışını sistematik hale getiriyor. İşçilerin, emekçilerin, gençlerin ve kadınların en temel demokratik talepleri dahi baskı, gözaltı ve tutuklamalarla bastırılmak, sindirilmek isteniyor.
Toplumsal muhalefetin her biçimini ezmeye, halkın örgütlü gücünü zayıflatılmaya dair atılan bu adımların faşizmin kurumsallaşma sürecinin mimarisi için atılan adımlar olduğu çok açık. Ancak bu baskı politikaları emeğin haklı taleplerini ortadan kaldıramıyor; halkın doğasına, toprağına sahip çıkmasına, ekoloji mücadelesine engel olamıyor. Tam tersine artan baskı koşulları halkın dayanışmasını büyütüyor, eşitlik ve adalet mücadelesini daha da meşru ve güçlü hale getiriyor. Esra Işık, sermayenin sömürü düzeninin yargı eliyle Akbelen’de nasıl işletildiğini açık ettiği için tutuklandı.
Sermayenin Dilekçesi, Halkın Direnişi
Esra Işık’ın tutuklanmasının ve bölgedeki hukuki ablukanın arkasında enerji devlerinin iktidara yazdığı, kar odaklı ve tehditkar bir dilekçe de yatıyor. Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (Limak ve IC İçtaş ortaklığı), Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na yazdığı mektupta, bekledikleri gibi kömür çıkaramadıkları için adeta iktidara rest çekti. Şirket, köylülerin ve doğa savunucularının mücadelesi sonucu ortaya çıkan “kamulaştırmadaki engeller” ve “zeytin mevzuatı ile ilgili hukuki sorunlar” yüzünden maden sahalarını kullanamadıklarını açıkça itiraf etti. Mektupta, şirketin dışarıdan kömür temin etmek zorunda kalmasının “mali bakımdan sürdürülemez” olduğu ve “katlanılamaz maliyetler” yarattığı belirtildi. Sözleşmenin haklı nedenle feshi bile tehdit olarak masaya kondu ve devletten acilen çözüm talep edildi. Sermayenin feryadı üzerine sistem derhal yüzünü gösterdi ve sermayenin lehine karar veren yargı ile kolluğu harekete geçtiş. Şirketin mektubunda şikayet ettiği “kamulaştırma engellerini” aşmak için halkın tarım arazilerine yönelik “acele kamulaştırma” kararı devreye sokuldu. Buna direnen köylüler ve yaşam savunucuları arasındaki Esra Işık’ın payına da tutuklama düştü. Ancak İkizköy Muhtarı ve Esra’nın annesi Nejla Işık’ın adliye önünde haykırdığı gibi, şirketlerin çıkarları için 7 yıldır onuruyla toprağını savunanları hapse atarak İkizköy’ü talan edebileceklerini sananlar yine ve yeniden daha büyük ekoloji direnişleriyle karşılaşacak.
Esra Işık’ın Tutuklanmasına Neden Olan Konuşması
“Acele kamulaştırma iptal davaları Danıştay’da sürüyor. Biz buradan Danıştay’a sesleniyoruz. Burada 200 parsel için dava açtık biz. 200 parsel için! Biz bu kamulaştırmayı istemiyoruz, burası bizimdir.
Hakkımıza dokunma dedik. Mülkiyet hakkımıza dokunma dedik. Ama bakıyoruz bugün, üzerimize açılan el koyma davaları için, mahkeme heyeti keşif heyeti ile birlikte kalkmış gelmiş. Geliyorlar; ‘Kaç tane zeytin var? Yaz. Kaç tane ev var? Yaz. ‘Biz sayıdan ibaret değiliz! Bizim burada hayatlarımız var! Sizin orada ‘100 tane, 200 tane, 500 tane’ diye yazdığınız o zeytin ağaçlarına biz kaç ömür verdik, ömür! Öyle bir kalemle yazılacak, ‘Parasını öyle hadi oradan belirleyelim, yatıralım, bu da bizim olsun’ diyecek bir şey yok ortada.
Orada bizim ömürlük emeğimiz var. Atalarımızın, dedelerimizin, nenelerimizin emeği var. Mezarlarımız var tarlalarımızda. Şirket üç kuruş daha fazla kazanacak diye burada yüzlerce, binlerce insan kalksın başka yere göç etsin. Var mı ya böyle bir dünya?
İki tane şirket için yasayı değiştirmeye kalktınız. Yasayı delmeye kalktınız. Onun da davası Anayasa Mahkemesi’nde. Biz yurttaş değil miyiz? Biz insan değil miyiz? Biz bu topraklarda yaşamıyor muyuz? Biz bu topraklarda çalışıp üretmiyor muyuz? Hiç miyiz biz?
Danıştay’a sesleniyoruz! Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na sesleniyoruz! Davalarımız sizin önünüzde. Kaderlerimiz sizin önünüzde. Sizin kararınızı bekliyor. Sizin bir tane imzanızı bekliyor. Geç gelen adalete adalet denir mi? Bizim evimiz yıkıldıktan sonra, bizim dünyamız başımıza yıkıldıktan sonra sizin verdiğiniz karardan ne çıkar?
Artık bir an önce bu kararı verin! Bıçak kemikte. Dayanacak gücümüz kalmadı, sabredecek gücümüz kalmadı. Eğer bugün bir karar verilmezse, yarın burada çıkacak her türlü karışıklık, her türlü kaos, her türlü sorunda bunun sorumlusu Anayasa Mahkemesi’dir, Danıştay’dır. Çünkü o kararı vermiyor”

