Sanırım “Ağız yaktığına göre aş; baş yardığına göre taş olsa!” diye düşünüyordur Suriye halkları; dünün İŞİD Lideri, bugünün Suriye geçici Cumhurbaşkanı Colani (Ahmet El Şara) için. Küresel emperyalist güçlere şirin görünerek kendine yer edinmeye çabalasa da Alevilere, Dürzilere, Kürtlere, Hristiyanlara, Laik Sünnilere zulüm uygulayarak gerçek yüzünü gizleyemiyor.
Colani’yi Türkiye allayıp pulluyor, ABD giydirip kuşandırıyor; kumaşını da İsrail biçiyor. Böylece Suriye’deki iktidar olamayan HTŞ iktidarına “meşruiyet alanı” yaratılıyor.
Geçtiğimiz ay, Colani’nin BM Genel Kuruluna (9-28 Eylül 2025) davet edilip konuşma yapması, önemli bir politik hamle oldu. HTŞ’nin cihatçı, çeteci yönetimine 3. büyük meşruiyet kazandırma hamlesi yapıldı denilebilir. Birincisi HTŞ yönetiminin Esat rejiminden sonra “Yeni Suriye iktidarı” olarak tanınması, ikincisi Trump’la Colani’nin görüşmesi ve sonrasında “Ekonomik yaptırımların” kaldırılması, üçüncüsü de BM Genel Kurulundaki davetlisi olarak kürsüde konuşmasıdır.
Gerçekler Söylenmedi
Colani’nin konuşması baştan sona gerçekleri çarpıtma üzerine kuruluydu. Barışçı, birlikçi, güvenlikçi bir dil kullanarak “Yeni Suriye’ye halkların entegrasyon meselesini” çokça vurguladı. Ademi merkeziyetçi yapının Suriye’yi böleceği, buna izin verilmeyeceğini belirtti. Tamamıyla Suriye gerçeklerinden uzak bir konuşma. Parlat taralı saçlarıyla cihatçılığını, sözleriyle de Suriye’nin halklar mozaiği gerçekliğini gizliyordu. Hem eşitlikten, barıştan bahsetti; hem de oradaki çoklu halklar dinamiğini, yerel özgün çözüm olanaklarını reddetti. Bu anlayış Suriye’yi iktidarsızlığa, parçalanmaya götürebilir.
Suriye’de işleyen şey, İsrail’in “Güvenlik sorunu” planıdır aslında, bu kuşku götürmez bir olgu. Zaten şu an ABD’nin önündeki büyük görev de Colani yönetiminin İsrail’le “Güvenlik Anlaşması”na varması. Bunun için de ne gerekiyorsa yapılıyor. Ambargolar da kaldırılıyor, seyahat yasağı da (şu bilgiyi atlamayalım, Colani Genel Kurula giderken sadece seyahat yasağı kaldırıldı; BM nezdinde HTŞ terörist örgüt listesinden çıkarılmadı) BM’de konuşma da sağlanıyor.
Aslında bütün olanlara “Al gülüm ver gülüm” boyutuyla da bakılamaz. Yani HTŞ iktidarının attığı adımlara karşılık olarak “Batı” uygun adımlar atıyor gibi görünüyor ama gerçeği bu değil. Zaten Colani önceden hazırlanmış, iktidara getirilmiş, projelendirilerek İŞİD’ten ılımlılaştırılıp küresel güçler için ehlileştirilmişti.
Şimdi de plan tıkır tıkır işliyor. İsrail Suriye’yi adım adım kuşatıyor, Şam’ı bombalıyor, güç gösteriyor, Colani ise ne denirse yapıyor. Tam da bir işbirlikçilikle terbiye edilmiş lider tipolojisi.
Suriye’de Türkiye-İsrail Hesaplaşması ve Kürtler
Suriye’de adı konulmamış, derinden derinden bir Türkiye-İsrail hesaplaşması yaşandığını tespit edebiliriz. Gerek söylemlerde gerekse de küçük askeri hamlelerde…
İsrail, bölgede İran ve Hizbullah direniş eksenini kırdıktan sonra; Suriye’de esas çatışacağı gücün Türkiye olduğunun farkında. Türkiye de İsrail için benzer düşünüyor olmalı ki Bahçeli “süreç” politikasını İsrail tehlikesine işaret ederek gerekçelendirdi.
