Türkiye’de son yıllarda bağımsız bir sendika olarak örgütlenen ve mücadeleci tutumu ile bürokratikleşen, durağanlaşan sendikal mücadele alanına yeni bir soluk getiren Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Genel Başkanı Eren Edebali ile, sendikal mücadele ve sınıf mücadelesi hakkında konuştuk. Kapitalist üretim ilişkileri içerisinde eğitimin ve öğretmenlik mesleğinin geçirdiği dönüşüm[1] ve bu gelişmelerin gerektirdiği mücadele biçimleri ve geniş çaplı bir sınıf mücadelesinin örülmesi konusunda değerli görüşlerini bizimle paylaştığı için Eren Edebali’ye teşekkürlerimizi sunarız.
- Özel sektör öğretmenleri sendikası, Türkiye’de sendikal mücadelenin ciddi anlamda zayıfladığı bir dönem içerisinde birkaç başka sendika ile beraber çok özel bir konumda duruyor. Bu özel pozisyonun ve mücadeleci tutum nasıl inşa edilebildi ve korunabildi?
Emek mücadelesinde sendikaya belirli kalıplar ve bir şeyin benzerini yaratacak ezber formüller üzerinden bir rol biçmedik. Sendikanın bulunduğu alanı ve örgütlemeye aday kitlesini tanıma çabası ve belirli zorluklara rağmen hareketi ileri noktalara ulaştırma hedefi birini diğerine tercih etmeden devam etti. Somut talepler fiili mücadele hattı ile gündem oldu. Sadece kitlesini tanıyan değil kitlesi tarafından da tanınan ve benimsenen bir sendika üye sayısını arttırdı. Sendikaya katılan daha mücadeleci karakterlerin sendikanın mücadele kapasitesini geliştirmede aldıkları sorumluluk taban örgütlenmesinin ayaklarını kurdu.
- Aslında 10 No’lu iş kolunda örgütlü DİSK’e bağlı Sosyal-İş ve Türk-İş’e bağlı Tez-Koop-İş olmak üzere birçok sendika var. Sizin bu alanda var olan sendikalarda çalışma yürütmek yerine bağımsız bir sendikal örgütlenme içerisine girme sebepleriniz neler?
Öğretmenler, yeni bir emek rejimi içinde yerini ve yönünü bulmak zorunda. Bundan otuz yıl önceye kadar yazılan makalelerde çeşitli istihdam biçimine ayrılan ve farklı isimlerle tanımlanan öğretmenleri bulamazsınız. Oysa bugün sayısı yüz binleri bulan eğitim emekçileri, patron cephesi ile karşıt ilişki içinde olduğu eğitim (çalışma) alanında bulunuyor. Bu yeni durumu kavrayacak bir sendikal hareket zorunluydu. Sendikamızı takip edenler hem eğitim hareketinin hem işçi hareketinin parçası olduğunu görecektir. Yukarıda adı geçen sendikalar iki ayrı alanı birleştirecek hareket özgürlüğünü ve tarzı bize sunmadı, sağlayamazlar da. Bizim açımızdan yöntem ve perspektif tartışması bunlar.
- 10 No’lu iş kolu üzerinde maalesef birkaç sorum daha olacak, çünkü 4 milyondan fazla çalışan ile örgütlenmesi neredeyse imkânsız ve bu yönüyle de sınıf mücadelesinin önünde bariyer olarak duran bir iş kolu tanımlaması. Zaten yetki almanın önüne koyulan iş kolu barajı da tek başına büyük bir hukuki engel. Siz aslında işçi sınıfına dayatılan iş kolu sendikacılığına da bir alternatif getirmiş oldunuz ve iş kolu yerine bir meslek üzerinden sendikal örgütlenmeye gittiniz. Bunun ne gibi avantajları ve dezavantajları oldu sizin için? Ve bu iş kolu yerine meslek sendikacılığının Türkiye’de sendikacılığın krizine bir çözüm olabileceğini düşünüyor musunuz?
Meslek sendikacılığı yaptığımızı düşünmüyoruz. Proleterleşen nüfus içinde yer alan eğitim emekçileri sadece ekonomik ve özlük hakları için mücadele vermiyor. Eğitim mücadelesinin doğrudan sermayeye karşı verildiği bu mücadele alanında siyasal söylem ve teşhir eylemin içeriğini de belirliyor. Eğitimin kamu alanında yapılan yorumlar ve tahliller örgütlenmeye dair sabit fikirler oluşturdu. Oysa bizim açımızdan iç içe geçen, birbirini takip eden fiili mücadele hattı patron derneklerinden bakanlığa, iş yerlerinden hükümete kadar uzanan bir hat olduğunu gösteriyor. Bu nedenle taban maaş mücadelesi veren Sendikamız aynı zamanda MESEM’e karşı da militan mücadelenin öznesi haline gelebiliyor.
