Erdoğan’ın bütün ikbalini Trump’ın dizlerinin dibinde aramaya gittiği Erdoğan-Trump görüşmesi gerçekleşti.
İktidarın küçük ortağı Bahçeli’nin “Taleplerimiz görülmüyorsa her iki yöne bakma zamanı gelmiştir” diyerek Rusya ve Çin ile yeni bir ittifak kurma blöfü önden bir gündem belirleme olarak ortalarda dolaştırılsa da; ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıkça “Erdoğan’a meşruiyet vereceğiz” söylemi, bu meşruiyetin hangi koşullarda ne pahasına verileceğini ve iplerin kimin elinde olduğunu bu görüşmede bir kez daha gözler önüne serdi.
Erdoğan-Trump görüşmesi, klasik bir “diplomasi şovu”ndan ziyade, hileli, gayrimeşru iktidarın bir süre daha ABD desteğiyle ayakta kalması karşılığında ülkenin işçi ve emekçilerinin ürettiği servetin transfer edilmesi ve Türkiye’yi ABD emperyalizminin tam bir aparatı yapma anlaşmasıydı.
Öyle ki; bu ikbal ve iktidar pazarlığında uçak, nükleer ve doğalgaz anlaşmaları yapıldı. Enerji hatlarından askeri koordinasyona, göç rejiminden Ortadoğu’daki yeni rol paylaşımına kadar birçok konu masada yer buldu. ABD ürünlerine ithalat kolaylığı getirildi. Karşılığında ise emperyalizme daha fazla teslimiyet vaat edildiği çok katmanlı bir mutabakat zemini oluşturuldu. Siyasi iktidar, savaş politikalarının kapitalist ekonominin işleyişini sağlayan ana araçlar olduğundan hareketle, emperyalizmin, şirketlerin, silah sanayisinin ve bölgesel egemenlik mücadelelerinin ihtiyaçlarına hizmet edecek bir eksende, bölgesel savaş politikalarının taşeronu olmaktan imtina etmeyerek, özellikle Suriye merkezli gelişmelerde, ABD çıkarlarına uyumlanmış bir pozisyon alacağını bir nevi ilan etmiş oldu.
***
Erdoğan-Trump görüşmesinde açığa çıkan fotoğrafı aynı zamanda, hemen evvelinde Lahey’de yapılan Nato Zirvesinde alınan yüzde beş oranında savunma kapasiteleri ve silahlanma harcalamalarının artırılması kararı ve Türkiye’de son dönemde savunma sanayi merkezli yürütülen politikalar ışığında değerlendirmek gerekir.
Saray oligarşisi bir yandan “meşruiyet mühendisliği” yaparken, Filistin/Gazze ikiyüzlülüğünün çıplak görünümü olan ve Orta Doğu’da akan kanın daha da şiddetleneceğinin emarelerini sunan Trump zirvesine sırtını dayayıp, tıkanan sermaye birikim koşullarını savaş politikalarıyla silah tüccarlığı üzerinden yeni birikim alanlarına doğru yelken açıyor. Bir yandan da ekonomi politik ajandasını OVP ile güncelliyor.
İstanbul’u zor aygıtlarıyla abluka altına alıp, CHP İl yönetimine kayyım atayarak seçme seçilme hakkını gasp ettikleri günün gecesinde açıklanan 2026-2028 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program (OVP) ile IMF’yi mumla aratacak kemer sıkma uygulamalarını da aşan politikaların hayata geçirilmesi için kolları sıvamış durumdalar.
OVP hedeflerinin tamamı emek piyasasındaki dönüşüm üzerine kurulu. Emeğin daha da ucuz sağlanması, güvencesizliğin genel çalışma biçimine dönüşmesi, çocuk işçiliğinin daha da yaygınlaşması ve işsizliğin artması üzerine bina ediliyor her şey.
***
“IMF’siz IMF programı” olarak vücut bulan Erdoğan-Şimşek programı, tüm ücret ve maaşların baskılanması, çalışma sürelerinin yeniden yapılandırılması, emekçilerin kıdem tazminatı, emeklilik gibi kazanımlarının hiç edilmesine yönelik bir emek rejimi vaadediyor.
Emekçilerin çalışma sürelerini uzatan, kazanılmış haklarını tasfiye eden, ‘güvenceli esneklik’ adı altında geleceğini belirsizleştirerek güvencesizleştiren keskin bir sınıf savaşımına işaret ediliyor.
Kamu-özel ortaklığı ile yağma düzeni kalıcılaştırılıyor. Kamu kaynaklarının özel sektöre peşkeş çekilmesi ve servet hortumlaması OVP ile temel bir politika haline getiriliyor.
Öyle ki “genel devlet dengesi” başlığı altındaki veriler, kamunun elindeki varlıkların satışına dayalı gelir beklentilerini ortaya koyuyor. 2025 yılında 21 milyar lira olarak tahmin edilen özelleştirme gelirlerinin, 2026’da 185 milyar liraya ulaşacağı öngörülüyor. Bir yıl içinde özelleştirme gelirlerinde yaklaşık 9 katlık bir artış hedefleniyor. 2026’da tarihin en yüksek özelleştirme hamlelerinin hayata geçirilmesi öngörülüyor. Son OVP’de yüzde 17,5 olarak belirlenen 2025 enflasyon hedefi bir kez daha revize edilerek yüzde 28,5’e yükseltiliyor.
Velhasıl-ı söz konusu program; yüksek enflasyon, düşük ücret, yoğun işsizlik ve güvencesizliğin kalıcılaşması üzerine inşa edilmiş bir kriz yönetme stratejisi geliştirerek “krizle yaşama modeli” sunuyor emekçi milyonlara.
Güncellenen OVP ile “tamamlayıcı emeklilik sistemi” adı altında vatandaşın ücretinden yeni bir kesinti yaparak yeni bir fon oluşturma yoluna gidiliyor. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) 2026 yılının ikinci çeyreğinde hayata geçirilecek, uygulama kapsamında milyonlarca çalışanın maaşından ikinci bir emeklilik kesintisi yapılarak, her ay yüzde 3 oranında zorunlu kesintiye gidilecek. Emeğin kazanımları topyekûn hiç edilirken, sermayenin çıkarları daha da tahkim edilecek.
Zira ruhu emek-emekçi düşmanlığıyla hazırlanan bu program aynı zamanda çocuk, genç ve kadın emeğinin daha da fazla sömürülmesi hedefleriyle harmanlanmış bir sermaye saldırı programı. Örgün eğitim müfredatına okuldan fabrikaya erken transfer hedefiyle ‘çalışmanın faziletleri’ dersleri yerleştiren, OSB’lerde bölge yatılı çalışma kamplarını tahayyül eden bir somut yol haritasına sahip.
***
Velhasıl-ı Türkiye emekçi sınıfları emperyalizme göbekten bağlı çoklu bir saldırı programı karşı karşıya. Bunun karşısındaysa; birleşik siyasal bir hat kurarak faşizmi geriletmek için gedikler açmaya, ortak bir yurttaşlık kavgası vermeye, geçim derdini düzen karşıtı mücadeleyle birleştirip keskinleşen sınıf savaşımında örgütlü bir saf tutmaya ihtiyacımız var.