Şu kabul edilmeli ki bölge dinamiklerinde Türkiye’nin esas anlaşması gereken güç, Kürtler. Genelde KÖH, özelde SDG ile bölgede tam anlamıyla bir güç birliği sağlanmış değil. Bundan çok İsrail’i Kürtlerden uzak tutma politikası hâkim. Bunun içinde HTŞ örgütüne dayanarak İsrail’e büyük tavizler veriliyor. Yeter ki İsrail Kürtlere yanaşmasın.
Kürtlerin Birliği Güçleniyor
Colani’nin BM hamlesi neticesinde hemen şu soru akla geliyor: “Colani güçlenerek çıktı, Kürtler de iddiasından vazgeçer mi?” Evet, doğrusu Colani açısından bu büyük bir kazanç, ABD’nin ise SDG’yi vazgeçilebilir güç olarak gördüğünü belirten bir hamle manasına geliyor bu. Ama güç dengeleri de hareket halinde, yerinden durmuyor ve yeni denklemler oluşuyor.
Suriye’de SDG ötelenip Kürtlerin gerçekliği reddedildikçe, bölgesel “Kürt birliği” girişimleri de güçleniyor. Yapılan konferanslarda KDP, YNK, SDG arasında Kürtlerin birliği pekişirken; bunun aurasında bölgedeki halk dinamiklerini de (Arap, Ezidi, Dürzi, Alevi, Hristiyan, Türkmen, Laik Sünni) yanına çekiyor.
SDG değil de HTŞ’nin desteklenmesinin başka bir tepkisel varyasyonu ise genel olarak Siyasal İslam, özelde bölge İslamcı-Cihatçı güçleri açısından tehlike arz etmesi. Dünün İŞİD’i olan HTŞ desteklenip, HAMAS ve HİZBULLAH dışlandıkça, İslami hareketlerde yeni çatlamalar oluşabilir.
Süreç, Öcalan ve Uçum’un Açıklamaları
Kürt sorununa bağlı olarak “süreç” devam ederken Cumhurbaşkanı danışmanlarından Mehmet Uçum’un “Özel Geçiş Yasası”ndan bahsetmesi önemliydi. Bu, bölgesel güç dengelerini gözeten yerden KÖH ile demokratikleşme ve barış hamlesi alanında önemli bir adım olabilir. Uçum’un hemen arkasında Anayasa’da “Türk vatandaşlığı” ve “Türkçeden başka diller” meselesinin kapsamının genişletilebileceği mesajı vermesi; her ne kadar iç politika için, AKP iktidarının devamlılığı ağırlıklı bir içerik taşısa da kritik açıklamalardı.
Yakın tarihlerde Öcalan da bir mektubunda Arap aşiretlere gönderdiği mesajda, üstü örtülü olarak da olsa SDG çatısı altında Kürtlerle Arapların birliğini vurguladı.
Bahçeli’ye göre “süreç” SDG’nin silahsızlanmasını da kapsıyor. SDG ise özellikle Dürzi ve Alevi katliamlarından sonra “silahsızlık” ölüme yatmak anlamını taşır diyor.
Bu Gidişat Nereye?
Bölgenin “istikrar ve insicam”dan uzaklığı sürerken Türkiye durumu hep “fırsat” olarak gördü, bu politik istikamet devam ediyor. Meselenin “tedbir” yönü düşünülmüyor. Demokratik, hukuki ve barış zemininde bölgede Kürtlerle ortak adımlar atabilecekken, çatışmaların yolu açılıyor. Yerel kaynakların belirttiği gibi İsrail-Türkiye hesaplaşması kızıştıkça da ülkeler arası yeni sıcak savaşların olması tehlikesi doğuyor.
KÖH ile girilen süreç uzadıkça yeni dengelerde atılacak adımların önüne daha karmaşık engeller örülüyor. Dolayısıyla Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü Türkiye’de ve bölgede atılacak en doğru adım olduğu görülmelidir.