Mesleklerin (avukat, mühendis, mimar vs.) sendikal arayış içinde olduğu ya da meslek olarak örgütlenme tercihini yapabilecekleri olağan fakat sendikal çizgi ve emeğe yönelik saldırılar sınırları aşmak için belirleyici durumda. Sendikacılığın krizine çözümü başka yaklaşımlarda aramakta fayda var. İş kolunu sarsan ya da ona müdahale eden adımlar sendikal bürokrasi karşısında gedik açan hamleler anlamına gelecek. Başka yakınlaşmaların, arayışların da anahtarı bu olabilir. Yine de şunu belirtelim. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası her şeyin alternatifi değil ya da en doğru model değil. Faydalı işler yaptığımız gerçek ama emek hareketine dair toptan bir değerlendirmenin çözüm işareti biz olamayız. Çözüme dair bir şeyler taşıma noktasında ise iddialıyız.
- Meslek sendikacılığı demişken, sizin mücadelenizi ve başarınızı anlayabilmek için Türkiye’de eğitim sürecinde yaşanan dönüşümleri de anlamak gerekiyor. Öğretmen olmanın ifade ettikleri dışarıdan bakan biri için bile geçtiğimiz 10 – 20 yıl içerisinde epey değişmiş gözüküyor. Eğitimdeki dönüşümü ve yeni eğitim sistemi içerisinde öğretmenlikte dönüşümünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu dönüşümü karşılayabilmek için örülmesi gereken mücadele sizce nasıl olmalı?
Sermaye girişken ve fetheden yapısını eğitim alanında gösterdi. Karakterine uygun davrandı. Sermayenin bu yönelimi sermaye karşıtı mücadele yerine en fazla özelleştirme karşıtı söylemlerle teşhir edildi. Kamuda öğretmen ve öğrenci yük olarak görüldüğü için sermayeye verilen teşviklerle özel öğretim alanı büyüdü. Öğretmen emeğinin dönüşümü, koşulları geriye giden bir alandan değil sömürü biçiminin yaygın olduğu bir yerden okunmalıydı. Bu olmadı. Yani sadece kamusal eğitim zayıflamadı hızlı bir tempo ile özel öğretim de güçlendi. Bugün açısından değerlendirdiğimizde öğretmenlik çeşitli çalışma biçimleri ile istihdam edilen yapıya büründü. İşsizlik arttı. Kurulan rıza mekanizması içinde kamuda çalışamama durumu “başarısız” olmanın sonucu olarak gösterildi. Kanun ve yönetmelikler piyasacı politikaları güçlü tutacak düzenlemelerle yeninden şekillendirildi.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, kamusal eğitimi savunan bir sendika. Bugün kamusal eğitim mücadelesinin en sonuç alıcı ve tek yolu sermayeye karşı mücadeleden geçiyor. Sermayenin eğitim alanında odakları belli. Eğitim sendikalarının “kamucu” hayallerden kurtulması gerekiyor. Kamu ve özel ayrımı yapmadan örgütlerin iskeletini eğitim mücadelesinin orta yerine kuran bir anlayış yeni dönemi dikkate alarak egemen hale gelmeli. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası sadece desteklenen bir sendika olmaktan çıkarılmalı. Toplumun geniş kesimleri sermayeye karşı verilecek mücadele hattının öznesi olmalı. Bu olanaklar var. Eğitim sendikaları kamuda yerleşik hale gelen statükocu yaklaşımlardan, ayrımları politik doğruculukla ele alan dar bakış açısından kurtulmalıdır. Yeni öğretmen kuşağı ancak bu şekilde kucaklanabilir.

- 10 No’lu iş koluna dair son sorum da, aslında bu bariyerin aşılmasına dair olacak. Ben üstteki soruyla ilişkili meslek sendikacılığının ve hatta işyeri bazlı sendikacılığın önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak darbe anayasası ile beraber sınıf iş kolu sendikacılığına zorlanıyor ve diğer biçimlerin örgütlenmesi imkânsız hale getiriliyor. Siz de ne kadar meslek sendikacılığı yapmaya çalışsanız da yetki alabilmek için bu bariyerlere takılıyorsunuz. İşkolunu barajını aşacak bir örgütlenme düzeyine ulaşmak ise çok zor gözüküyor. Buna karşı sizce nasıl bir yol izlenmeli, ne gibi alternatiflere yönelinmeli?
