2026’nın ilk sabahında, iktidar öncülüğünde Galata Köprüsü’ne akın eden kalabalıklar “Sinmiyoruz, susmuyoruz, Filistin’i unutmuyoruz” sloganlarıyla yeri göğü inletiyordu. İktidarın yeni halefi olarak görülen Bilal Erdoğan da mitingdeki konuşmacılar arasındaydı. Ancak meydanlarda “susmuyoruz” nidaları yükselirken, Ceyhan’dan kalkan gemiler takip cihazlarını kapatıp sessizce İsrail’i beslemeye devam ediyordu.
Türkiye, Haziran 2024’te İsrail ile ticareti resmen sıfırladığını duyurmuştu. Buna rağmen veriler, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden İsrail’e akan petrolün kesilmek bir yana, rekor seviyede arttığını ortaya koyuyor.
Resmi verilere bakıldığında Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret durmuş görünüyor; ancak Kpler ve Vortexa gibi enerji piyasası verileri, ticaretin sadece şekil değiştirdiğini belgeliyor. Gemilerin Otomatik Tanımlama Sistemlerini kapatması, varış limanlarını kâğıt üzerinde Mısır veya Kıbrıs olarak gösterip rotayı İsrail’e kırması, daha önce İran veya Rusya’nın yaptırımları delmek için başvurduğu karanlık filo taktiklerinin artık bu hatta da uygulandığını gösteriyor. 2025 yılında sevkiyatın yüzde 31 artarak günde 94.000 varile ulaşması, bu hattın İsrail enerji güvenliği için hayati önemini koruduğunu kanıtlar nitelikte.
Türkiye ticareti durduk diyor. Yapılanlar açığa çıktığında ise taşınan petrolün mülkiyetinin Azerbaycan’a ait olduğunu ve satışın SOCAR tarafından yapıldığını belirterek taşıyıcı rolüne sığınıyor. Meydanlarda sözde Filistin söylemleriyle halka oynayan iktidar, gerçekte ise soykırıma destek oluyor.
İsrail’in kullandığı petrolün yüzde 46,4’ü Türkiye topraklarından geçiyor.
Hukuki Zırh: “Ev Sahibi Hükümet Anlaşması”
İktidarın “petrol bizim değil, biz sadece taşıyıcıyız” savunmasının temelinde, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattının uluslararası statüsü yatıyor. Türkiye, bu antlaşma ile petrolün akışını durdurması halinde ağır tazminatlar ödeme riskiyle karşı karşıya olduğunu iddia ediyor. Ancak hukukçular, BM’nin Soykırımı Önleme Sözleşmesi’nin bu tür ticari anlaşmaların üzerinde olduğunu hatırlatıyor.
BTC hattı sadece bir boru hattı değil, Batı’nın enerji güvenliği için stratejik bir arterdir. BP ve SOCAR’ın domine ettiği bu konsorsiyumda Türkiye’nin “vanayı kapatma” iradesi, sadece İsrail ile değil, küresel enerji devleriyle de karşı karşıya gelmek anlamına geliyor.
Kısacası, meydanlardaki sloganların gürültüsü, limanlardaki sessiz operasyonları örtmeye yetmiyor. Türkiye’nin 2024’te ilan ettiği “ticari ambargo”, enerji koridorlarında adeta bir “hayalet trafiğe” dönüşmüş durumda.