10 No’lu iş kolunu derin okumak gerekiyor. Sadece örgütlenme becerisi ile aşabileceğimiz engeller söz konusu değil. Sendikayı kurmadan önce yaptığımız tartışmalarda 10 No’lu iş kolunu değerlendirirken baraj, yetki ve iş kolu sorununu iki sene sonra gündem yapacağımızı ifade etmiştik. Öyle de yaptık. Çünkü iş kolu tartışması da diğer konularda olduğu gibi politik doğrucu bir akılla karşılanıyordu. Sendikanın üç senelik performansı iş kolunun çok ayrı sorunlar taşıdığını somutlaştırdı. Biz de bu özgüvenle iş kolu içinde tartışmayı başlatan bir role ulaşmış olduk. Burada bariyer sadece sendikal bürokrasi ve onun ayrıcalıkları değil tabi. Sendikalar arasında rekabet, ön yargılar, sendikal uyuşukluk ya da konunun önemini kavramama da bariyerler arasında. Konfederasyonlarla, çalışma bakanlığı ile yaptığımız görüşmelerde iş kolunun politik ve örgütsel yapısının kime ya da kimlere teslim edildiğini de açığa çıkardı. Migros depo işçilerinin direniş sürecinde yaşananlar da kanıt niteliği oluşturdu diyebiliriz. İş kolunda bulunan ya da iş kolu aracılığıyla faaliyeti etkisiz hale getirilen sendikalarla ortak çalışmalar yapmamız lazım. Bu çalışmalar yeni fikir ve mücadeleler kazandırabilir. Çabamız bu yönde olacak.
- Aynı iş kolunda örgütlü diğer sendikalar ile ve aslında benim özellikle merak ettiğim eğitim emekçilerinin örgütlü olduğu diğer sendikalar ile nasıl bir ilişkiniz var? Bu alanlarda ortaklaşma zeminleri inşa etmek mümkün oluyor mu?
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, yöntem tartışması üzerine kuruldu. Yöntem belirlenirken en önemli kıstaslardan biri de birlik olarak görüldü. Sendikanın iç birliğinde ısrar edilecek olan anlayış grupçu tavra ve adımlara izin vermeyen bir yönteme dayandırıldı. Açıkçası sendikalar bu konuda pek başarılı örnekler sunmadı. Geçmişin eleştirisi geleceğe doğru atılacak adımlar için örnek teşkil ediyor. İç birlik grupların birliğine dayanmıyor. Bunu şu nedenle belirtiyorum. Sendikayı nasıl inşa ederseniz hareketin ve çevre güçlerin olanaklarından da o kadar faydalanırsınız. Bu mücadele içindeki diğer güçler için de geçerli. Buradaki netlik hem hareket özgürlüğü hem temas etmede esneklik sağlıyor. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, mücadelede samimi olan herkesle temas eden ve iş yapan bir sendika. Eğitim sendikaları başta bizi anlayamadı. Bu bizim varlığımızla ilgili bir durum değildi. Bu alana dair akıl/strateji geliştirmemenin eksikliğini hissettirdiler. Biz yol aldıkça ilişki gelişti. Eğitim Sen ve Eğitim İş ile iyi ilişkilerimiz bulunuyor. Ortaklaşma zeminleri inşa etmek elbette mümkün.
- Bir diğer merak ettiğim şey sendikal mücadeleyi genel sınıf mücadelesi içerisinde nasıl bir bağlama oturttuğunuz. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu politik atmosferi de düşünerek ve sınıfın karşı karşıya kaldığı saldırıların çeşitliliğini sendikal düzlemde karşılamak sizce mümkün mü? Değilse sendikal mücadelenin ne gibi destekleyici güçlere ihtiyacı var?
Sendikaların örgütlenme oranı yüzde 14. Bu oranın içinde mücadeleci güçlerin, ileri ve öncü işçilerin sayısı oldukça az. Bu nedenle sadece istatistik üzerinden sınıf hareketi ile ilgili değerlendirmeler yapmak doğru sonuçlar vermez. Bahsettiğiniz politik atmosfer sınıf hareketinin düzeyi ile eş gitmiyor hatta çoğu zaman sınıf hareketi politik olarak diğer politik gündemlerin altında kalıyor. Hegemonyayı sınıf içinden nüfusun diğer tabakalarına taşıyacak bir odağa ya da çekim merkezine ihtiyaç var. Sendikal alanda azlıktan bahsettim. Az olma durumu hareketin görevlerini karşılama noktasında zayıflık anlamına da geliyor. Bu zayıflığı sadece direnerek ya da politik olarak en doğruları ifade ederek gideremeyiz.
Mücadeleci sendikalar ekonomik ve özlük hakları mücadelesinin cenderesinden kurtulamıyor çünkü bu alanda büyük bir yük ve beklenti var. Sendikaların karakteristik yapıları üyesinin üretimde edindiği rol ve yaşamla kurduğu bağla şekillenebiliyor. Bu da sendikanın çizilmeyen ama ona kendisini dayatan politik sınırlarını gösteriyor. Bir yandan ileri işçilerin ve direnişlerde yetişen, güven kazanan öncü işçilerin politik mücadeleyi de inşa edebilecek araçlara ihtiyaçları var. Siyasi örgütlerin sınıf içinde daralan güçleri yalnız başına bir odak olma şansı vermiyor. Bu yönde kurulan örgütler ya da dağılıyor ya da muhafaza ediliyor. Tam da buraya dair de bir yöntem sorunu var.
Alışkanlıklardan vazgeçen, sınıf bilinçli işçilerin yön verdiği, başka kimliklerin anonimleşmeyi becerebildiği ara form/komite ve konsey çalışmasına ihtiyaç var. Güvencesizliğin artması ile yeni sendikalar kuruldu. Bu sendikaların kurulmasında sınıf bilinçli kişiler rol aldı. Potansiyel az değil. Bu arkadaşlarımız ciddi deneyimler edindi. Onların yapması gereken başka şeyler de var. Şemsiyeyi hep düz tutmamız lazım. Sendikaları yoran, daraltan, onları zayıflatan yaklaşımlar var. Sendikal bürokrasi karşısında doğru işler yapmak “devrimci” sendikacılık yaptığımız anlamına gelmiyor.

- Son olarak biraz da aslında hukuki olarak yetki barajına takılmanıza karşın, sendika olarak çok önemli bir fiili mücadele yürütüyorsunuz. Benzer durumlardaki diğer mücadeleci sendikalara da örnek göstermesi adına, bu mücadeleyi hangi kanallardan yürütmeye çalışıyorsunuz ve bizlere de moral vermesi adına ne gibi kazanımlar hangi koşullarda elde edildi?
Birim çalışması yürütüyoruz. Örgütlenme alanlarının farklı ve özgün yanlarını dikkate alarak birimlere ayrılıyoruz. Taban çalışmasını esas alıyoruz. Sendikanın mücadele kapasitesinin güçlenmesini sağlayacak olan şey de tam olarak taban örgütlenmeleri. İl Meclislerimiz ve ülke genelini kapsayan Temsilciler Meclisimiz var. Yerel çalışmaların dışında merkezi eylemlerin kararı da Temsilciler Meclisinden çıkıyor. Yukarıdan alınan kararlar yalnızlık yaratır. Temsilciler Meclisinde alınan pratik kararlar çalışma ve faaliyet komisyonları ile uygulanabilir hale getiriliyor. İnsanlar yeteneklerine göre ya da gönüllü olarak bu ekiplere katılıyor. Görevlendirme de oluyor tabi. Emek koyan insan sayısı çok olunca motivasyon da artıyor. Yine de bu çalışmaların eksiği çok. İdeal olandan henüz uzaktayız.
Okul baskınları yapılarak kazanılan idari izin ve tatil hakkı, iş yerlerinde verilen ücret mücadeleleri bu işleyişle kazanıldı. Bahçeşehir Okullarında öğretmenler asgari ücretle çalışıyordu. Bugün onlarca kampüste ücret ortalaması asgari ücretin dört katı ve üstüne çıkmış durumda. Bu sadece bir örnek. Online toplantılar bizim için kritik rol taşıyor. Mesai saatleri çoğunlukla uzaktan toplantılara izin veriyor. İlk dönemlerde çok sayıda iş yeri örgütlenmesi online toplantıların katkısı ile kuruldu. Merkezi eylemlerin sonucunda mutlaka kısmı başarılar elde edildi. Patron dernekleri ve bakanlıkla alınan görüşmeler, taleplerin tartışılır hale gelmesi ve özlük haklarının konuşulacağı resmi toplantı. Birbirini takip eden fiili mücadelelerin sonuçları arasında. Başarmamız gereken çok şey var.
[1] Doğrudan bu dönüşüme dair kapsamlı bir değerlendirme için aynı sendika üyesi İpek Karenfil’in sitemizde yayınlanan yazısının okunmasını öneririz: https://www.elyazmalari.com/2026/03/01/siniflardan-guvencesizlige-ozel-sektorde-ogretmen-olmak/

